“Şu rapor hakkında birkaç notum var.” Bu cümlenin geri kalanını duymadan midem kasılıyor. Notlar belki yalnızca bir tarih düzeltmesidir, belki tek bir paragrafın sırası. Ama ben o anda çoktan bütün çalışmamın beğenilmediği, benim de yetersiz bulunduğum bir senaryonun içindeyim.
Geri bildirim almak, işin kaçınılmaz bir parçası. Gelişmek için gerekli de olduğunu biliyorum. Yine de DEHB'li biri olarak eleştiriyi dinlemek, benim için çoğu zaman cümlenin içeriğinden çok daha fazlasını taşıdı. Bu yazıda o ağırlığın nereden geldiğini, o anlarda neler yaptığımı ve kalbimi kırmadan geri bildirimi nasıl alabildiğimi anlatacağım.
Kısaca: Geri bildirim almak DEHB'li birine fazladan ağır gelebiliyor, çünkü geçmişte biriken düzeltmeler her yeni nota eşlik ediyor. Bende işe yarayan: ilk anda yanıt vermemek, duyduğumu olgu, yorum ve duygu diye ayırmak, netleştirici sorular sormak ve sonra kendime toparlanma zamanı vermek.
Geri bildirim almak neden bu kadar ağır geliyor?
Küçüklükten beri “dikkat et”, “ne zaman toparlanacaksın”, “yine mi unuttun” cümlelerini çok duydum. Bunlar o an belki iyi niyetle söylenmişti. Ama zamanla bende şu inanç yerleşti: her düzeltme, benim temelde bir şeyi yanlış yaptığımın kanıtı. Yetişkin olunca iş yerindeki küçük bir not bile bu eski yığının üstüne düşüyor.
Bu yüzden geri bildirim geldiğinde tepkim çoğu zaman cümlenin gerçek boyutuyla orantılı olmuyor. İki dakikalık bir konuşma, akşam eve kadar süren bir iç sese dönüşebiliyor. Bazı günler, birinin söylediği tek bir cümleyi saatlerce zihnimde yeniden oynattım. Cümle gerçekte tek bir cümleydi; ben ise onu kendi aleyhime bir davaya çevirmiştim.
Bunu fark etmem uzun sürdü. Meğer sorun eleştiriyi duymam değilmiş. Sorun, eleştirinin yanına eskiden kalma bir sürü şeyi de eklemem ve hepsini aynı anda taşımaya çalışmammış.
Duyduğum anda ne yapıyorum?
İlk dakikalar en kritik. Bu anlarda iki tepkim var: ya hemen savunmaya geçiyorum ya da donup “tamam, haklısınız” deyip içime kapanıyorum. İkisi de gerçek dinlemeyi engelliyor.
Şunu denemeye başladım:
- Nefesi yavaşlatmak. Konuşan kişi cümlesini bitirene kadar yalnızca nefes alıp verdiğime dikkat ediyorum.
- Not almak. Kâğıda birkaç kelime yazmak, elimi meşgul ediyor ve duyduğumu somutlaştırıyor.
- Bir cümle ile özetlemek. “Şunu anladım: şu bölümün sırası değişmeli. Doğru mu?” Bu hem anladığımı doğruluyor hem de bana düşünme süresi veriyor.
- Hemen cevap vermemek. Gerekiyorsa “Bunu bir düşünüp yarın döneyim” demek, o anki duygusal cevabımı filtrelemeyi kolaylaştırıyor.
Bunlardan ikincisi benim için en güçlüsü. Kâğıda yazarken zihnim cümlenin anlamını işlemek zorunda kalıyor ve duygu biraz geri çekiliyor. Bu, cümlenin ağırlığını sıfırlamıyor ama beni daha az savrulmuş bırakıyor.
Duyduğumu üç parçaya ayırmak
Geri bildirimden sonra, yalnız kaldığımda zihnimdeki karışık yığını üç parçaya ayırmayı deniyorum. Bunu bir kâğıda üç sütun çizerek yapıyorum ama zihinde de yapılabilir.
- Olgu. Gerçekte ne söylendi? “Raporun üçüncü bölümünde rakamlar tutmuyor.”
- Yorum. Bunu ben nasıl çevirdim? “Demek ki ben hep dikkatsiz biriyim.”
- Duygu. Şu an ne hissediyorum? “Utanç, biraz öfke, biraz korku.”
Bu ayrım garip bir rahatlık veriyor. Olgu genellikle küçük, somut ve çözülebilir. Yorum ise çoğu zaman benim eklediğim bir şey ve gerçekle pek alakası yok. Duygu ise yaşanması gereken bir şey; onu bastırmaya çalışmıyorum, sadece olgudan ayırıyorum.
Sütunlara bakınca çoğu zaman olgunun yalnızca bir iki satır tuttuğunu görüyorum. Yorum ve duygu sütunları ise taşıyor. Bu görüntü bana, “tamam, çözülecek olan şey aslında bu iki satır” dedirtiyor.
Netleştirmek için sorduğum sorular
Belirsiz geri bildirim, benim zihnimde en kötü yorumla doluyor. “Daha dikkatli olmalısın” cümlesi tam olarak neyi kastediyor? Bu yüzden belirsiz gelen her şeyi somutlaştırmak için sorular hazırladım.
- “Bir örnek verebilir misiniz?”
- “Bunu doğru yaptığımda neye benzerdi?”
- “En önemli bir şey ne olurdu, onu önce düzelteyim.”
- “Bunu ne zamana kadar değiştirmem gerekiyor?”
Üçüncü soru benim için özellikle işe yarıyor. Çünkü DEHB'li zihin beş notu aynı anda düzeltmeye çalıştığında hiçbirini düzeltemiyor. Önceliği sormak hem işi küçültüyor hem de karşı tarafa önemsediğimi gösteriyor. Sorular, savunma değil merak olarak karşılanıyor.
Sonrasında kalbimi toplamak
Konuşma bittikten sonra bile içimde bir ağırlık kalabiliyor. O saatlerde kendime birkaç küçük şey yapıyorum: kısa bir yürüyüş, bir bardak su, güvendiğim biriyle iki cümlelik bir konuşma. İşi hemen düzeltmeye girişmek yerine önce bedenimin yatışmasını bekliyorum.
Düzeltmeyi yaparken de geri bildirimin yalnızca o işle ilgili olduğunu kendime hatırlatıyorum. Rapordaki bir hata benim kim olduğumu söylemiyor, yalnızca raporun bir yerinin düzelmesi gerektiğini söylüyor. Bunu içselleştirmek zaman aldı ve hâlâ bazı günler başaramıyorum.
İyi geri bildirimi de ayrıca not alıyorum. Çünkü kötü cümleleri uzun süre saklayan zihnim, “güzel olmuş” cümlesini çoğunlukla bir çırpıda siliyor. Küçük bir dosyaya, duyduğum iyi sözleri yazıyorum. Kötü bir gün geldiğinde oraya bakıyorum. Bu bir kendini kandırma değil; sadece dengeli bir kayıt tutma çabası.
Eleştiri haklı olduğunda
Geri bildirim bazen gerçekten yerinde oluyor ve “DEHB'im var” cümlesi bunun yerini tutmuyor. Her eleştiriyi “benim farklı çalışan zihnimden kaynaklanıyor” diye geri çevirmek, kendimi korumak gibi görünse de gelişmemi durduruyor. Buradaki ince çizgi şu: hatanın bir açıklaması olabilir, ama açıklama ile bahane aynı şey değil.
Hata gerçekse önce kabul ediyorum, sonra “bunun tekrar olmaması için hangi küçük sistem işe yarar?” diye soruyorum. Çoğu zaman cevap bir yapı oluyor: bir kontrol listesi, bir hatırlatıcı, teslimden önce bir yabancı gözün bakması. Suçlu aramak yerine sistem aramak, benim için hem daha adil hem de daha işe yarar bir yol. Böylece eleştiri bir hükümle değil, küçük ve somut bir sonraki adımla bitiyor.
Geri bildirimi önceden istemek
Beklenmedik eleştiri en ağırı. Bu yüzden bazen işi teslim etmeden önce ben istiyorum: “Şu kısma bakıp bir şey söyler misiniz?” Böyle olunca eleştiri sürpriz olmuyor, benim kontrolümde bir soru oluyor. Bu da ağırlığını belirgin biçimde hafifletiyor.
Düzenli, kısa bir geri bildirim saati ayarlamak da işe yarıyor. Küçük şeyler birikip büyük bir “konuşmamız lazım” anına dönüşmüyor. Bu konuşmaları sürdürmek için takvime tekrar eden bir kayıt koyuyorum, çünkü hatırlamayı kendi başıma çoğu zaman unutuyorum.
Yazılı geri bildirim için ayrı bir kural
Belgenin kenarına düşülmüş bir yorum ya da mesajla gelen bir not, yüz yüze konuşmadan da zor olabiliyor; çünkü tonu bilmiyorum, bu yüzden boşluğu kendi korkularımla dolduruyorum. Yazılı bir geri bildirimi önce yalnızca bir kez okuyup bırakıyorum. Bir süre sonra, bedenim sakinleşince bir kez daha, bu kez kalemle okuyorum. İkinci okumada metin çoğu zaman ilk okuduğumdan daha kısa ve daha nazik çıkıyor.
Kendime not
Geri bildirim bir hüküm değil, bir bilgi. Bunu bilmek ile hissetmek arasında hâlâ bir mesafe var; o mesafeyi tek seferde kapatamıyorum. Ama her konuşmada biraz daha dinleyebiliyorum.
Eleştiri sürekli bir kendini aşağı görme döngüsüne dönüşüyorsa, bunu tek başına taşımak zorunda değilsin. Bir psikologla ya da psikiyatristle konuşmak, bu eski yükü hafifletmeye yardım edebilir. Bu arada kendine şunu hatırlat: bir düzeltme, bir değerlendirme değildir.