Dağınık ev ve utanç: evime bakınca hissettiklerim

Dağınık ev ve utanç çoğu zaman el ele gelir. DEHB ile evime bakınca neler hissettiğimi ve o utancı hafifletmek için neler öğrendiğimi anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Kapı zili çaldığında kalbimin sıkıştığı bir dönem vardı. Kargo olduğunu bilsem bile kapıyı ancak bir karış aralıyor, gövdemle içeriyi kapatmaya çalışıyordum. Kimse içeri girmeyecekti. Kimse içeriyi görmeyi istemiyordu bile. Ama ben, o birkaç saniyelik aralıktan bile yargılanacağımı hissediyordum.

Dağınık ev ve utanç arasındaki bağı uzun süre fark etmedim; çünkü utanç o kadar tanıdıktı ki onu duygu değil, gerçek sanıyordum. Bu yazıda DEHB ile yaşarken evime bakınca hissettiklerimi ve o duyguyla nasıl biraz daha barışık yaşamayı öğrendiğimi anlatmak istiyorum.

Kısaca: Dağınık ev ve utanç çoğu zaman birbirini besler: Utanç insanı dondurur, donmak dağınıklığı büyütür, büyüyen dağınıklık daha çok utanç getirir. Bu döngüyü kırmak için önce evin hâlini karakterle ilgili bir hüküm olarak okumayı bırakmak, sonra çok küçük ve nazik adımlar atmak işe yarayabilir.

Dağınık ev ve utanç neden bu kadar iç içe?

Ev, çoğumuz için sadece yaşadığımız yer değil; kim olduğumuzun bir vitrini gibi. Çocukken “odanı topla” cümlesini “iyi çocuk ol” cümlesiyle aynı tonda duyduysak, büyüdüğümüzde de evin hâlini kendi değerimizin göstergesi sanabiliyoruz.

DEHB'de bu daha da yoğun hissedilebiliyor. Çünkü dağınıklık bizde tek seferlik bir şey değil; tekrar tekrar geri gelen, en çok çabaladığımız dönemlerde bile sızan bir şey. Defalarca topladığın ve defalarca yeniden dağıldığını gördüğün bir alan, zamanla “demek ki ben böyleyim” düşüncesine dönüşüyor.

Bizim kültürümüzde bunun bir katmanı daha var. “Her an misafir gelebilir” düşüncesiyle büyüdük. Evin her an gösterilebilir olması, özellikle kadınlardan beklenen sessiz bir kural gibi. Bu beklentiyi taşıyan biri için dağınık bir salon, sadece toplanmamış bir oda değil; bir sınavda kalmak gibi hissedilebiliyor. Bu beklentinin nereden geldiğini görmek, onun benim gerçeğim olmadığını hatırlamama yardım etti.

Oysa evin dağınık olması çoğu zaman başka şeylerin sonucu: başlamayı zorlaştıran bir beyin, görmediği şeyi unutan bir dikkat, yorgun bir gün, dolu bir hafta. Bunların hiçbiri ahlaki bir eksiklik değil.

Utancın sesi: kafamdaki cümleler

Utancı tanımaya, kafamda dönen cümleleri yakalamakla başladım. Bir süre, eve her girdiğimde aklımdan geçenleri not ettim. Liste şaşırtıcı biçimde tekrarlıydı:

  • “Normal insanlar bunu yapabiliyor.”
  • “Bu yaşta hâlâ bulaşık biriktiriyorum.”
  • “Biri gelse ne der?”
  • “Ben hiçbir zaman düzenli biri olamayacağım.”
  • “Bunu hak ediyorum.”

Bu cümlelerin hiçbiri bana evi toplamak için bir yol göstermiyordu. Sadece bir hüküm veriyordu. Sonra her birinin yanına daha doğru bir karşılık yazmayı denedim. “Normal insanlar bunu yapabiliyor” yerine “Benim beynim bu işe başlamakta zorlanıyor, bu yüzden başka bir yol bulmam gerekiyor.” “Biri gelse ne der?” yerine “Şu an kimse gelmiyor; ben kendim için bir köşeyi toplayabilirim.”

İlk başta yapay geldi. Kendime yalan söylüyormuşum gibi hissettim. Ama aslında yalan olan ilk cümlelerdi; ikincisi sadece daha az acımasızdı.

Utanç beni neden harekete geçirmiyor?

Uzun süre utancın bir tür yakıt olduğunu sandım. Kendime yeterince kızarsam, sonunda kalkıp her şeyi toplayacaktım. Bazen gerçekten oldu da: Misafir gelmeden önceki panikle bütün evi iki saatte topladığım zamanlar oldu. Ama bu, sürdürülebilir bir şey değildi. Ardından günlerce yorgun düştüm ve ev kısa sürede eski hâline döndü.

Çoğu zaman ise utanç tam tersini yaptı. Dağınık mutfağa bakıp kötü hissettim, kötü hissettiğim için mutfaktan kaçtım, kaçtıkça bulaşık birikti. Utanç bende bir “dondurma” etkisi yapıyor. Bakmak istemediğim şeyden gözümü çeviriyorum ve gözümü çevirdiğim şey büyüyor.

Burada suçluluk ile utanç arasındaki farkı düşünmek bana iyi geldi. Suçluluk “bir şeyi yapmadım” der ve bazen bir eyleme dönüşebilir: Yapmadığım şeyi yaparım, duygu geçer. Utanç ise “ben kötüyüm” der. Kötü olduğuna inanan biri bir tabağı yıkadığında bu inanç değişmez; bu yüzden tabağı yıkamanın bir anlamı da kalmaz gibi gelir. Utanç eylemi değil, kişiyi hedef aldığı için insanı hareketsiz bırakıyor.

Bir de utancın yalnızlaştıran bir yanı var. Evimi kimse görmesin istediğimde, insanları davet etmeyi bıraktım. Davet etmeyince, “misafir gelecek” motivasyonunu da kaybettim. Bir süre sonra ev, sadece benim ve utancımın paylaştığı bir yer oldu. Bu döngüyü fark etmek bile, onu yavaş yavaş gevşetmenin başlangıcıydı.

Bunu fark etmek benim için önemliydi. Çünkü eğer utanç işe yarasaydı, ben çoktan dünyanın en düzenli insanı olmuştum.

Utancı hafifletmek için denediğim şeyler

Utancı bir anda silip atmanın yolunu bilmiyorum. Ama onun sesini kısmaya yarayan birkaç şey buldum:

  1. Evi bir “durum” olarak tarif etmek. “Ev berbat” yerine “Tezgâhta bulaşık var, sandalyede kıyafet var.” Somut tarif, işi hem küçültüyor hem de içindeki yargıyı alıyor.
  2. Tek bir yüzey seçmek. Bütün eve bakmak utancı büyütüyor. Tek bir yüzeye, örneğin komodinin üstüne bakmak ise “bunu yapabilirim” hissini getiriyor.
  3. Yapılanı görmek. Topladığım şeyin fotoğrafını çekmek ya da sadece kendime “şunu yaptım” demek. Yapılmayanların listesi her zaman uzun; yapılanınki ise çoğu zaman görünmez kalıyor.
  4. Birine söylemek. Güvendiğim birine “evim şu an çok dağınık ve bundan utanıyorum” demek, o duygunun gücünü şaşırtıcı biçimde azalttı. Utanç saklandığında büyüyor.
  5. Kendime başka birine konuştuğum gibi konuşmak. Bir arkadaşım bana dağınık evinden bahsetse ona “sen berbat birisin” demezdim. Kendime de demeye hakkım yok.

Bunların hiçbiri evi kendiliğinden toplamıyor. Ama evi toplamak için gereken ilk adımı atabileceğim bir zemin hazırlıyor. Utanç azaldığında, bir tabağı yıkamak bir yargılanma töreni olmaktan çıkıp sadece bir tabağı yıkamak oluyor.

Ne zaman destek istemek iyi olur?

Bazen dağınıklığın ve utancın altında daha ağır bir şey olabiliyor. Uzun süre devam eden bir isteksizlik, insanlardan kaçınma, evden dışarı çıkmak istememe ya da günlük işleri hiç yapamaz hâle gelmek gibi durumlar sadece ev düzeniyle açıklanamayabilir.

Böyle hissediyorsan, bunu bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak gerçekten iyi bir adım olabilir. DEHB'ye eşlik edebilen kaygı ya da depresif dönemler, evin hâlini de doğrudan etkileyebiliyor. Destek istemek, evini toplayamadığın için değil, kendine iyi bakmak istediğin için yapılan bir şey.

Kendine zarar verme düşüncelerin varsa ya da kendini güvende hissetmiyorsan lütfen hemen 112'yi ara ya da yakınındaki bir sağlık kuruluşuna başvur.

Son söz

Hâlâ bazen kapıyı bir karış aralıyorum. Utanç tamamen gitmedi. Ama artık onu tanıyorum. Geldiğinde “Ah, yine sen” diyebiliyorum ve onun söylediklerine hemen inanmıyorum.

Evin dağınık olabilir. Bu, senin dağınık, eksik ya da yetersiz biri olduğun anlamına gelmiyor. Sadece bugün evinde yapılacak birkaç iş olduğu anlamına geliyor. Ve o işlerden birini, istersen, şimdi en küçük hâliyle yapabilirsin. İstemezsen, bu da bir hüküm değil.

Sık sorulanlar

Evim dağınık diye utanmam normal mi?

Çok yaygın bir duygu. Pek çok insan, özellikle DEHB ile yaşayanlar, evin hâlini kişiliğiyle ilgili bir yargı gibi okur. Utanç anlaşılır ama evin dağınıklığı senin değerini belirlemez.

Utanç ev toplamaya motive eder mi?

Çoğu zaman etmez. Utanç kısa bir hareketlilik yaratsa bile genellikle donma, kaçınma ve erteleme ile sonuçlanır. Nazik ve küçük adımlar uzun vadede daha sürdürülebilir olur.

Dağınıklık ve utanç ne zaman profesyonel destek gerektirir?

Duygular günlük hayatını belirgin biçimde etkiliyorsa, insanlardan kaçınmaya başladıysan ya da uzun süren bir çökkünlük eşlik ediyorsa bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi bir adım olabilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir