Bir raporu yazmamak için yaptığım şeylerin listesi, bazen raporun kendisinden daha uzun olabiliyordu. Masayı topladım. E-postalara cevap verdim. Raporla ilgili “araştırma” yapmak için açtığım sekmeler, bir saat sonra bambaşka konulara dağıldı. Bir ara çay demledim. Sonra bir tane daha. Rapor dosyası ise bütün gün açık durdu, imleç ilk satırda yanıp sönmeye devam etti.
Rapor yazmayı ertelemek, çalıştığım dönemlerin en tanıdık sahnelerinden biriydi. Bu yazıda bu ertelemenin bende nereden geldiğini ve boş sayfayı aşmak için kullandığım küçük adımları anlatıyorum. Bunlar seni bir gecede rapor yazma ustası yapmayacak ama ilk cümleyi yazmanı kolaylaştırabilir.
Kısaca: Rapor yazmak belirsiz, uzun ve hemen ödül vermeyen bir iş olduğu için DEHB'de başlama sürtünmesi çok yüksek olabiliyor. Boş sayfa yerine bir iskeletle başlamak, kötü bir ilk taslağa izin vermek, işi kısa ve somut bloklara bölmek, sıkıcı kısımları ayırmak ve gerekirse başkalarının yanında yazmak bu sürtünmeyi azaltabilir.
Rapor yazmayı ertelemek neden bu kadar yaygın?
Rapor yazmak, DEHB'li bir zihnin en çok zorlandığı özelliklerin neredeyse hepsini bir araya getiriyor. Birincisi belirsizlik: Nereden başlanacağı, ne kadar uzun olacağı, neyin önemli olduğu çoğu zaman net değil. Belirsiz bir iş, benim zihnimde başlanamaz bir iş gibi duruyor.
İkincisi uzunluk. Bir rapor, birkaç saatte bitmeyen, günlere yayılan bir iş. Bu uzunluk, işi zihnimde tek parça, devasa bir blok gibi görmeme yol açıyor. Devasa bir bloğa nereden tutunacağımı bilemiyorum.
Üçüncüsü de ödülün gecikmesi. Bir e-postaya cevap verdiğimde hemen bir şey bitmiş oluyor. Bir rapor ise günlerce emek istiyor ve sonunda bile hemen bir karşılık gelmeyebiliyor. DEHB'de anlık ödülün çekimi güçlü olabildiği için, uzun vadeli bir iş sürekli daha cazip olan küçük işlerin gerisinde kalıyor.
Bunlara bir de mükemmeliyetçilik eklenince, rapor yazmayı ertelemek neredeyse kaçınılmaz hâle geliyor. İlk cümlenin iyi olması gerektiğini düşündüğümde, ilk cümleyi yazmak imkânsızlaşıyor.
Boş sayfayı doldurmak: iskeletle başlamak
Boş sayfa benim için en büyük düşman. Bembeyaz bir ekran, sanki bütün raporu tek seferde ve kusursuz yazmamı bekliyor. Bu yüzden artık hiçbir raporu boş sayfayla başlatmıyorum.
İlk adımım her zaman bir iskelet. Raporun ana başlıklarını yazıyorum; içeriğini değil, sadece başlıklarını. Sonra her başlığın altına aklıma gelen kelimeleri, yarım cümleleri, soruları döküyorum. Bu aşamada dilbilgisi, sıra, tutarlılık önemli değil.
Bu iskelet birkaç dakikada ortaya çıkıyor ama etkisi büyük. Boş sayfa artık boş değil. Önümde doldurulacak küçük kutular var ve her kutu, devasa bir rapordan çok daha yönetilebilir görünüyor. Ertesi gün dosyayı açtığımda da nereden devam edeceğimi biliyorum.
Bazen iskeleti yazmak bile zor geliyor. O zaman başka bir yerden başlıyorum: raporu okuyacak kişiye bir e-posta yazar gibi, “bu raporda sana şunu anlatmak istiyorum” diye birkaç cümle yazıyorum. Bu cümleler genellikle raporun özünü ortaya çıkarıyor ve iskelet kendiliğinden şekilleniyor.
Kötü ilk taslak hakkı
Rapor yazarken kendime verdiğim en değerli izin, kötü bir ilk taslak yazma hakkı. İlk taslak kimse için değil, sadece benim için. Kimse onu okumayacak. Bu yüzden kötü olabilir, eksik olabilir, dağınık olabilir.
Yazmak ve düzeltmek, benim için iki ayrı iş. İkisini aynı anda yapmaya çalıştığımda, her cümleyi yazarken bir yandan da eleştiriyorum ve bu ikili iş beni felç ediyor. İlk taslakta sadece yazıyorum. Düzeltmeyi başka bir güne, başka bir zihne bırakıyorum.
Bu izni gerçekten vermek ilk başlarda zor oldu. İçimdeki eleştirmen her kötü cümlede sesini yükseltiyordu. Ona “şimdi sırası değil, senin işin perşembe” demeyi öğrendim. Taslak hazır olduğunda eleştirmenin söyleyecekleri hâlâ değerli oluyor; ama artık ortada eleştirilecek bir şey var.
Küçük bloklar ve görünür ilerleme
Raporu tek bir büyük iş olarak düşünmek yerine, kısa çalışma bloklarına bölüyorum. Her bloğun küçük ve somut bir hedefi oluyor. “Raporu yaz” yerine şu tür adımlar:
- Raporun iskeletini çıkar.
- Giriş bölümüne kaba bir taslak yaz.
- Gerekli verileri tek bir yerde topla.
- İkinci bölümün ilk üç paragrafını yaz.
- Sonuç bölümüne ana fikirleri madde madde dök.
- Bir gün ara verdikten sonra baştan sona oku ve notlar al.
Her bloğu bitirdiğimde, listede onun yanına bir işaret koyuyorum. Bu küçük işaretler, uzun bir işte ilerlemeyi görünür kılıyor. DEHB'de anlık ödülün gücünü bu şekilde kendi lehime kullanıyorum: Her işaret, küçük bir “bitti” hissi veriyor.
Blokların süresini de kısa tutuyorum. Bir zamanlayıcı kurup yirmi beş ya da kırk dakika çalışmak, “bütün öğleden sonra rapor yazacağım” demekten çok daha az korkutucu. Süre dolduğunda devam etmek istersem devam ediyorum; istemezsem ara veriyorum.
Sıkıcı kısımları ayırmak
Her raporun bir de sıkıcı kısmı var: kaynakları düzenlemek, tabloları biçimlendirmek, verileri kontrol etmek, kaynakça hazırlamak. Bu kısımlar yazmanın kendisinden daha az zihinsel çaba istiyor ama DEHB ile birlikte çok daha fazla sabır isteyebiliyor.
Ben bu işleri yazma bloklarından ayırıyorum. Zihnimin daha yorgun olduğu, yaratıcı iş için uygun olmayan saatlere yerleştiriyorum. Bazen bu tür işleri bir müzik ya da sevdiğim bir podcast eşliğinde yapıyorum; sıkıcı bir işe küçük bir uyaran eklemek, dikkatimi orada tutmama yardım ediyor.
Bir de yazarken karşılaştığım eksikleri hemen tamamlamaya çalışmıyorum. Bir veriye ihtiyacım olduğunda, aramaya başlamak yerine metne bir işaret bırakıp devam ediyorum. Örneğin “[RAKAM EKLENECEK]” gibi. Aksi hâlde o arama beni yazmanın akışından koparıyor ve bir saat sonra bambaşka bir sekmede buluyorum kendimi.
Başkalarının yanında yazmak
Bazı günler bütün bu yöntemlere rağmen başlayamıyorum. O günlerde bana en çok yardımcı olan şey, yalnız olmamak. Yanımda biri sessizce kendi işini yaparken, rapor dosyasını açmak ve yazmaya başlamak tuhaf biçimde kolaylaşıyor.
Bunun için bir kütüphaneye gitmek, bir arkadaşla görüntülü bağlanıp birlikte çalışmak ya da MASA gibi ortak çalışma masalarına oturmak işe yarıyor. Bir başka yöntem de konuşarak taslak çıkarmak: Raporun ana fikirlerini birine anlatırken ya da kendi sesimi kaydederken söylediklerim, yazmaya çalıştığımda çıkmayan cümleleri ortaya çıkarabiliyor.
İlk cümle
Rapor yazmayı ertelemek, işini önemsemediğin anlamına gelmiyor. Çoğu zaman tam tersine, raporun iyi olmasını o kadar istiyorsun ki başlamak ağırlaşıyor. Ertelemeyi suçlamak yerine işi küçültmek, belirsizliği azaltmak ve kendine kötü bir taslak hakkı vermek, bu ağırlığı hafifletebilir.
Ertelediğin raporu şimdi aç. Sadece ana başlıkları yaz ve dosyayı kaydet. Beş dakikadan fazla sürmeyecek. Yarın açtığında boş bir sayfa değil, seni bekleyen bir iskelet bulacaksın.