Bazı işler bana su gibi akıyordu. Saatin nasıl geçtiğini anlamıyor, bitirdiğimde bile aklım hâlâ onunla meşgul oluyordu. Bazıları ise çamurda yürümek gibiydi. Aynı süreyi harcıyor, belki daha fazla çaba gösteriyor ama her adımda biraz daha ağırlaşıyordum. Uzun süre bu farkı disiplinle açıklamaya çalıştım.
Sonra şunu fark ettim: DEHB ile yaşarken ilgi, kaprisli bir tercih değil, zihnin çalışma biçiminin bir parçası. Bu yüzden kariyer seçimi yaparken ilgi alanını hesaba katmak, rahata kaçmak değil, gerçekçi olmak demek. Bu yazıda bu konudaki gözlemlerimi ve kendime sorduğum soruları paylaşıyorum.
Kısaca: DEHB'de ilgi çoğu zaman motivasyonun yakıtı gibi çalışıyor; ilgi duyulmayan işlerde aynı çabayı sürdürmek çok daha fazla enerji isteyebiliyor. Kariyer seçimi yaparken yalnızca “neyi seviyorum” sorusuna değil, “hangi koşullarda canlanıyorum, hangilerinde sönüyorum” sorusuna bakmak; işin içeriği kadar temposunu, yapısını ve geri bildirim hızını da hesaba katmak daha sağlıklı bir pusula sunuyor.
DEHB'de ilgi neden bu kadar belirleyici?
DEHB'de dikkat, sanıldığı gibi her zaman az değil; daha çok, yönü kendi kendine belirlenen bir dikkat. İlgimi çeken bir şeyde saatlerce kalabiliyorum. İlgimi çekmeyen bir şeyde ise beş dakika bile oturmak, görünmez bir duvarı itmek gibi.
Bu durum iş hayatında çok net ortaya çıkıyor. İlgi duyduğum bir projede başlamak kolay, sürdürmek doğal, bitirmek neredeyse kendiliğinden oluyor. İlgi duymadığım bir işte ise her aşama ayrı bir çaba istiyor ve bu çaba gün sonunda beni tüketiyor.
Bu, ilgisiz işleri hiç yapamayacağım anlamına gelmiyor. Her işin sıkıcı tarafları var ve onları da yapıyorum. Ama bir kariyerin ağırlık merkezi ilgisiz işlerden oluşuyorsa, sürekli yokuş yukarı yürüyormuşum gibi hissediyorum. Kariyer seçimi bu yüzden benim için yalnızca bir yetenek meselesi değil, bir enerji meselesi.
“Sevdiğin işi yap” tavsiyesinin eksik tarafı
“Sevdiğin işi yaparsan hayatında bir gün bile çalışmış olmazsın” cümlesini çok duydum. Kulağa güzel geliyor ama DEHB ile yaşayan biri için bazı tuzaklar barındırıyor.
Birincisi, ilgim dalgalanabiliyor. Bir dönem bütün dünyam olan bir konu, birkaç ay sonra solmuş olabiliyor. Bu yüzden “sevdiğim işi” bulmak, bir kere seçip sonsuza kadar sürdürmek gibi işlemiyor. İkincisi, sevdiğim bir alanın içinde bile beni tüketen görevler olabiliyor. Bir konuyu çok sevsem de, o konuda çalışmak yoğun evrak işi ya da sıkı bir tekrar gerektiriyorsa, zorlanmaya devam ediyorum.
Bu yüzden “ne seviyorum” sorusunu daha ayrıntılı bir soruyla değiştirdim: Hangi tür görevlerde, hangi koşullarda canlanıyorum? Bu soru, bir alan seçmekten çok, bir çalışma biçimi seçmeye yardımcı oluyor.
Neyin seni beslediğini gözlemlemek
Kendimi tanımanın en iyi yolu, bir süre boyunca enerjimi gözlemlemek oldu. Birkaç hafta boyunca, gün sonunda kısa notlar aldım: Bugün hangi görev beni canlandırdı, hangisi tüketti? Hangi anda zamanın nasıl geçtiğini anlamadım, hangi anda saate bakıp durdum?
Bu notlardan bazı örüntüler çıktı. Bunları kendine uyarlamak için şu soruları kullanabilirsin:
- Yeni bir şey öğrenirken mi, öğrendiğini uygularken mi daha canlısın?
- İnsanlarla çalışmak seni besliyor mu, yoksa yoruyor mu?
- Kısa ve somut görevleri mi, uzun ve derin projeleri mi tercih ediyorsun?
- Hareket ve değişkenlik mi, sakinlik ve öngörülebilirlik mi sana iyi geliyor?
- Sonucu hemen görmek mi, uzun vadede bir şey inşa etmek mi seni motive ediyor?
Bu sorulara verdiğim cevaplar, hiçbir test sonucundan daha fazla şey anlattı. Çünkü bunlar, gerçek günlerden ve gerçek işlerden geliyordu. Notları okurken bazı cevaplar beni şaşırttı bile; sevdiğimi sandığım bazı işlerin beni aslında yorduğunu, önemsemediğim bazı görevlerin ise beni canlandırdığını gördüm.
İşin içeriği kadar biçimi de önemli
Kariyer seçimi deyince çoğu zaman alanı düşünüyoruz. Ama DEHB ile birlikte, işin biçimi en az içeriği kadar belirleyici olabiliyor. Aynı alanın içinde bile bambaşka çalışma biçimleri var.
Benim için önemli olan bazı biçim özellikleri şunlar: Geri bildirim ne kadar hızlı geliyor? Gün ne kadar değişken? Ne kadar özerklik var? Görevler net mi, belirsiz mi? Ne kadar sessiz, uzun süreli odak gerekiyor? Bu soruların cevapları, bir işin bana ne kadar uyacağını bazen alandan daha çok belirliyor.
Örneğin geri bildirimin aylar sonra geldiği uzun projelerde motivasyonumu korumakta zorlanıyorum. Ama aynı projeyi kısa ara hedeflerle ve sık geri bildirimle yürütebildiğimde, çok daha uzun süre canlı kalabiliyorum. Bu yüzden bir işi değerlendirirken sadece “bu alanı seviyor muyum” değil, “bu iş hangi tempoda ve hangi yapıda yürüyor” diye de soruyorum.
Kariyer seçimi sırasında kendime sorduklarım
Bir kariyer kararı verirken ya da bir iş fırsatını değerlendirirken, şu sorulara geri dönüyorum:
- Bu işin günlük gerçeği neye benziyor? Unvan değil, sıradan bir salı günü.
- Bu işin en sıkıcı kısmı ne ve onu ne kadar sık yapmam gerekecek?
- Beni canlandıran görevler bu işin ne kadarını oluşturuyor?
- Geri bildirim ne sıklıkla ve hangi biçimde geliyor?
- Zorlandığım alanlarda destek alabileceğim bir yapı var mı?
İlk soru, benim için en önemlisi. Bir işin parlak tarafları, gündelik gerçeğini gölgede bırakabiliyor. O işi yapan birine “sıradan bir gününüz nasıl geçiyor?” diye sormak, hiçbir ilan metninin veremeyeceği bilgiyi veriyor.
İlgi azaldığında ne olacak?
DEHB ile yaşarken bir alana büyük bir tutkuyla girmek ve bir süre sonra ilginin azaldığını hissetmek çok tanıdık bir deneyim olabilir. Bu, yanlış bir seçim yaptığın anlamına gelmek zorunda değil.
İlgim azaldığında önce neyin değiştiğine bakıyorum. Alanın kendisi mi beni artık heyecanlandırmıyor, yoksa yaptığım görevler mi tekrara düştü? Bazen aynı alanın içinde yeni bir proje, yeni bir öğrenme fırsatı ya da farklı bir sorumluluk, ilginin yeniden canlanmasına yetiyor.
Bazen de gerçekten bir değişikliğe ihtiyaç oluyor. O zaman bunu bir hata değil, kendimi daha iyi tanımanın bir sonucu olarak görmeye çalışıyorum. Kariyer kararlarını bu tür dalgalanmalar ve belirtilerin iş hayatına etkisi açısından değerlendirmekte zorlanıyorsan, bir kariyer danışmanı ya da ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak yeni bir bakış açısı sağlayabilir.
Pusulayı elinde tut
Kariyer seçimi, bir kerede doğru cevabı bulmak zorunda olduğun bir sınav değil. Zaman içinde kendini tanıdıkça yön değiştirebileceğin, ayarlayabileceğin bir yolculuk. DEHB ile birlikte ilgi, o yolculukta en güvenilir pusulalarından biri olabilir.
Bu hafta sadece bir şey dene: Her akşam, o gün seni en çok canlandıran ve en çok tüketen görevi bir cümleyle yaz. Birkaç hafta sonra o notlar, sana hangi yöne bakman gerektiğini kendi diliyle anlatmaya başlayacak.