Hobileri yarıda bırakmak: suçluluk yerine keşif gibi görmek

Hobileri yarıda bırakmak seni de suçlu hissettiriyor mu? DEHB'li biri olarak bırakmayı bir keşif gibi görmeyi ve suçluluğu hafifletmeyi anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir şeyi bırakmak ile bir şeyi bitirmek arasındaki farkı uzun süre sadece tek bir taraftan gördüm. Bitirmek iyiydi, bırakmak kötü. Bitiren insanlar disiplinliydi, bırakanlar dağınık. Ben de çoğu zaman ikinci gruptaydım ve bu bana sessiz ama sürekli bir ağırlık olarak geri dönüyordu.

Hobileri yarıda bırakmak, DEHB'li pek çok yetişkinin içinde gizli bir suçluluk taşıdığı konulardan biri. Bu yazıda o suçluluğa biraz daha yakından bakmak ve bırakmayı bir başarısızlık yerine bir keşif olarak görmenin mümkün olup olmadığını anlatmak istiyorum.

Kısaca: DEHB'li birçok yetişkin yeni hobilere heyecanla başlayıp ilk heves geçince bırakır ve bunun için kendini suçlar. Oysa hobiler zorunlu görevler değildir; her biri ne sevdiğini, nasıl öğrendiğini ve neyin sana iyi geldiğini öğreten bir deneme olabilir. Suçluluk yerine merakla bakmak mümkün.

Hobileri yarıda bırakmak neden bu kadar suçluluk yaratıyor?

Suçluluğumun kaynağına baktığımda birkaç şey görüyorum. Birincisi, “başladığın işi bitir” mesajı. Bu mesajı çocukluktan beri duyuyoruz ve çoğu zaman doğru bir öğüt gibi geliyor. Ama hobiler söz konusu olduğunda bu mesaj, keyif için yaptığımız şeyleri bir yükümlülüğe çeviriyor.

İkincisi, geçmişte duyduğum eleştiriler. “Sen zaten hiçbir şeyi bitirmezsin” gibi cümleler, sadece hobilerimle ilgili değil, kim olduğumla ilgili bir yargı gibi geldi. Her yarım kalan hobi, bu yargının yeni bir kanıtı oldu.

Üçüncüsü, para ve emek. Bir hobi için malzeme aldığımda, zaman ayırdığımda, onu bırakmak bu yatırımı boşa harcamışım gibi hissettiriyor. Sanki bırakmak, sadece bir uğraşı değil, harcadığım her şeyi de inkâr etmek.

Ve son olarak, DEHB ile ilgili genel bir yorgunluk. İş hayatında, ilişkilerde, günlük sorumluluklarda zaten zorlanırken, hobilerde de “bitirememek” bardağı taşıran damla gibi geliyor.

Bırakmak her zaman başarısızlık mı?

Bu soruyu kendime ilk kez ciddi olarak sorduğumda, cevabın hayır olduğunu fark ettim. Çünkü hobi dediğimiz şeyin amacı bir ürün ortaya koymak değil, bir deneyim yaşamak. Ve deneyim, hobiyi bıraktığım anda bile gerçekleşmiş oluyor.

Yarım kalmış her hobime baktığımda bir şey öğrendiğimi görüyorum. Örgü bana sabrın elle nasıl hissedildiğini gösterdi. Boyamak, mükemmeliyetçiliğimin ne kadar güçlü olduğunu. Bir dil öğrenmeye çalışmak, ezberden çok konuşarak öğrendiğimi. Bunların hiçbiri “bitmiş” değil, ama hepsi bana bir şey bıraktı.

“Bitirmek” hobinin amacı mı?

Bir kitabı yarıda bıraktığımda suçlu hissediyorum ama bir filmden sıkılıp kapattığımda o kadar hissetmiyorum. Bir yürüyüşü yarıda kesmek ise hiç suçluluk yaratmıyor. Neden?

Belki de bazı uğraşlara bir “bitiş çizgisi” yüklüyoruz, bazılarına yüklemiyoruz. Hobilere bu çizgiyi koymak, onları bir yarışa çeviriyor. Oysa bir hobi, bir yürüyüş gibi de olabilir: istediğin kadar yürürsün, döndüğünde yine yürümüş olursun.

Derinlik mi, genişlik mi?

Bir de şu var: toplum olarak bir alanda derinleşmeyi, ustalaşmayı çok önemsiyoruz. Bu güzel bir şey. Ama genişlik de bir değer. Birçok alanı biraz bilmek, farklı dünyalar arasında köprü kurabilmek, yeni bir şeye başlamaktan korkmamak da bir tür birikim.

Ben bir alanda usta olmayabilirim. Ama pek çok alanın kapısını aralamış, içeri bakmış, havasını solumuş biriyim. Bu genişlik bana sohbetlerde, problem çözerken, yeni bir şey öğrenirken avantaj sağlıyor. Yarım bıraktığım hobilerin her biri, bu genişliğin bir parçası. Derinliği küçümsemiyorum; sadece genişliğin de kendine ait bir değeri olduğunu düşünüyorum. Belki de bazılarımız için hayat, tek bir derin kuyu kazmaktan çok, pek çok küçük pencere açmaktan ibaret.

Bir hobiyi bırakmadan önce kendime sorduklarım

Her bırakış aynı değil. Bazen gerçekten ilgimi kaybettim, bazen sadece zor bir yere geldim. İkisini ayırmak için kendime bazı sorular soruyorum:

  • Sıkıldım mı, yoksa zorlandım mı? Bazen bir hobiyi bırakma isteği, aslında zor bir aşamaya gelmemden kaynaklanıyor. Bu durumda biraz destek ya da daha küçük bir hedef işe yarayabiliyor.
  • Bu bir mola mı, veda mı? Her bırakış kalıcı değil. Bazı hobilere aylar sonra yeniden döndüm ve kaldığım yerden devam ettim.
  • Bu hobi bana hâlâ bir şey veriyor mu? Eğer sadece “bitirmem gerekiyor” diye devam ediyorsam, belki bırakmak daha dürüst.
  • Başka bir şeye mi heveslendim? Yeni bir kıvılcım geldiğinde eskiyi bırakmak doğal. Ama bazen ikisini bir arada tutmak da mümkün.
  • Suçluluk mu konuşuyor, ben mi? Devam etme isteğim gerçek bir istek mi, yoksa suçluluktan kaçmak mı?

Bu sorular bana her zaman net bir cevap vermiyor. Ama bırakma kararını otomatik bir utanç yerine, bilinçli bir seçim olarak vermemi sağlıyor.

Bırakırken suçluluğu hafifletmek için denediklerim

Bir hobiyi bırakmaya karar verdiğimde, bunu daha nazik bir şekilde yapmanın yollarını arıyorum. Bende bazen işe yarayanlar:

  1. “Ne kazandım” notu yazmak. Bıraktığım her hobi için kısa bir not yazıyorum: ne öğrendim, neyi sevdim, neyi sevmedim. Bu not, o deneyimi bir kayıp yerine bir kazanç olarak görmemi sağlıyor.
  2. Malzemeleri paylaşmak. Artık kullanmayacağım malzemeleri o hobiye yeni başlayan birine vermek, hem yer açıyor hem de içimdeki “boşa gitti” hissini hafifletiyor.
  3. Mola rafı. Emin olmadığım hobileri tek bir rafa koyup “mola” etiketi veriyorum. Bir süre sonra o rafa bakıp hâlâ ilgi duyup duymadığımı kontrol ediyorum.
  4. Dönüşü kutlamak. Bir hobiye aylar sonra geri döndüğümde, “yine mi başladın” yerine “tekrar hoş geldin” demeye çalışıyorum. Dönmek de bir tür devamlılık.
  5. Kelimelerimi değiştirmek. “Bunu da bitiremedim” yerine “bunu denedim, şimdilik bu kadar” demek, küçük ama etkili bir fark yaratıyor.

Bu yöntemler suçluluğu tamamen yok etmiyor. Ama onu daha taşınabilir bir hâle getiriyor.

Bu döngü hayatının her alanına yayılıyorsa

Hobilerde yarım bırakmak çoğu zaman masum bir şey. Ama bazen aynı döngü iş hayatına, eğitime, ilişkilere ya da önemli sorumluluklara da yayılabiliyor. Eğer başladığın hiçbir şeyi sürdüremediğini ve bunun hayatını ciddi biçimde etkilediğini hissediyorsan, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak iyi bir adım olabilir. Yetişkinlerde DEHB değerlendirmesini psikiyatrist yapar ve bu süreçte sana uygun destek yolları konuşulabilir.

Hobiler ise bu konuşmanın en hafif kısmı olmalı. Onları da bir performans alanına çevirmek, hayatına bir yük daha eklemek demek.

Bugünlük bu kadar

Artık bir hobiyi bıraktığımda kendime şunu söylemeye çalışıyorum: “Bir şey denedin. Ondan bir şey öğrendin. Şimdi başka bir yere gidiyorsun.” Bu cümle, eskiden duyduğum yargılardan çok daha nazik ve bence çok daha doğru.

Senin de dolabında yarım kalmış bir şeyler varsa, onlara bugün biraz farklı bakmayı dene. Her biri, bir dönem bir şeylere tutkuyla bağlanabildiğinin, merak edip denediğinin kanıtı. Bitirmemiş olabilirsin. Ama yaşamışsın.

Sık sorulanlar

Hobilerimi hep yarıda bırakıyorum, bu DEHB yüzünden mi?

Olabilir ama tek başına bir kanıt değildir. DEHB'li birçok yetişkin, ilk heyecan geçtikten sonra ilgisini korumakta zorlandığını anlatır. Bu durum hayatının başka alanlarını da zorluyorsa bir uzmanla konuşmak iyi olabilir.

Bir hobiyi bırakmak başarısızlık mıdır?

Hayır. Hobiler zorunlu görevler değildir; bir hobiyi denemek ve sonra bırakmak, neyi sevip neyi sevmediğini öğrenmenin doğal bir yoludur.

Yarım bıraktığım hobiler için duyduğum suçlulukla nasıl başa çıkarım?

O hobiden ne öğrendiğini yazmak, malzemeleri paylaşmak ya da hobiyi bir veda yerine mola olarak görmek suçluluğu hafifletebilir. Suçluluk çok ağırlaştıysa bir psikologla konuşmak destekleyici olabilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir