Bir ortamda tuhaf bir sessizlik olduğunda, ağzımdan bir cümle çıkıyor ve kimse beklemediği bir anda gülüyor. Bazen o cümle planlı değil. Düşünmeden çıkıyor, ben de herkesle birlikte şaşırıyorum. Bu çoğu zaman güzel bir his. Bazen de sonradan “keşke söylemeseydim” diye iç geçiriyorum.
Mizah, DEHB'li olarak kendimde en sevdiğim ve aynı zamanda en çok sorguladığım taraflardan biri. Bu yazıda DEHB ve mizah arasındaki ilişkiyi, espri yeteneğinin bana ne verdiğini ve nerede beni savunmasız bıraktığını anlatmak istiyorum. Genelleme yapmayacağım: sadece kendi gözlemlerimi paylaşıyorum.
Kısaca: DEHB'li birçok kişi mizahı hem bağ kurmak hem de zor duyguları hafifletmek için kullanıyor. Hızlı bağlantı kuran zihin esprilere uygun olabilir; ama mizah bazen maskeye ya da kendini küçültmeye de dönüşebilir. Fark etmek, ona yönelmeyi bırakmadan dürüst kalabilmeyi sağlar.
DEHB ve mizah: zihin neden espriye yatkın olabiliyor?
Bunu kesin bir bilgi gibi söyleyemem. Sadece kendi gözlemimi ve çevremde duyduklarımı aktarabilirim.
Mizahın çoğu şaşırtmaya dayanıyor. Bir şeyin sandığımız gibi gitmediğini, iki ilgisiz şeyin birdenbire yan yana geldiğini gösteriyor. Zihnim zaten böyle sıçramaya yatkın. Bir konudan öbürüne hızla geçtiğimde, farklı iki fikrin arasında beklenmedik bir köprü bulabiliyorum. Bazen bu köprü gülünç oluyor.
Bir de anlık tepki var. Konuşmanın akışında bir şey söylemek istediğimde, bekleyip kusursuz hâle getirmek yerine içimden geldiği gibi söylüyorum. Espride zamanlama önemli ve ani tepkiler bazen tam zamanına denk geliyor.
Ama tersi de var. Aynı hız, yersiz bir şakaya da yol açabiliyor. Bunu daha sonra konuşacağım.
Mizahın bana verdiği şeyler
Espri yapabilmek, benim için birkaç şeyi birden yapıyor:
- Bağ kurmak. Birini güldürdüğümde aramızdaki mesafe kısalıyor. Yeni tanıştığım insanlarla ilk buzları kırmanın en kolay yolu çoğu zaman bu.
- Gerginliği düşürmek. Gergin bir toplantıda ya da tatsız bir sohbette doğru bir cümle havayı yumuşatabiliyor.
- Zor bir şeyi söylenebilir kılmak. Unutkanlığımı, dağınıklığımı ya da geç kalışımı bir espriyle anlatmak, utancı hafifletiyor.
- Kendimle barışmak. Yaptığım tuhaf bir hataya sonradan gülebilmek, kendime sert davranmamı engelliyor.
Bu sonuncusu benim için çok değerli. DEHB'li olarak yıllar içinde “yine mi” cümlesini çok duydum ve içimde taşıdım. O cümlenin yerine bazen “ne kadar absürt, bak” diyebilmek, çok daha yumuşak bir yer yaratıyor.
Mizah bir maske olduğunda
Madalyonun öbür yüzünü de dürüstçe yazmak istiyorum. Mizah bende zaman zaman bir kalkan işlevi gördü. Bir şeyin canımı yaktığını belli etmek yerine, onu bir fıkraya çevirmek daha güvenli geldi. Kendimi küçültüp ilk ben gülünce, başkasının beni küçültme şansı azalıyordu.
Bu yöntem kısa vadede işe yarıyor. Ama uzun vadede iki sorunu var. Birincisi, insanlar benim ciddi olduğum anları da şaka sanabiliyor. Gerçek bir yardıma ihtiyacım olduğunda “nasıl olsa espri yapıyor” diye geçilebiliyor. İkincisi, kendi duygumu ben de kaçırabiliyorum. Her şeyi güldürerek geçtiğimde, altta ne hissettiğimi duymaya fırsat kalmıyor.
Bu yüzden kendime şu soruyu sormaya başladım: Bu espri beni mi koruyor, yoksa insanlarla mı buluşturuyor? Cevap ikincisi olduğunda mizah güzel. Birincisi olduğunda, belki bir şeyin üstünü örtüyorum.
Yersiz şaka ve söz kesme riski
Hızlı zihnin bir bedeli de, şakanın zamanlamasını her zaman tutturamamak. Bazen bir cümle ağzımdan çıkıyor, sonra karşımdakinin yüzünü görünce geç kalıyorum. Kimseyi kırmak istememiştim, ama etki niyetimden farklı oldu.
Bu durumlarda kendimi hırpalamak yerine şunları denemeye çalışıyorum:
- Hemen ve kısa özür. “Bu yersizdi, kusura bakma” demek genelde yeterli. Uzun açıklamalar durumu ağırlaştırıyor.
- Kimin pahasına güldüğümü sormak. Başkasının hassas olduğu bir konuda, o kişi gülmüyorsa şaka da yürümüyor.
- Ortam okumak. Hüzünlü ya da ciddi bir anda espriyi ertelemek. Gerekirse sonra “o an şaka yapmak istemedim” diyebilmek.
- Kendi pahasına olanları da tartmak. Kendimle dalga geçmek bir noktaya kadar şirin; sürekli olunca kendi imajıma zarar veriyor.
Bunlar kuralsız olmaktan çok, iç sesim gibi. Kusursuz uygulayamıyorum ama fark etmeye başlamam bile işime yarıyor.
Kendimle dalga geçmek: sınırı nerede çekiyorum?
Kendi eksiklerime gülebilmek bana çok iyi geldi. “Anahtarımı üçüncü kez buzdolabında buldum” demek, o anın utancını gerçekten küçültüyor. Ama bu esprinin de bir ince çizgisi var.
Benim için çizgi şurada: espri kendime şefkat taşıyorsa devam ediyorum. “Evet, yine oldu, ne yapalım” tonu yumuşak bir kabulü anlatıyor. Ama ton değişip “ben zaten böyle beceriksizim” haline geldiğinde, mizah bir özeleştiri aracına dönüşüyor. Gülen biri aslında kendini hırpalıyor olabiliyor ve kimse fark etmiyor, çünkü herkes gülüyor.
Bunu fark ettiğim an, aynı cümleyi bir arkadaşım için söyleyip söylemeyeceğimi düşünüyorum. Söylemeyeceksem, kendim için de söylemiyorum. Bu küçük test, bana espri ile kendini küçümseme arasındaki farkı gösteriyor.
Mizah, yakın ilişkiler ve çalışma ortamı
Mizahın yeri ortama göre değişiyor. Yakın arkadaşlarımla uzun, serbest bir şakalaşma çok iyi geliyor; orada yanlış bir espri de genelde kolayca affediliyor. İş ya da okul gibi daha resmî ortamlarda ise aynı espri başka biçimde algılanabiliyor.
Bu yüzden iki şeye dikkat etmeye çalışıyorum. Birincisi, ortamın tonunu birkaç dakika gözlemlemek. Henüz tanımadığım bir grupta ilk espriyi biraz bekleterek yapmak, genelde daha iyi sonuç veriyor. İkincisi, karşımdakinin de bir şaka yapma payı olmasına izin vermek. Hepsi benim sahnem olmak zorunda değil. Bazen espri yapmak yerine gerçekten dinlediğimde, ilişki daha derin kuruluyor.
Mizahı bir güç olarak taşımak
Mizahı ne süslemek ne de küçümsemek istiyorum. Benim için bir bağ aracı ve bir nefes alanı. Kendi deneyimimde şu üç şey, onu daha sağlıklı kullanmama yardımcı oldu:
- Gülmeye izin vermek, ama ağlamaya ya da ciddi olmaya da izin vermek.
- Güvendiğim birkaç insanla maskesiz konuşabilmek. Onlarla espriyi kaldırınca da güvende hissediyorum.
- Güldüren bir yanımın olduğunu, ama değerimin sadece güldürmeye bağlı olmadığını hatırlamak.
Bazen düşünüyorum: Mizah bende yalnız bir yetenek değil, bir de uyum yolu. Bu yüzden değerli. Ama değer, onun olmadığı günlerde de duruyor.
Espri kaybolduğunda
Bazı dönemler var ki espri yapmak gelmiyor. Yorgunluk, kaygı ya da üzüntü varken zihnim o oyunbaz hâlini kaybediyor. İlk zamanlar bundan korkardım, “kendim gibi değilim” derdim. Şimdi bunu da insanî bir hâl olarak görüyorum. Güldüren biri de bazen sessiz kalabilir.
Eğer uzun süre boyunca şakalarının arkasında yoğun bir üzüntü, umutsuzluk ya da boşluk hissediyorsan, bunu yalnız taşıma. Bir psikiyatriste ya da psikologa anlatmak yük hafifletebilir. Çok ağır bir an yaşıyorsan ve kendine zarar verme düşüncen varsa 112'yi aramaktan çekinme.
Son söz
Mizah, bende hem kalkan hem köprü. Kalkanı gerektiğinde kullanmayı, ama köprüyü ihmal etmemeyi öğreniyorum. Güldüğümde yalnız kalmadığımı hatırlıyorum; ama kendimi en iyi, güldürmem gerektiğini düşünmeden sadece ben olduğum anlarda hissediyorum.
Sen de kendi esprine bir dahaki sefere dikkatle bak. Onu neyle besliyorsun, neyi saklıyorsun, neyi paylaşıyorsun? Cevaplar seni kendine biraz daha yaklaştırabilir.