DEHB'de rutinden çabuk sıkılmak: yenilik açlığıyla barışmak

Rutinden çabuk sıkılmak sende de bir döngüye mi dönüştü? DEHB ile yenilik ihtiyacını bastırmadan rutin sürdürmenin bende işe yarayan yollarını yazdım.

· · 5 dk okuma

Neden ilk hafta seve seve yaptığım bir şey üçüncü haftada katlanılmaz hale geliyor? Bu soruyu kendime defalarca sordum. Yeni bir rutinin ilk günleri neredeyse sihirli geçiyor; her sabah heyecanla kalkıyorum, her adımı keyifle yapıyorum. Sonra bir sabah aynı adımlar bana gri, tatsız ve tuhaf biçimde ağır geliyor.

Rutinden çabuk sıkılmak, benim için bir rutin kurmanın en zor kısmı. Kurmak kolay, sürdürmek değil. Bu yazıda bu sıkılmanın bende nasıl hissettirdiğini, onu bastırmaya çalışmanın neden işe yaramadığını ve yenilik açlığımla nasıl bir anlaşma yaptığımı anlatıyorum.

Kısaca: DEHB ile yaşayan biri olarak rutinden çabuk sıkılmak bende sık yaşanan bir durum. Sıkılmayı bastırmak yerine rutinin çekirdeğini sabit tutup kabuğunu değiştirmek, küçük oyunlar eklemek ve başkalarıyla birlikte yapmak rutinlerimi daha uzun yaşattı.

Sıkılma bende nasıl hissettiriyor?

Sıkılma benim için sadece “canım istemiyor” hissi değil. Daha bedensel bir şey. Rutinin bir adımına yaklaştığımda içimde tarif etmesi zor bir huzursuzluk başlıyor. Sanki beynim o adımı daha önce yüz kez yapmış ve bir kez daha yapmayı reddediyor.

Bu huzursuzluk bazen erteleme olarak ortaya çıkıyor. “Birazdan yaparım” diyorum ve o birazdan hiç gelmiyor. Bazen de rutini yaparken zihnim tamamen başka bir yerde oluyor; ellerim hareket ediyor ama ben orada değilim. Bu da rutinin keyfini daha da azaltıyor.

İşin tuhaf yanı, sıkılma sadece sevmediğim rutinlerde olmuyor. Çok sevdiğim bir kahvaltı, keyifle başladığım bir yürüyüş rotası, bayıldığım bir çalışma müziği bile birkaç hafta sonra aynı griliğe bürünebiliyor. Yani mesele işin kendisinden çok, tekrarın kendisi.

En kötüsü ise suçluluk. Başkalarının yıllarca aynı sabah rutinini sürdürdüğünü duyunca kendimi bir şeyleri beceremeyen biri gibi hissediyordum. Şimdi biliyorum ki mesele beceri değil, beynimin neye tepki verdiği.

Rutinden çabuk sıkılmak neden bu kadar yaygın?

DEHB ile yaşayan pek çok kişi, ilgi çekici, yeni ya da acil olan şeylere daha kolay odaklandığını anlatıyor. Ben de kendimde bunu net biçimde görüyorum. Yeni bir şey dikkatimi kendiliğinden çekiyor; tekrar eden bir şey ise her seferinde biraz daha fazla çaba istiyor.

Rutinin doğası da tam olarak tekrar. Bir şeyi rutin yapan şey, her gün aynı şekilde yapılması. Yani rutin, tanımı gereği zamanla yenilik hissini kaybediyor. Benim beynim için bu, ilginin yavaş yavaş sönmesi demek.

Bir de ödülün zamanlaması var. Rutinlerin faydası genellikle uzun vadede ortaya çıkıyor: düzenli uyku birkaç haftada hissediliyor, düzenli yürüyüş zamanla. Ben ise yakın ve somut ödüllere çok daha kolay tepki veriyorum. Bugün yaptığım şeyin karşılığını aylar sonra göreceksem, bugün o şeyi yapmak için içimde pek bir istek bulamıyorum.

Bunu bilmek bana bir şey kazandırdı: sıkılmayı bir başarısızlık işareti olarak değil, beklenen bir aşama olarak görmeye başladım. Sıkılma geldiğinde “eyvah, yine bıraktım” yerine “tamam, şimdi ayar zamanı” diyorum.

Sıkılmayı bastırmak neden işe yaramadı?

Uzun süre sıkılmayı iradeyle yenmeye çalıştım. Kendime “disiplin” diye nutuklar attım, sıkıcı da olsa aynı şeyi aynı şekilde yapmaya zorladım. Bu bir süre işe yaradı gibi göründü, sonra her seferinde daha sert bir kopuşla bitti.

Bir de tam tersini denedim: her sıkıldığımda yepyeni bir sistem. Yeni bir uygulama, yeni bir defter, yeni bir sabah programı. Bu da ilk günlerde harikaydı, ama bir süre sonra fark ettim ki asıl rutinim sistem kurmak olmuştu. Hiçbir şeyi sürdürmüyordum, sadece başlıyordum.

İki uç da yorucuydu. Birincisi beni bastırıyor, ikincisi beni savuruyordu. Aradığım şey ikisinin ortasında bir yerdi.

Çekirdek sabit, kabuk değişken

Bulduğum orta yolu kafamda böyle adlandırıyorum: çekirdek sabit, kabuk değişken. Rutinin özü, yani yaptığım şeyin kendisi aynı kalıyor. Ama nasıl, nerede ve hangi atmosferde yaptığım değişebiliyor.

Bende işe yarayan kabuk değişiklikleri şunlar:

  1. Mekânı değiştirmek. Aynı çalışma rutinini bir gün masada, bir gün mutfakta, bir gün bir kafede yapmak.
  2. Sırayı karıştırmak. Sabah adımlarımın sırasını ara ara değiştirmek. Adımlar aynı, ama beynim yeni bir şeymiş gibi algılıyor.
  3. Atmosferi yenilemek. Farklı bir müzik listesi, farklı bir kupa, farklı bir ışık. Küçük ama etkili.
  4. Küçük bir oyun eklemek. Bir işi bir şarkı bitene kadar yapmak, yürüyüşte her gün başka bir sokağa sapmak, kendime minik meydan okumalar koymak.
  5. Rotasyon kurmak. Bazı rutinler için iki üç farklı versiyon hazırlayıp haftalar arasında değiştirmek.

Bu değişikliklerin hiçbiri rutinin kendisini bozmuyor. Sadece ona taze bir yüz veriyor. Ve çoğu zaman bu kadarı, sıkılmanın gölgesini dağıtmaya yetiyor.

Bir örnek vereyim. Akşam yürüyüşü rutinim bir dönem tamamen sönmüştü; aynı sokaklar, aynı saat, aynı düşünceler. Rutini bırakmak yerine her hafta başka bir sesli içerik dinlemeye ve her gün rastgele bir köşede ters yöne dönmeye başladım. Yürüyüşün kendisi değişmedi, ama bana yeniden bir küçük macera gibi gelmeye başladı.

Başkalarıyla birlikte yapmak

Sıkılmaya karşı en beklemediğim yardım başka insanlardan geldi. Tek başıma yaptığımda sıkıcı gelen bir rutin, biriyle aynı anda yapınca bambaşka bir hal alabiliyor. Birlikte yürüyüşe çıkmak, aynı saatte çalışmaya oturmak, birbirimize kısa bir “başladım” mesajı atmak.

Başkalarının varlığı rutine küçük bir sosyal yenilik katıyor. Her gün aynı şeyi yapsam bile, karşımdaki insanlar ve onların halleri değişiyor. Bu da rutinin tekrarını daha katlanılır kılıyor. Çalışma rutinim için başkalarıyla aynı anda masaya oturma fikri bende o kadar iyi çalıştı ki MASA da biraz bu deneyimden doğdu.

Elbette her rutin sosyal olamaz ve her zaman birilerini bulmak mümkün değil. Ama bazı rutinleri yalnızlıktan çıkarmak, sıkılmayla baş etmenin en keyifli yollarından biri oldu.

Sıkılmaya biraz alan açmak

Son olarak şunu kabul ettim: bazı günler rutinim sıkıcı olacak ve bunu tamamen ortadan kaldıramayacağım. Sıkıcı bir rutini yapmak da bazen sadece sıkıcı olacak. Bu, rutinin işe yaramadığı anlamına gelmiyor.

Bu yüzden sıkılmaya biraz alan açıyorum. “Bugün sıkıcı geliyor, minimum versiyonu yapacağım” diyebiliyorum. Ya da bilerek birkaç gün ara veriyorum ve döneceğim tarihi kendime söylüyorum. Kendi seçtiğim bir mola, sessizce bırakmaktan çok farklı hissettiriyor.

Sıkılmayı biraz tolere etmeyi öğrenmek de zamanla kolaylaştı. Sıkıcı bir adımın başında “bu duygu birkaç dakika sürecek ve geçecek” demek, o dakikaları daha katlanılır kılıyor. Her sıkıntıya hemen bir çözüm bulmak zorunda değilim; bazen sadece onunla birlikte devam edebiliyorum.

Kendime not

Sıkılmak benim düşmanım değil; bana bir şeylerin değişmesi gerektiğini söyleyen bir haberci. Onu susturmaya çalışmak yerine dinlemeyi öğrendikçe, rutinlerimle ilişkim daha az yorucu hale geldi.

Eğer sen de her rutinin üçüncü haftasında tökezliyorsan, belki rutin değil, kabuğu değişmek istiyordur. Çekirdeğe dokunma. Sadece etrafındaki dünyayı biraz yenile. Bazen yeni bir kupa bile yeter.

Sık sorulanlar

DEHB'si olanlar rutinden neden çabuk sıkılır?

DEHB ile yaşayan pek çok kişi, ilgi çekici ve yeni olan şeylere daha kolay odaklandığını anlatıyor. Tekrar eden bir rutin zamanla bu ilgiyi kaybedince sürdürmek zorlaşabiliyor. Herkesin deneyimi farklı ve bu bir kusur değil.

Rutinden sıkıldığımda ne yapmalıyım?

Rutini tamamen bırakmak yerine iskeleti sabit tutup ayrıntıları değiştirmeyi deneyebilirsin: farklı bir mekân, farklı bir sıra, küçük bir oyun. Bende bu tür küçük değişiklikler rutini uzun süre canlı tuttu.

Sürekli yeni sistem denemek kötü mü?

Kötü değil, ama yorucu olabilir. Her sıkıldığında sıfırdan yeni bir sistem kurmak, rutin yerine sistem kurmayı alışkanlık haline getirebiliyor. Bir çekirdeği sabit tutmak bu döngüyü yumuşatabilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir