Fikirlerim hiçbir zaman eksik olmadı. Eksik olan, bir fikrin üçüncü haftasıydı. İlk hafta her şey parlıyor, ikinci hafta hâlâ sıcak, üçüncü hafta ise aynı fikir bir anda ağır, sıkıcı ve biraz da utandırıcı bir yüke dönüşüyordu. O sırada aklımda zaten yeni ve çok daha parlak bir fikir belirmiş oluyordu.
Kendi işini kurmak, DEHB ile yaşayan pek çok kişinin hayal ettiği bir yol. Kendi kurallarını koymak, ilgini çeken şeyle uğraşmak, kimseye hesap vermemek. Bu yazıda kendi projelerimi büyütmeye çalışırken öğrendiğim şeyleri, heyecanı nasıl yapıya dönüştürmeye çalıştığımı anlatıyorum.
Kısaca: Kendi işini kurmak DEHB'li biri için merak, fikir bolluğu ve özerklik açısından çekici olabilir; ama heyecan azaldığında sürdürmek, idari işleri takip etmek ve yalnız çalışmak zorlayıcı hâle gelebilir. Fikirleri bekletmek, sıkıcı işleri devretmek ya da sistemleştirmek, dışarıdan hesap verebilirlik kurmak ve kendini tüketmeden büyümeye dikkat etmek bu yolu daha sürdürülebilir kılabilir.
Kendi işini kurmak neden bu kadar çekici?
DEHB ile iş hayatının bazı yanları gerçekten zorlayıcı olabiliyor. Katı mesailer, tekrar eden görevler, ilgi duymadığın işlerde uzun süre kalmak zorunda olmak. Kendi işini kurmak, bütün bunlardan kurtulmanın yolu gibi görünüyor.
Ve bazı açılardan gerçekten öyle. Kendi işinde neyle ilgileneceğini sen seçiyorsun. Temponu sen belirliyorsun. Bir problemi çözmek için alışılmadık bir yol denemek istediğinde kimseden izin almıyorsun. Merak ve yenilik arayan bir zihin için bu özgürlük çok besleyici olabiliyor.
Ama bir işin sahibi olmak, aynı zamanda o işin bütün sıkıcı, tekrarlayan ve idari taraflarının da sahibi olmak demek. Kurtulduğunu sandığın şeylerin bir kısmı, başka bir kılıkta geri geliyor. Bunu baştan bilmek, hayal kırıklığını azaltıyor.
Fikir bolluğu: her fikir bir iş değil
DEHB ile birlikte fikir üretmek çoğu zaman kolay. Duşta, yürürken, bir toplantının ortasında yeni fikirler beliriyor. Bu bir zenginlik, ama yönetilmezse bir dağınıklığa da dönüşebiliyor. Her yeni fikre atladığımda, hiçbirini bitiremediğim bir projeler mezarlığı oluşuyordu.
Kendi projemi geliştirirken de en çok bu fikir bolluğuyla boğuştum; MASA'nın ilk hâline aklımdaki özelliklerin ancak küçük bir kısmını koyabildim ve bu, aslında iyi bir şeydi. Fikirlerimi yönetmek için zamanla basit bir sistem kurdum:
- Fikir defteri: Aklıma gelen her fikri tek bir yere yazıyorum. Yazmak, onu kaybetmeyeceğimi bilmemi sağlıyor ve hemen harekete geçme dürtüsünü yumuşatıyor.
- Bekleme süresi: Yeni bir fikre en az birkaç hafta dokunmuyorum. Heyecan geçtikten sonra hâlâ ilgimi çekiyorsa, üzerinde düşünmeye değer.
- Örtüşme sorusu: Bu fikir mevcut işime ne kadar hizmet ediyor? Yoksa beni başka bir yöne mi çekiyor?
- Tek aktif proje kuralı: Aynı anda yalnızca bir büyük yeni girişime izin veriyorum.
Bu sistem fikirlerimi öldürmedi; tam tersine, onlara bir yer verdi. Fikir defterine dönüp baktığımda bazılarının gerçekten değerli olduğunu, bazılarının ise sadece o anın heyecanı olduğunu görüyorum. İkisini ayırt edebilmek, enerjimi doğru yere harcamamı sağlıyor.
Heyecan bittiğinde: üçüncü hafta sorunu
Kendi işini kurmanın en zor anı, bence ilk günler değil. İlk heyecan geçtikten sonra gelen, işin sıradan ve tekrarlayan kısmının başladığı dönem. Benim “üçüncü hafta” dediğim o an.
Bu dönemde motivasyon artık kendiliğinden gelmiyor. Ve DEHB ile birlikte ilgi azaldığında, aynı işe devam etmek çok daha fazla çaba isteyebiliyor. Bu noktada çoğu zaman yeni bir fikre kaçma isteği beliriyor.
Ben bu dönem için önceden hazırlık yapmayı öğrendim. Büyük hedefleri küçük ve görünür kilometre taşlarına bölüyorum, böylece ilerlemeyi daha sık görebiliyorum. İşin farklı yönleri arasında dönüşümlü çalışıyorum; bir gün ürünle, bir gün insanlarla, bir gün yazıyla ilgileniyorum. Bu değişkenlik, tek bir şeye uzun süre bakmanın getirdiği sıkılmayı azaltıyor.
Bir de “neden başladım?” sorusuna dönmek iyi geliyor. İlk günlerde yazdığım kısa bir not, bu işi neden önemsediğimi hatırlatıyor. Heyecan geçse bile anlam kalabiliyor.
Sıkıcı ama hayati işler
Kendi işinde fatura kesmek, sözleşme hazırlamak, vergi takibi yapmak, e-postalara cevap vermek gibi işler kaçınılmaz. DEHB ile birlikte bu işler çoğu zaman en çok ertelenenler oluyor ve ertelendikçe büyüyor.
Bu işler için kendime iki yol belirledim: sistemleştirmek ya da devretmek. Tekrar eden işleri belirli günlere topluyor, hazır şablonlar ve hatırlatıcılarla olabildiğince otomatik hâle getiriyorum. Gücümün yetmediği ya da hata yapma riskinin yüksek olduğu konularda ise destek almayı tercih ediyorum.
Şirket kuruluşu, vergi, sözleşmeler ve hukuki süreçler gibi konularda kendi başına karar vermek yerine bir mali müşavir ya da avukattan destek almak en sağlıklısı. Bu, hem riskleri azaltıyor hem de zihnindeki sürekli açık duran kaygı dosyalarını kapatıyor.
Yalnızlık ve hesap verebilirlik
Kendi işini kurmak çoğu zaman yalnız çalışmak demek. Kimse sana “bu ne durumda?” diye sormuyor, kimse bir toplantıda ilerlemeni beklemiyor. Bu sessizlik, DEHB'li biri için başlamayı ve sürdürmeyi daha da zorlaştırabiliyor.
Bu yüzden hesap verebilirliği bilerek kuruyorum. Benzer yollardan geçen insanlarla düzenli görüşmeler yapmak, planlarımı birileriyle paylaşmak, ara hedefleri dışarıya söylemek bana iyi geliyor. Yalnız başlayamadığım günlerde ise başkalarının yanında çalışmak, o ilk adımı atmamı kolaylaştırıyor.
Bir de duygusal tarafı var. Kendi işinde bir hata, bir ret ya da bir hayal kırıklığı çok kişisel hissedilebiliyor. Bu duyguları paylaşabileceğin insanların olması, yolun uzunluğuna dayanmak için çok önemli.
Kendini tüketmeden büyümek
Kendi işinde hiperodak bazen bir nimet gibi görünüyor. Saatlerce, günlerce bir şeyin içine gömülüp inanılmaz bir hızla ilerleyebiliyorum. Ama bu dalışların bir bedeli var: uykusuz geceler, ihmal edilen beden, ertesi haftaya taşınan yorgunluk.
Kendi patronun olduğunda, sana “artık yeter” diyecek kimse yok. Bu yüzden o sınırı kendin koymak zorundasın. Çalışma saatlerine bir bitiş koymak, haftada en az bir gün işe hiç dokunmamak ve bedeninin sinyallerini ciddiye almak, uzun vadede işini de seni de koruyor.
Büyümeyi de kendi temponda düşünmek önemli. Herkesin hızla büyüdüğü hikâyeler, seni sürekli geride kalmış gibi hissettirebilir. Ama sürdürülebilir bir tempo, kısa süreli bir patlamadan çok daha değerli. Yorgunluğun haftalarca sürüyor, uykun ve ruh hâlin belirgin biçimde etkileniyorsa bir doktor ya da ruh sağlığı uzmanıyla konuşmayı ertelememek gerekiyor.
Yola çıkmadan önce
Kendi işini kurmak, DEHB'den kaçmanın bir yolu değil; DEHB'ni de yanına alarak yürüdüğün bir yol. Fikirlerin, merakın ve cesaretin bu yolda sana eşlik edecek. Ama yapıya, desteğe ve dinlenmeye de en az onlar kadar ihtiyacın olacak.
Bugün sadece bir fikir defteri aç ve aklındaki bütün fikirleri oraya dök. Hiçbirine hemen başlamak zorunda değilsin. Önce hepsinin güvende olduğunu bil; sonra hangisinin gerçekten yola çıkmaya değer olduğuna sakin bir kafayla karar ver.