DEHB'yi kimliğimin bir parçası olarak kabullenmek

DEHB'yi kabullenmek pes etmek midir? Onu kimliğimin bir parçası olarak görmeye nasıl başladığımı ve neyin zorlaştırdığını dürüstçe anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

"DEHB'li biri miyim, yoksa DEHB'si olan biri mi?" Bu soruyu bir dönem kendime defalarca sordum. Küçük bir dil ayrıntısı gibi görünüyor, ama içinde koca bir mesele saklı: Bu şey bende bir misafir mi, yoksa benim bir parçam mı?

Bu yazıda DEHB'yi kimliğimin bir parçası olarak kabullenmenin ne demek olduğunu, bunu neyin zorlaştırdığını ve kabullenmenin bana ne kattığını anlatıyorum. Kimse için bir reçete yazmıyorum; bu benim yolum, senin yolun farklı olabilir ve olması da gayet normal.

Kısaca: DEHB'yi kabullenmek pes etmek değil, zorlukları gerçek olarak görüp kendine buna göre davranmaktır. Bu süreç düz bir çizgi değil; iyi ve kötü günler arasında gidip gelir. Kabullenmek, destek ve değişim aramayı bırakmak anlamına gelmez; tam tersine genellikle onları kendine karşı daha nazik biçimde mümkün kılar.

DEHB'yi kabullenmek ne demek, ne demek değil?

Kabullenme kelimesi bana ilk başta "pes etmek" gibi geliyordu. "Ben böyleyim, değişmem" gibi bir teslimiyet. Oysa zamanla anladım ki kabullenmek bunun tam tersi.

Benim için kabullenmek şunlar:

  • Zorluklarımın gerçek olduğunu ve "yeterince çabalamadığım" için var olmadığını görmek.
  • Beynimin bazı şeylerde farklı çalıştığını bir kusur değil, bir bilgi olarak tutmak.
  • Kendime, çevreme ve işlerime bu bilgiye göre yaklaşmak.
  • Yine de değişimi, desteği ve öğrenmeyi bırakmamak.

Kabullenmek ne demek değil: "Her şeyi böyle bırakıyorum" ya da "Bu yüzden her şey affedilir" demek değil. Bir de DEHB'yi güzelleştirmek, onu bir ayrıcalığa çevirmek de değil. Zorluklar gerçekten zor; bunu inkâr etmeden kabullenmek bence daha sağlam bir zemin.

Kabullenmeyi zorlaştıran şeyler

Benim için kabullenmek kolay bir adım olmadı. Onu zorlaştıran birkaç şey şunlardı:

  1. "Bahane" korkusu. DEHB'yi kabullenirsem, herkesin dediği gibi bir bahane mi buluyor olacağım diye düşündüm. Bu korku, uzun süre beni durdurdu.
  2. "Keşke" döngüsü. "Keşke daha önce bilseydim" düşüncesi, bir yandan rahatlatıcı bir yandan acıtıcı. Geçmişe bakıp kaybedilmiş fırsatları saymak insanı yoruyor.
  3. Eski hikâyeyi bırakmak. Uzun süre "tembel ve dağınık biriyim" hikâyesini taşımıştım. Onu bırakmak, tanıdık bir şeyi bırakmak gibi hissettirdi; kötü olsa da bana ait bir hikâyeydi.
  4. Kıyaslar. "Başkaları bunu yapabiliyorken ben neden yapamıyorum" cümlesi, kabullenmenin önünde duran bir engel.
  5. Başkalarının tepkisi. Çevredekiler "Herkeste var biraz" ya da "Abartma" deyince, kabullenme küçük bir iç savaşa dönüşebiliyor.

Bunların hiçbiri bir kusur değil; hepsi, bir şeyi gerçekten yeniden anlamlandırmanın doğal sürtünmesi.

Dil meselesi: "DEHB'liyim" mi, "DEHB'm var" mı?

Dile takılmam komik gelebilir ama bunu önemsiyorum. "DEHB'm var" dediğimde, DEHB sanki bir cebimdeki nesne gibi duruyor; kenara koyabileceğim bir şey. "DEHB'liyim" dediğimde ise bir kimlik cümlesi kuruyorum.

Hangisinin doğru olduğunu söylemiyorum, çünkü bu kişiye göre değişiyor. Bazı insanlar kendini DEHB'li olarak tanımlamayı güçlendirici buluyor; bazıları ise "Ben DEHB'den ibaret değilim" demeyi tercih ediyor. İkisi de geçerli.

Benim için dönüm noktası şuydu: "DEHB'li olmak" beni tanımlayan bir şey değil, beni anlamama yardım eden bir çerçeve. Ben DEHB'den daha fazlasıyım; ama DEHB'siz bir ben de tam olarak benim hikâyemi anlatmıyor. Bu ikisini aynı anda tutabilmek, kabullenmenin en olgun hâllerinden biri gibi hissettiriyor.

Kabullenmek bende neyi değiştirdi?

Her şeyi değiştirmedi, bunu açıkça söyleyeyim. Zor günler hâlâ var; erteleme, unutkanlık, dağınıklık hâlâ var. Ama bazı şeyler yumuşadı:

  • Kendime kızma sesim azaldı. Tamamen susmadı ama eskisi kadar yüksek değil.
  • İhtiyaçlarımı söylemek kolaylaştı. "Bunu yazılı gönderir misin?" ya da "Biraz sessiz bir yere geçebilir miyiz?" demek, bir itiraf değil bir ayar olarak görünmeye başladı.
  • Beklentilerim gerçekçileşti. Her gün aynı kişi olmayacağımı bilmek, kötü günleri daha az dramatik hâle getirdi.
  • Yardım istemek kolaylaştı. Desteğe ihtiyaç duymak, başarısızlığım değil, doğru bilgiye ulaşma çabasıydı.
  • Kendime dair merakım arttı. "Neden böyle yapıyorum?" sorusu yargıdan çok meraka dönüştü.

Bir de başkalarına söylemek konusu var. Kabullenme, "Bunu herkese anlatmam gerekir" demek değil. Kime, ne kadar ve ne zaman anlatacağım hâlâ benim kararım. Kimi ortamda sadece "bazen yazılı hatırlatma bana iyi geliyor" demek yetiyor; kimi yakın ilişkide ise daha geniş bir konuşma gerekiyor. Anlatma hakkına olduğu kadar anlatmama hakkına da saygı duymak, kabullenmenin bir parçası bence.

Bu değişimler ani olmadı; tek bir "kabul ettim" anı da yaşamadım. Daha çok küçük, tekrar eden anlardı: Bir hatada kendimi suçlamak yerine "Tamam, bu da DEHB" diyebildiğim, sonra da bir sonraki adımı düşündüğüm anlar.

Kabullenmek ve çaba arasındaki denge

Bir tehlike de var: Kabullenmeyi, hiçbir şey denememeye bahane yapmak. "Ben DEHB'liyim, bu yüzden bunu yapamam" cümlesi, bazen gerçeği söylüyor; bazen ise denemeden vazgeçmenin kolay yolu oluyor. Bu ikisini ayırmak kolay değil ve ben de her zaman başaramıyorum.

Bana yardımcı olan bir soru şu: "Bunu yapamıyorum" mu, yoksa "Bunu şu yöntemle yapmak zor" mu? İkincisi, bir sistem, bir destek ya da bir esneklikle çözülebilir. Birincisi ise bazen gerçekten bir sınırı işaret eder; ve sınır koymak da bir kabullenme biçimi.

Öbür tarafta da şunu unutmamaya çalışıyorum: Kabullenmek, DEHB'yi parlak bir ayrıcalık gibi sunmak zorunda olmak da değil. Zorluklar zor, güçlü yanlar güçlü; ikisini de dürüstçe söyleyebilmek yeterli.

Kabullenme gelgitlidir

Kabullenmenin düz bir yolu yok. Bir gün "Ben böyleyim ve tamam" diyebiliyorum; ertesi gün aynı hatayı yapınca eski kızgınlığım geri geliyor. Bunu başarısızlık saymamaya çalışıyorum. Kabullenmek, bir kez ulaşılan bir yer değil; defalarca geri dönülen bir tutum.

Henüz bir tanın yoksa ve sadece bir şeylerin sana uyduğunu düşünüyorsan, kabullenme meselesi biraz daha belirsiz görünebilir. Bu da çok normal. Böyle bir dönemde "Ben DEHB'liyim" demek zorunda değilsin; "Bazı şeyler beni zorluyor ve bunu anlamak istiyorum" demek de yeterince gerçek. Tanıyı bir uzman koyar; o zamana kadar kendine nazik bir merakla yaklaşabilirsin.

Eğer kendini sürekli değersiz, utanmış ya da umutsuz hissediyorsan, kabullenme sürecinde tek başına kalmak zorunda değilsin. Bir psikolog ya da psikiyatrist bu yükü paylaşmana yardım edebilir. Kendine zarar verme düşüncelerin varsa, beklemeden bir ruh sağlığı uzmanına ulaş; acil bir durumda 112'yi ara.

Kendime not

DEHB bana ait; ama ben ondan ibaret değilim. Bunu ikisini de doğru olarak tutabildiğim günlerde kendime biraz daha yakın hissediyorum.

Bugün eski hikâyeye geri düştüysem, bu yolu kaybettiğim anlamına gelmiyor. Sadece bir daha dönmem gereken, tanıdık bir yer. Dönmek de bu yolun bir parçası.

Sık sorulanlar

DEHB'yi kabullenmek pes etmek anlamına mı geliyor?

Hayır. Kabullenmek, zorlukların gerçek olduğunu görmek ve kendine buna göre davranmak demek. Desteğe, stratejilere ve değişime kapıyı kapatmaz; tam tersine genellikle onları daha sağlıklı biçimde denemeyi mümkün kılar.

DEHB tanısı almak kabullenmeyi kolaylaştırır mı?

Bazı insanlar için evet, yaşadıklarına bir isim ve çerçeve vermek rahatlatıcı olabiliyor. Ama kabullenme herkes için farklı ve zaman alan bir süreç. Tanı almamış olsan da kendine nazik davranmak ve bir uzmana başvurmak mümkündür.

DEHB'yi kabullenmek zor geliyorsa ne yapabilirim?

Bunu tek başına yapmak zorunda değilsin. Güvendiğin biriyle konuşmak, DEHB deneyimi olan insanların anlattıklarını okumak ya da bir psikolog veya psikiyatristle çalışmak yardımcı olabilir. Zorlanman da sürecin doğal bir parçası.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir