İşte hiperodak: DEHB'de derin dalış nimet mi, tuzak mı?

İşte hiperodak bazen günün en verimli saatleri, bazen de yemeği ve uykuyu unutturan bir tuzak. Derin dalışı yönlendirmek ve yüzeye çıkmak üzerine notlarım.

· · 5 dk okuma

Başımı ekrandan kaldırdığımda dışarısı kararmıştı. Öğle yemeğini yemediğimi, sabahtan beri tek bardak su içtiğimi, telefonumda üç cevapsız arama olduğunu o an fark ettim. Ekranda ise sabah “bir bakayım” diye açtığım küçük bir sorunun, gün boyunca büyüyüp dallanıp budaklanmış hâli duruyordu.

İşte hiperodak bende böyle bir şey: Bir yandan günün en canlı, en akıcı saatleri; öbür yandan bedenimi, diğer işlerimi ve zamanı tamamen silen bir dalış. Bu yazıda bu iki yüzü birlikte ele almaya, dalışı nasıl yönlendirmeye ve yüzeye nasıl çıkmaya çalıştığımı anlatmaya çalışıyorum.

Kısaca: Hiperodak, DEHB'li pek çok kişinin yaşadığı, ilgi çeken bir işe zamanı unutacak kadar yoğun dalma hâli. İşte doğru göreve denk geldiğinde çok değerli olabilir; ama yanlış işe yönelmek, bedeni ihmal etmek ve diğer sorumlulukları kaçırmak gibi bedelleri var. Dalışı tamamen engellemek yerine yönlendirmek ve önceden kurulmuş çıkış işaretleriyle yüzeye çıkabilmek daha gerçekçi bir yol.

İşte hiperodak nasıl görünür?

DEHB denince çoğu insanın aklına dikkatin dağınıklığı geliyor. Oysa DEHB'li pek çok kişi bunun tam tersini de yaşadığını anlatıyor: bir işe öyle yoğun dalmak ki, çevredeki her şey silikleşiyor. Gündelik dilde buna hiperodak deniyor. Resmî bir tanı ölçütü değil, ama yaşayan için çok tanıdık bir deneyim.

Benim için işte hiperodak genellikle ilgimi çeken bir problemle başlıyor. Bir şeyin nasıl çalıştığını anlamaya, bir metni tam istediğim gibi kurmaya ya da bir düzeni baştan tasarlamaya çalışırken zihnim bir anda tek bir noktaya kilitleniyor. Saat, mesajlar, açlık, hatta çevremdeki sesler arka plana çekiliyor.

Dışarıdan bakan biri bu hâli kolayca yanlış okuyabiliyor. Bir gün hiçbir şeye odaklanamayan birinin ertesi gün saatlerce başını kaldırmadan çalışması, “demek istese yapabiliyor” yorumuna kapı aralıyor. Oysa ikisi de aynı dikkatin farklı yüzleri; biri irade eksikliği, öbürü irade fazlalığı değil.

Bu hâlin ilginç bir tarafı da şu: Ben seçmiyorum. Hangi işe dalacağıma, çoğu zaman ben değil, işin kendisi karar veriyor. Bu yüzden hiperodak bazen tam ihtiyaç duyduğum işe denk geliyor, bazen de hiç önemli olmayan bir ayrıntıya.

Nimet tarafı: derin dalışın verdiği şeyler

Hiperodak, doğru işle buluştuğunda gerçekten değerli olabiliyor. Bazı işler, kesintisiz ve derin bir dikkat istiyor; normalde günlerce başlayamadığım bir işi, böyle bir dalışla birkaç saatte bitirebiliyorum.

Çalıştığım dönemlerde bazı projelerde, kimsenin çözmeye vakit bulamadığı karmaşık bir sorunu bu hâlde çözdüğüm oldu. O anlarda işin kendisinden aldığım keyif de ayrı bir şeydi; sanki zihnimin bütün dağınık parçaları bir anda aynı yöne bakıyordu. Bu his, DEHB ile yaşarken pek sık deneyimlemediğim bir bütünlük hissi.

Bunu romantize etmek istemiyorum. Ama görmezden gelmek de istemiyorum. Hiperodağın değerini bilmek, onu nerede ve nasıl kullanabileceğimi düşünmemi sağlıyor.

Tuzak tarafı: yanlış işe dalmak ve bedeni unutmak

Hiperodağın asıl zorluğu, yönünün her zaman benim kontrolümde olmaması. Bir teslim tarihi yaklaşırken, saatlerimi o teslimle hiç ilgisi olmayan bir ayrıntıya harcadığım çok oldu. Bir sunumun yazı tipini mükemmelleştirmeye çalışırken, içeriğin yarısının boş olduğunu unutmak gibi.

İkinci tuzak, bedenin tamamen silinmesi. Hiperodak sırasında açlık, susuzluk, tuvalet ihtiyacı, sırt ağrısı gibi sinyaller kayboluyor. Saatler sonra yüzeye çıktığımda baş ağrısıyla, aşırı açlıkla ya da tükenmişlikle karşılaşıyorum. O gün verimli görünüyor ama ertesi gün faturası geliyor.

Üçüncü tuzak da diğer sorumluluklar. Hiperodak sırasında bir toplantıyı, bir randevuyu ya da birine verdiğim bir sözü kaçırabiliyorum. Ve bu kaçırmalar, dalışın verdiği bütün iyi hissi bir anda suçluluğa çevirebiliyor.

Dördüncüsü daha sinsi: beklenti. Hiperodakla bir işi inanılmaz bir hızda bitirdiğimde, çevremdeki insanlar ve ben, bunun benim olağan tempom olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Oysa o hız, her gün çağrılabilen bir şey değil. Bir sonraki işte aynı hızı yakalayamadığımda, hem başkalarının hem kendimin hayal kırıklığıyla karşılaşıyorum. Artık işi teslim ederken, mümkünse bu işin olağan süresini de dürüstçe söylemeye çalışıyorum.

Hiperodağı yönlendirmek mümkün mü?

Hiperodağı istediğim anda açıp kapatamıyorum. Ama yönünü biraz etkileyebileceğimi fark ettim. Bunun için denediğim birkaç şey var:

  • En önemli işi en görünür yere koymak: Güne başlarken ilk açtığım dosya, o günün en önemli işi oluyor. Dalış başlayacaksa, en azından doğru yerde başlıyor.
  • İşin ilginç kısmından girmek: Bir işin en merak uyandıran tarafıyla başlamak, ilgimi o işe bağlamamı kolaylaştırıyor.
  • Dikkat çekici ayrıntıları park etmek: Önemli olmayan ama çekici bir ayrıntı gördüğümde onu bir listeye yazıp sonraya bırakıyorum.
  • Zamanı önceden ayırmak: Derin iş gerektiren görevler için takvimde kesintisiz bloklar ayırıyorum. Dalışın gerçekleşebileceği bir alan açıyorum.

Bu yöntemler her zaman işe yaramıyor. Ama hiperodağın doğru işe denk gelme ihtimalini artırıyor. Bu da benim için yeterince değerli.

Yüzeye çıkmak: çıkış işaretleri kurmak

Hiperodağın içindeyken çıkmak için karar vermem neredeyse imkânsız. Çünkü zaman algım kaybolmuş, “beş dakika daha” cümlesi saatlere dönüşüyor. Bu yüzden çıkışı içeriden değil, dışarıdan kurmam gerekiyor.

Benim kullandığım çıkış işaretleri şunlar:

  1. Önceden kurulmuş alarmlar: Derin bir işe başlamadan önce bir ya da iki saat sonrasına alarm kuruyorum. Alarm çaldığında en azından kalkıp su içiyorum.
  2. Dışarıdan randevular: Bir arkadaşla belirli bir saatte buluşma ya da görüşme planlamak, beni bir noktada mutlaka yüzeye çıkarıyor.
  3. Bedensel hatırlatıcılar: Masama büyük bir şişe su koyuyorum; şişe boşaldığında kalkmam gerekiyor.
  4. Kaldığım yer notu: Çıkmadan önce tek bir cümleyle nerede kaldığımı ve bir sonraki adımı yazıyorum. Böylece çıkmak, işi kaybetmek gibi hissettirmiyor.

Son madde özellikle önemli. Hiperodaktan çıkmayı zorlaştıran şeylerden biri, geri döndüğümde aynı akışı yakalayamayacağım korkusu. Not almak, bu korkuyu büyük ölçüde azaltıyor.

Dalıştan sonra: toparlanma

Uzun bir hiperodak dönemi, sonrasında bir boşluk bırakabiliyor. Zihin yorgun, beden ihmal edilmiş, diğer işler birikmiş. Ben bu dönemi bir toparlanma süresi olarak görmeyi öğrendim.

Dalıştan sonra önce bedenimle ilgileniyorum: yemek yemek, su içmek, biraz hareket etmek. Sonra kaçırdığım şeylere bakıyorum. Cevapsız mesajlar, ertelenen işler, unutulan sözler. Bunları tek tek, suçlamadan ele alıyorum. Gerekiyorsa birilerine kısa bir açıklama yapıyorum.

Hiperodağın uyku düzenini, beslenmeyi ya da ilişkileri sürekli biçimde zorladığını hissediyorsan, bunu bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak da faydalı olabilir. Bu deneyimin senin hayatındaki yerini birlikte anlamak, daha dengeli bir yol bulmana yardımcı olabilir.

Su yüzünde bir not

İşte hiperodak ne tamamen nimet ne de tamamen tuzak. Zihninin derinlere dalabilme yeteneği, doğru yerde ve doğru sınırlarla gerçekten değerli olabilir. Önemli olan dalışı yasaklamak değil, ona bir yön ve bir çıkış kapısı vermek.

Bir sonraki derin işine başlamadan önce sadece bir alarm kur ve yanına bir şişe su koy. Dalış yine gelebilir; ama bu sefer yüzeye çıkmanı bekleyen küçük bir işaret olacak.

Sık sorulanlar

Hiperodak nedir?

Hiperodak, DEHB'li pek çok kişinin anlattığı, ilgi çeken bir işe çevresini ve zamanı unutacak kadar yoğun biçimde dalma hâli. Resmî bir tanı ölçütü değil ama gündelik dilde sık kullanılan bir kavram.

Hiperodak iyi bir şey mi?

İkisi de olabilir. Doğru işe denk geldiğinde çok verimli geçebilir; ama yemek, uyku, başka sorumluluklar ve dinlenme ihmal edildiğinde bedeli ağırlaşabilir.

Hiperodaktan nasıl çıkabilirim?

Önceden kurulmuş bir alarm, bir arkadaşla belirlenmiş bir buluşma ya da su içmek gibi bedensel bir hatırlatıcı yüzeye çıkmana yardımcı olabilir. Çıkarken nerede kaldığını not almak, geri dönüşü kolaylaştırır.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir