Yeni bir başlangıcın ilk haftaları bende hep bir aşk hikâyesinin ilk sayfaları gibiydi. Her şey parlak, her şey öğrenilmeye değer, her sabah içimde bir kıpırtı. Birkaç ay sonra aynı yer gri bir koridora dönüşüyordu. Aynı masa, aynı görevler, aynı yüzler ve içimde her gün biraz daha büyüyen bir “buradan çıkmam lazım” sesi.
Bu döngüyü ben en çok projelerde, planlarda ve hobilerde tanıdım. Sık iş değiştirmek ise DEHB'li yetişkinlerin çok sık anlattığı bir deneyim ve çoğu zaman beraberinde ağır bir suçluluk taşıyor. Bu yazıda o suçluluğu bir kenara koyup döngünün kendisine bakmayı deniyorum.
Kısaca: Sık iş değiştirmek tek başına bir karakter kusuru değil; arkasında sıkılma, yapı eksikliği, eleştiriye hassasiyet ya da tükenmişlik gibi okunabilir örüntüler olabilir. Döngüyü suçlamak yerine anlamaya çalışmak, bir sonraki kararı daha bilinçli vermeni sağlar. Bazen işi değiştirmek yerine işin içindeki bir koşulu değiştirmek yeterli olabilir.
Sık iş değiştirmek: dışarıdan ve içeriden görünen
Dışarıdan bakıldığında sık iş değiştirmek bir istikrarsızlık gibi görünebiliyor. “Hiçbir yerde tutunamıyor”, “bir türlü karar veremiyor” gibi yorumlar, bu döngüyü yaşayan pek çok insanın kulağına bir yerden çalınmıştır. Bu yorumlar zamanla insanın kendi iç sesine de dönüşebiliyor.
İçeriden ise hikâye çok farklı. Her ayrılık, o an için çok gerçek bir nedene dayanıyor. Bir yerde boğuluyormuşsun gibi hissediyorsun, nefes alamıyorsun, her sabah aynı ağırlıkla uyanıyorsun. Ayrılmak bir kaçış değil, bir hayatta kalma hamlesi gibi geliyor.
Bu iki bakış arasındaki mesafe çok büyük. Ve bu mesafenin içinde, insan hem başkalarının yargısını hem de kendi yargısını taşımak zorunda kalıyor. Oysa döngüyü anlamak için ikisinden de biraz uzaklaşmak gerekiyor.
Döngünün sık görülen aşamaları
DEHB'li yetişkinlerin anlattığı bu döngüde benim de tanıdığım bazı aşamalar var. Herkes için aynı değil ama kabaca şöyle ilerliyor:
- Heyecan: Yeni bir yer, yeni insanlar, öğrenilecek çok şey. Dikkat ve enerji doruğunda.
- Ustalaşma: İşin nasıl yapıldığı öğreniliyor, ilk başarılar geliyor.
- Tekrar: Yenilik bitiyor, günler birbirine benzemeye başlıyor. İlgi düşüyor.
- Zorlanma: Sıkıcı görevler birikiyor, ertelemeler başlıyor, belki geri bildirimler sertleşiyor.
- Kaçış: Yeni bir başlangıç, bütün bu ağırlıktan kurtuluş gibi görünüyor.
Bu aşamaları yazınca bende bir şey yerine oturdu. Sorun yeni başlangıçlara olan tutkum değildi; tekrar ve zorlanma aşamalarında elimde hiçbir araç olmamasıydı. Döngüyü her seferinde aynı noktada, aynı yöntemle kırmaya çalışıyordum: gitmekle.
Ardında neler olabilir?
Her ayrılığın kendi hikâyesi var. Ama DEHB ile yaşarken bazı nedenler daha sık karşımıza çıkabiliyor. Bunları bilmek, kendi döngünü okumana yardımcı olabilir.
Sıkılma bunların en bilineni. DEHB'de ilgi, motivasyonun yakıtı gibi çalışıyor; yenilik bittiğinde o yakıt da azalıyor. Yapı eksikliği de önemli bir neden. Net önceliklerin, düzenli geri bildirimin ya da dış hatırlatıcıların olmadığı ortamlarda zorlanmak, zamanla işin kendisinden soğumaya dönüşebiliyor.
Eleştiriye karşı yoğun duygusal tepki de bu döngüyü hızlandırabiliyor. Bir geri bildirim, bir hayal kırıklığı ya da bir anlaşmazlık, olduğundan çok daha büyük hissedilebiliyor ve gitme isteği bir anda büyüyebiliyor. Son olarak da tükenmişlik var: Bir işte uzun süre aşırı çabayla telafi etmeye çalışmak, sonunda “artık yapamıyorum” noktasına getirebiliyor.
Dürtüsellik de bazen işin içine giriyor. Kötü bir günün akşamında verilmiş bir ayrılma kararı, ertesi sabah bambaşka görünebiliyor. Ben bu yüzden büyük kararları kötü bir günün akşamına bırakmamaya çalışıyorum.
Suçlamak yerine örüntü okumak
Döngüyü anlamanın en iyi yolu, geçmişe yargıyla değil merakla bakmak. Ben bunun için kendime birkaç soru soruyorum. Senin de geçmiş deneyimlerine bu sorularla bakmanı öneririm:
- Ayrılma isteği genellikle ne kadar süre sonra ortaya çıkıyor?
- Ayrılmadan hemen önceki dönemde ne oluyordu? Sıkılma mı, çatışma mı, yorgunluk mu?
- Hangi işlerde ya da projelerde daha uzun kaldın ve onları farklı kılan neydi?
- Seni gerçekten tüketen işin kendisi miydi, yoksa belirli görevler ya da ilişkiler mi?
Bu soruların cevapları bende ilginç bir şey ortaya çıkardı. Uzun süre kaldığım şeylerin ortak noktası, içinde sürekli bir öğrenme ya da değişiklik olmasıydı. Kısa sürenlerin ortak noktası ise tekrar ve belirsizlikti. Bu bilgi, bir sonraki seçimimde bana çok yol gösterdi.
Bu soruları yazılı olarak cevaplamak da önemli. Kafamda düşündüğümde cevaplar hemen suçluluğa kayıyor, “aslında ben dayanamadım” cümlesine dönüyordu. Kâğıda döktüğümde ise ortaya bir yargı değil, bir zaman çizelgesi çıkıyordu. Zaman çizelgesine bakmak, kendime bakmaktan çok daha kolay.
Ayrılmadan önce: işin içinde neyi değiştirebilirim?
Döngüyü anlamaya başladıktan sonra, ayrılık isteği geldiğinde kendime bir soru daha sormaya başladım: Gitmeden önce burada neyi değiştirebilirim? Bazen bu sorunun cevabı “hiçbir şey” oluyor. Ama bazen düşündüğümden fazla seçenek çıkıyor.
Örneğin tekrardan sıkılıyorsam, yeni bir sorumluluk ya da proje istemek mümkün olabiliyor. Yapı eksikliğinden zorlanıyorsam, yöneticimle daha net öncelikler ve düzenli kısa görüşmeler konuşabiliyorum. Tükenmişlik hissediyorsam, önce dinlenmeye ve yükü azaltmaya odaklanmak, ayrılık kararını daha sağlıklı vermemi sağlıyor.
Bazen de gitmek gerçekten doğru karar. Bunu da kabul etmek gerekiyor. Ama döngüyü anlayarak verilen bir ayrılık kararı, kaçarcasına verilen bir karardan çok farklı. İlkinde bir sonraki yer için neye ihtiyacın olduğunu biliyorsun.
Hikâyeni yeniden yazmak
Sık iş değiştirmenin en ağır taraflarından biri, bu hikâyeyi başkalarına anlatmak zorunda kalmak. Bir iş görüşmesinde “neden bu kadar sık değiştirdiniz?” sorusu, içimizdeki bütün suçluluğu bir anda yüzeye çıkarabiliyor.
Ama bu hikâyenin başka bir anlatımı da mümkün. Her deneyim, farklı alanlarda beceri, farklı insanlarla çalışma ve hızlı uyum sağlama tecrübesi demek. Bunları dürüstçe ama yapıcı bir dille anlatmak, iş sayısından çok daha fazla şey söylüyor. “Neyin beni beslediğini öğrenmek için farklı ortamlar denedim ve artık ne aradığımı biliyorum” cümlesi, bir özür değil bir öğrenme hikâyesi.
Kendine anlattığın hikâyeyi de yeniden yazabilirsin. “Hiçbir yerde tutunamıyorum” yerine “Henüz bana uyan yapıyı bulmaya çalışıyorum” demek, aynı gerçeği başka bir yerden görmeni sağlıyor. Bu döngü seni ciddi biçimde yıpratıyorsa ya da ardındaki nedenleri anlamakta zorlanıyorsan, bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak da yeni bir bakış açısı sunabilir.
Son söz yerine
Sık iş değiştirmek, bir kusur listesinin maddesi değil, kendini tanımaya dair bir veri. O veriyi suçlulukla değil merakla okuduğunda, bir sonraki adımın daha bilinçli olabilir. Belki yine değiştirirsin, belki kalırsın; ama bu sefer neden yaptığını bilirsin.
Bugün sadece geçmişte en uzun kaldığın işi ya da projeyi düşün. Onu farklı kılan tek bir şeyi yaz. O tek cümle, aradığın şeyin ilk ipucu olabilir.