DEHB ile ev düzeni: mükemmel değil, yaşanabilir bir ev

DEHB ile ev düzeni neden bu kadar zor? Utanmadan ve mükemmeliyetçiliğe kapılmadan yaşanabilir bir ev kurmak için bende işe yarayan ilkeleri anlatıyorum.

· · 8 dk okuma

Kapıyı açtığım an gözüm önce sandalyeye gider. Üzerinde giyilmiş ama tam kirli sayılmayan, yıkanmış ama katlanmamış, nereye ait olduğuna bir türlü karar verilemeyen kıyafetler. O sandalye uzun süre benim için evin özeti gibiydi: niyet edilmiş ama tamamlanmamış işlerin üst üste binmiş hâli.

DEHB ile ev düzeni üzerine yazmaya karar verdiğimde önce şunu söylemek istedim: Evinin dağınık olması karakterin hakkında bir hüküm değil. Ev işleri, DEHB'nin zorladığı becerilerin neredeyse hepsini aynı anda ister: başlamak, sıralamak, hatırlamak, sıkıcı bir işi bitene kadar sürdürmek. Bu yazı kusursuz bir ev için değil; içinde nefes alınabilen, yaşanabilir bir ev için.

Kısaca: DEHB ile ev düzeni irade eksikliğinden değil; başlama, sıralama ve hatırlama gibi becerilerin zorlanmasından aksar. Hedefi “kusursuz” yerine “yaşanabilir” koymak, sürtünmeyi azaltmak, eşyaları görünür kılmak ve işleri küçük parçalara bölmek çoğu zaman en iyi başlangıçtır.

DEHB ile ev düzeni neden bu kadar zor?

Uzun süre bunun bir disiplin sorunu olduğunu düşündüm. Başkaları yapabiliyorsa ben de yapabilmeliydim. Zamanla şunu fark ettim: Sorun bulaşık yıkamayı bilmemem değildi. Sorun, bulaşığa başlamak için gereken o ilk itkiyi bulamamamdı.

DEHB nörogelişimsel bir durum ve en çok etkilediği alanlardan biri, günlük hayatı yöneten yürütücü işlevler. Ev işleri tam da bu işlevlerin sınandığı yer:

  • Başlamak: Ödülü uzak, sıkıcı ve bitmeyen bir işe girişmek beynim için yokuş yukarı.
  • Sıralamak: “Mutfağı topla” aslında on beş küçük karardan oluşuyor. Hangisinden başlayacağımı seçemeyince hiçbirine başlamıyorum.
  • Hatırlamak: Gözümün önünde olmayan şey çoğu zaman aklımda da olmuyor. Dolaba kaldırdığım şey bir anlamda yok oluyor.
  • Bitirmek: Çamaşırı yıkıyorum, kurutuyorum; sonra katlama aşaması sonsuza kadar bekliyor.
  • Dikkat kayması: Bir şeyi yerine götürürken yolda başka bir şey görüyorum ve ilk işi unutuyorum.

Bunlara bir de zaman algısı ekleniyor. Bulaşık makinesini boşaltmanın kaç dakika sürdüğünü hâlâ tam kestiremiyorum. Kafamda yarım saatlik dev bir iş gibi duruyor; sayaç kurup ölçtüğümde çoğu zaman birkaç dakikada bitiyor. Tersi de oluyor: “Şu çekmeceyi bir düzelteyim” diye başlayıp iki saat sonra yerde yayılmış eşyaların ortasında buluyorum kendimi. İşin süresini yanlış tahmin etmek, hem başlamayı hem bırakmayı zorlaştırıyor.

Bir de şu var: Ev işi hiç bitmiyor. Bir sınavı geçersin, bir projeyi teslim edersin; ama tabak her gün yeniden kirleniyor. Bitiş çizgisi olmayan bir iş, ödül sistemi zaten farklı çalışan bir beyin için ayrıca yorucu.

Bunların üstüne bir katman daha ekleniyor: duygusal yük. Dağınık bir eve bakmak çoğu zaman sadece “burada iş var” demek değil, “ben neden bunu yapamıyorum” demek. O suçluluk da enerjiyi emiyor. Ev düzeniyle uğraşırken aslında iki şeyle uğraşıyoruz: eşyalarla ve eşyalara bakarken kendimize söylediklerimizle.

Mükemmel değil, yaşanabilir: hedefi yeniden tanımlamak

Benim için en büyük kırılma, “temiz ev” hedefini bırakıp “işleyen ev” sorusunu sormaya başladığım zaman oldu. Şu an bu ev bana hizmet ediyor mu? Yemek yiyebileceğim temiz bir tabak var mı? Yarın giyecek temiz bir şeyim var mı? Yatağa yatabiliyor muyum? Çöp kokmuyor mu? Kapıdan çıkarken anahtarı bulabiliyor muyum?

Bu soruların cevabı evetse ev yaşanabilir demektir. Gerisi, zaman ve enerji kalırsa yapılacak güzel şeyler.

Mükemmeliyetçilik bizde ilginç biçimde çalışıyor. “Ya hep ya hiç” düşüncesi, ev tamamen toplanmayacaksa hiç başlamamaya götürüyor. Oysa yarım toplanmış bir mutfak, hiç toplanmamış bir mutfaktan daha iyi. Bir rafı silmek de sayılır. Lavaboda üç tabak yıkamak da sayılır.

Peki nereden başlamalı? Benim cevabım hep aynı: En çok canını sıkan yerden. Bu bazen mutfak tezgâhı, bazen yatağın üstü, bazen kapının önündeki ayakkabı yığını oluyor. Bütün evi düşünmek beni donduruyor; tek bir yüzeyi düşünmek ise hareket ettiriyor. Bir yüzey toplandığında, o boş alan bir sonraki adım için küçük bir cesaret veriyor.

Bir de “herkesin evi” meselesi var. Sosyal medyada gördüğümüz o pırıl pırıl, bej tonlu evler çoğu zaman bir anın fotoğrafı. Kimsenin evi her an öyle durmuyor. Kendi evimi o fotoğraflarla değil, geçen haftaki hâliyle karşılaştırmayı öğrendim. Geçen haftadan biraz daha iyiyse, bu bana yetiyor.

Ev düzeninin dört temel ilkesi

Denediklerimi süzünce elimde dört ilke kaldı. Bunlar kural değil, daha çok yön gösteren bir pusula.

  1. Sürtünmeyi azalt. Bir işe başlamak için gereken adım sayısını düşür. Çöp poşetleri çöp kutusunun dibinde dursun, temizlik bezi lavabonun yanında beklesin, kirli sepeti kıyafeti çıkardığın yere yakın olsun.
  2. Görünür kıl. Kapaklı kutular ve derin çekmeceler tamamen yasak değil ama dikkatli kullanılmalı. Sık kullandığım şeyi gözümün önünde tutuyorum; göremediğim şeyi unutuyorum.
  3. Küçük ve sık yap. Haftada bir dört saatlik temizlik yerine günde on dakikalık küçük toparlanmalar. Hem başlaması kolay, hem yığınlar büyümüyor.
  4. Yalnız yapmak zorunda değilsin. Biri telefonda konuşurken, aynı odada otururken ya da görüntülü olarak yanındayken işe başlamak çok daha kolay olabiliyor.

Aşağıdaki sistemlerin hepsi bu dört ilkenin bir uygulaması. Bir sistem işe yaramıyorsa, genellikle bu ilkelerden birine ters düştüğü için yaramıyor.

Bende işe yarayan küçük sistemler

Varış noktası

Kapının yanında tek bir kase ya da tepsi. Anahtar, cüzdan, kulaklık, eve girer girmez oraya. Bunu “düzenli insan” olmak için değil, sabah kapıdan çıkarken yaşadığım o panik turundan kurtulmak için yapıyorum. Her gün oluyor mu? Hayır. Ama çoğu gün oluyor ve bu yeterince fark yaratıyor.

Her odada bir geçici sepet

Eşyaları yerine götürmek, odadan odaya giderken dikkatimin dağılması demek. Bu yüzden her odada bir sepet var: O odaya ait olmayan her şey önce sepete giriyor. Sonra sepeti alıp tek seferde dağıtıyorum. Yolda yine dikkatim dağılabilir ama en azından eşyalar tek bir yerde toplanmış oluyor.

On dakikalık toplama

Bir zamanlayıcı kuruyorum ve sadece on dakika toplama yapıyorum. Süre bitince bırakabilirim. Çoğu zaman bıraktığımda bile ev, başladığım hâlinden belirgin biçimde iyi oluyor. Bitişin net olması başlamayı kolaylaştırıyor.

Her şeyin bir yeri, ama basit bir yeri

Bir eşyanın yeri yoksa, her yer onun yeri oluyor. Yer belirlerken tek ölçütüm şu: Eşyayı kullandığım yere en yakın ve en az adımla ulaşılan nokta. Makas mutfakta kullanılıyorsa mutfakta duruyor, “makasların olması gereken” bir çekmecede değil.

Döngüleri sonuna kadar götürmek

Çamaşır ve bulaşık aslında birer döngü: kirlenir, yıkanır, kurur, yerine konur. Benim takıldığım yer genellikle son aşama. Bunun için iki şey deniyorum: Döngüyü başlattığım an bitiş için alarm kurmak ve son aşamayı kolaylaştırmak. Örneğin çamaşırları katlamadan, türe göre ayrılmış açık kutulara atmak. Katlanmamış ama temiz ve yerinde olan bir tişört, sandalyede bekleyen bir tişörtten çok daha iyi.

Görünür saklama

Kapağını kapattığım kutunun içindekini unutuyorum. Bu yüzden sık kullandığım şeyler için açık raflar, şeffaf kutular ve duvara asılı askılar kullanıyorum. Evet, görüntü biraz daha kalabalık oluyor. Ama kalabalık ama işleyen bir raf, sade ama unutulmuş bir dolaptan daha çok işime yarıyor.

Evrak için tek bir kutu

Zarflar, faturalar, kullanım kılavuzları, imzalanacak kâğıtlar… Eskiden bunlar evin her yüzeyine dağılırdı. Şimdi kapıya yakın tek bir kutu var. Gelen her kâğıt önce oraya giriyor. Haftada bir, kısa bir süre o kutuyu açıp bakıyorum. Kutunun düzenli olması gerekmiyor; tek bir yerde olması yetiyor.

Mutfağı sadeleştirmek

Buzdolabında unutulan yiyecekler ve “ne pişirsem” kararsızlığı, mutfağın en çok enerji yiyen iki yanı. Haftalık ayrıntılı menü yerine, kolayca dönebildiğim birkaç temel yemekten oluşan kısa bir liste tutuyorum. Alışveriş listesini de hep aynı yerde, telefonda tek bir notta tutuyorum.

Yanında biri olunca

Bir arkadaşla görüntülü konuşurken bulaşık yıkamak ya da birinin sadece aynı odada oturması bile başlama eşiğini düşürüyor. Bunun adı “body doubling”. Yanımdaki kişinin bana yardım etmesi gerekmiyor; orada olması, işe başlamamı ve işin ortasında kaybolmamamı sağlıyor. Evi başkalarıyla paylaşıyorsan aynı mantık ortak işlere de uyarlanabiliyor: Herkes aynı anda, aynı on dakika boyunca kendi köşesini topluyor. Kimin ne kadar yaptığını tartmak yerine birlikte başlamak, ev işini daha az yalnız bir şey hâline getiriyor. Bazen MASA'da sessizce çalışan insanların arasına oturup ben de kendi on dakikalık toplamamı yapıyorum.

İşe yaramayanları da konuşalım

Dürüst olmak gerekirse denediğim pek çok şey tutmadı. Bunları paylaşıyorum çünkü belki sen de aynı şeyleri deneyip kendini suçladın.

  • Büyük hafta sonu temizliği planı. Cumartesi her şeyi yapacağım diye hafta boyunca hiçbir şey yapmıyordum. Cumartesi gelince de iş o kadar büyük görünüyordu ki başlayamıyordum.
  • Fotoğraflarda güzel görünen sistemler. Her şeyi aynı renkte kutulara koymak, etiketlemek, kategorilere ayırmak. Kurduğum gün çok heyecanlıydım. İki hafta sonra kutular boş, eşyalar yine masanın üstündeydi. Bakımı zor olan sistem, kurulduğu gün kadar güzel kalmıyor.
  • Karmaşık uygulamalar. Ev işleri için puan veren, görev atayan uygulamalar ilk hafta eğlenceliydi. Sonra bildirimleri görmezden gelmeye başladım.
  • Kendime kızmak. Belki de en az işe yarayan buydu. Utanç beni harekete geçirmiyor; aksine dondurup kanepeye itiyor.

Bir de şunu fark ettim: Bir yöntemin işe yaraması için sonsuza kadar işe yaraması gerekmiyor. DEHB'li beyin yeniliği seviyor ve bir sistem birkaç ay sonra sıkıcı gelmeye başlayabiliyor. O zaman sepetin rengini değiştirmek, zamanlayıcının sesini değiştirmek ya da toplama saatini başka bir ana kaydırmak bile sistemi yeniden canlandırabiliyor. Sistemleri değiştirmek, onları bozmak anlamına gelmiyor.

İşe yaramayan bir yöntem senin kusurun değil. Sadece o yöntem senin beynine uygun değil. Bu, bir sonrakini denemek için yeterli sebep.

Kötü günlerde ev nasıl ayakta kalır?

Enerjinin dibe vurduğu, bir tabağı yıkamanın bile dağ gibi geldiği günler oluyor. O günler için bir asgari liste tutmak bende işe yarıyor. Bu liste, evin çökmesini engelleyen en küçük adımlardan oluşuyor:

  • Çürüyebilecek yiyecekleri ve çöpü dışarı çıkarmak.
  • Bir sonraki öğün için tek bir tabak, tek bir çatal temizlemek.
  • Yatağın üstünü uyuyabileceğim kadar boşaltmak.
  • Yarın için bir kat temiz kıyafeti kenara ayırmak.

Bu kadar. Kötü bir günde bunlardan birini yapmak bile sayılır. Hiçbirini yapamadıysan da sorun değil; yarın yeniden başlar.

Bu dönemler uzun sürüyor, günlük hayatı belirgin biçimde zorlaştırıyor ya da ruh hâlinle birlikte ağırlaşıyorsa, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak iyi bir adım olabilir. Ev düzeni bazen sadece ev düzeni değildir; bazen başka bir yükün görünür hâlidir.

Kendime not

Evim hiçbir zaman dergi sayfası gibi olmayacak. Bunu kabul ettiğim gün, evimle daha barışık bir ilişki kurmaya başladım. Sandalyede hâlâ kıyafetler birikiyor. Ama artık o sandalyeye bakınca kendimle ilgili bir hüküm vermiyorum. Sadece “sepet zamanı” diyorum ve on dakikalık bir zamanlayıcı kuruyorum.

Senin evin de senin hakkında bir rapor değil. İçinde yaşadığın, sana hizmet etmesi gereken bir yer. Bugün tek bir köşeyi biraz daha yaşanabilir kılmak, yeterince iyi bir başlangıç.

Sık sorulanlar

DEHB'li biri neden evini toparlamakta zorlanır?

Ev işleri başlamak, sıralamak, hatırlamak ve sıkıcı bir işi sonuna kadar sürdürmek gibi becerileri aynı anda ister. DEHB'de bu yürütücü işlevler çoğu zaman zorlanır; bu yüzden zorluk bir irade ya da karakter meselesi değildir.

Dağınık bir ev DEHB belirtisi mi?

Tek başına değil. Dağınıklığın pek çok sebebi olabilir. DEHB'den şüpheleniyorsan değerlendirmeyi bir psikiyatriste yaptırmak en doğrusu; ev düzeni yalnızca resmin bir parçasıdır.

DEHB ile ev düzenine nereden başlamalıyım?

En çok rahatsız eden tek bir alanı seçip on dakikalık küçük bir toplamayla başlamak çoğu zaman en kolayıdır. Hedefi kusursuz bir ev değil, bugün biraz daha yaşanabilir bir ev olarak koymak başlamayı kolaylaştırır.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir