Bilgisayarın başından kalktığımda ayaklarım yere basıyor ama ben henüz yerde değilim. Saatler sürdüğünü bile fark etmediğim bir işi bitirdim. Ortada güzel bir sonuç var. Ve içimde kocaman, sessiz bir boşluk.
Bu tabloyu çok iyi tanıyorum ve bu yazı tam olarak hiperodak sonrası çöküş hakkında. Daha önce hiperodağın kendisini anlatmıştım; burada ardından gelen kısmı konuşmak istiyorum, çünkü az konuşuluyor ve çoğumuz onu yanlış yorumluyoruz. İçeri girerken şarkı gibi akan şey, çıkarken sanki bütün enerjimi bir anda bir yere boşaltmışım gibi bir hâle dönüşüyor.
Kısaca: Hiperodaktan sonra gelen bitkinlik, boşluk ve huzursuzluk sık yaşanan bir şey. Beden ihtiyaçlarının ertelenmesi, zihinsel yorgunluk ve yön değiştirmenin zorluğu bunu açıklayabilir. Çöküşü sıfırlamak mümkün olmasa da hafifletmek mümkün; en önemlisi onu bir başarısızlık sanmamak.
Hiperodak sonrası çöküş bende nasıl görünüyor?
Çöküşün hâli her seferinde birebir aynı olmuyor, ama bende genellikle şu işaretler bir arada geliyor:
- Zihin sislenmiş gibi, basit bir cümleyi bile toparlamak zor.
- Bir kıpırtısızlık hâli. Kalkıp bir şey yapmak istemiyorum, ama dinlendiğimi de hissetmiyorum.
- Duygusal olarak hassaslık. Küçük bir şey beni kırabiliyor ya da gözlerimi doldurabiliyor.
- Baş ağrısı, sırt ağrısı, kuru bir ağız. Bedenim o saatlerin hesabını çıkarıyor.
- “Şimdi ne yapacağım” duygusu. Az önce çok anlamlı olan şey bitti ve geri kalan her şey bana soluk geliyor.
Bu son madde bende özellikle zor. Hiperodakta her şey net ve canlı. Çıkınca dünya birdenbire gri gibi duruyor. Bu, gerçek bir hüzün değil, bir kontrast; ama o anda gerçek gibi hissettiriyor.
Çöküş neden yaşanıyor?
Kesin biyolojik açıklamalar yapacak bir uzman değilim. Sadece kendi gözlemimle mantıklı bulduğum birkaç nedeni paylaşıyorum:
Beden ihtiyaçları ertelenmişti. Hiperodakta su içmiyor, yemek yemiyor, kalkıp esnemiyorum. Çıkınca bedenim bir anda hepsini birden talep ediyor. Susuzluk, açlık ve pozisyon yorgunluğu çöküşün büyük kısmını oluşturuyor olabilir.
Zihin yorulmuş. Uzun süre aynı konuya yoğun odaklanmak, kaslarla yapılan bir efor kadar gerçek bir efor. Normalde fark etmiyorum çünkü ilgi beni taşıyor. Taşıma bitince yorgunluk ortaya çıkıyor.
Geçiş zor. Bir hâlden başka bir hâle geçmek DEHB'li zihin için zaten güç. Hiperodaktan çıkıp “sıradan” hayata dönmek, sert bir geçiş gibi geliyor.
Ödül hissi düşüyor. Yoğun ilgi bir tür canlılık veriyor. Bittiğinde o canlılık çekiliyor ve ortada bir boşluk kalıyor. Bunu yaşadığım zamanlarda kendime “bu ruh hâli geçici” demek bana yardımcı oluyor.
Çöküşün yanlış yorumlanması
En büyük zorluk, bu çöküşü kişisel bir başarısızlık olarak okumak oldu. “Demek ki ben gerçekten yetersizim, bir şey yaptıktan sonra bu kadar bitiyorsam” gibi bir iç ses bende sık sık çıkıyordu. Oysa bu, kişiliğimle ilgili bir kanıt değil; yoğun bir efor sonrası verdiğim doğal bir tepki.
Bir başka yanlış okuma da, çöküşü cezalandırmak: “madem bu kadar yoruldum, bari bir şey yapmayayım” diyerek o akşamı tamamen kaybetmek ya da tam tersi, “şimdi telafi edeyim” diyerek kendimi bir yeni işe sürmek. İkisi de bana iyi gelmedi.
Çöküşü hafifletmek için denediklerim
Hiçbiri herkes için işleyen bir reçete değil. Ama bazıları çöküşün sivri yanlarını yumuşattı:
- Çıkmadan önce yumuşak bir bitiş. Hiperodağı aniden kesmek yerine, “son on dakika” diyerek bir yere not alıyorum: nerede kaldım, yarın nereden başlayacağım. Bu, zihnimin işi askıda bırakmasını kolaylaştırıyor.
- Baştan zamanlayıcı kurmak. Yoğun işe dalmadan önce telefona ya da masaya iki ya da üç saatlik bir hatırlatıcı kuruyorum. Sinyal geldiğinde işi bitirmiyorum bile; sadece su içip esniyorum.
- Su ve basit bir atıştırmalık. Çöküş başladığında en kolay yapabileceğim şey bu. Yemek hazırlamak çok gelirse, zaten hazır bir şey yiyorum.
- Beş dakikalık beden geçişi. Kalkıp pencereye gitmek, yüzümü yıkamak, kısa bir yürüyüş. Bedenimin “şimdi başka bir yerdeyim” demesine izin veriyorum.
- Akşamı hafif tutmak. Hiperodaktan sonra önemli bir konuşma, karar ya da zor bir iş planlamamaya çalışıyorum. Yorgun zihin o işlere uygun değil.
- Kendime yumuşak konuşmak. “Bu bir tükenme, bir ceza değil” cümlesi basit ama bana iyi geliyor.
Çöküşü çevremdekilere anlatmak
Çöküşün bir de sosyal tarafı var. Hiperodaktan çıktığımda çevremdeki insanlar çoğu zaman benim ne yaşadığımı bilmiyor. Bir saat önce enerjiyle dolu olan kişi, şimdi sessiz, dalgın ve biraz kırılgan. Bu, dışarıdan bakınca “ne oldu sana, bana mı kızdın?” sorusuna yol açabiliyor.
Bu yüzden yakınlarıma önceden kısa bir cümle söylemeyi öğrendim: “Bu işin ardından biraz boşalıyorum, bir iki saat sessiz kalabilirim, seninle ilgisi yok.” Bu cümle, hem benim açıklama yükümü hafifletiyor hem de karşımdakinin beni yanlış anlamasını engelliyor. Henüz kimseye anlatamadıysan, kendine bunu yazılı olarak söylemek de işe yarıyor.
Toparlanma için küçük bir akşam sırası
Çöküşten sonraki ilk saatler için kafamda yarı hazır bir sıra tutuyorum. Her seferinde uygulayamıyorum, ama olduğunda fark ediyor:
- Önce su ve küçük bir yiyecek.
- Sonra bedeni hareket ettiren beş ya da on dakika. Yürüyüş, germe, duş.
- Ardından düşük uyaranlı bir şey. Sakin bir müzik, kısa bir dizi bölümü ya da sadece sessizlik.
- Son olarak, yarın için tek bir şey yazmak. Birden fazla değil, yalnızca bir.
Bu sıra bana bir şey yapmış olma hissi veriyor ama beni bir daha yormuyor. Çöküşün ortasında “ben ne yapacağım” sorusuna cevap vermek zor olduğu için, cevabın hazır olması bana büyük rahatlık sağlıyor.
Önceden planlamak mümkün mü?
Hiperodağın ne zaman geleceğini her zaman bilmiyorum. Ama bazı işlerin bende hiperodağa neden olduğunu tahmin edebiliyorum. O işlere başlamadan önce küçük bir “çıkış planı” yapıyorum: önümdeki iki saat içinde yeme içme için ne yapacağım, akşam için ne planlıyorum, işi nerede bırakacağım.
Bir de şunu fark ettim: hiperodak ve çöküş birbirine bağlı bir paket. Bazen en iyi yaptığım iş, çöküşün bedelini ödemeye değer çıkıyor; bazen de o işten çıkarken “keşke bu kadar uzatmasaydım” diyorum. Hangisi olduğunu o an bilmek zor, ama sonradan bakınca öğreniyorum. Bu yüzden her hiperodak sonrasında kendime bir cümle yazıyorum: bu seferki bedeli neydi, değer miydi?
Çöküş uzadığında
Hiperodaktan sonraki yorgunluk ve boşluk çoğu zaman bir iki gün içinde hafifliyor. Ama bu çöküş günlerce sürüyorsa, uyku ve iştahını belirgin biçimde bozuyorsa, hiçbir şeye ilgi duymuyorsan ya da umutsuzluk hissediyorsan, bunu sadece hiperodağın bir yan etkisi olarak görmek yerine bir psikiyatriste ya da psikologa anlatmanı öneririm. Kendine zarar verme düşüncen varsa vakit kaybetmeden 112'yi ara.
Kendime not
Hiperodak bende ışık gibi bir şey, ama ışığın bir gölgesi var. Gölgeden korkmak yerine nereye düştüğünü bilmeyi seçiyorum. Çöküş geldiğinde “yine başladı” demek yerine, “tamam, bir şeye çok emek verdim, şimdi toparlanma zamanı” diyorum.
Sen de bir sonraki sefer, yoğun odağından çıktığında kendine birkaç dakika ver. Su iç, pencereye bak. Boşluğun bir şey kanıtlamadığını, sadece yorgun olduğunu hatırla.