“Bak, o yapabiliyor.” Bu cümle evden eve, kuşaktan kuşağa dolaşan eski bir cümle. Söyleyenin niyeti çoğu zaman iyi: Çocuğa bir örnek göstermek, ona bir hedef vermek, “sen de yapabilirsin” demek. Ama cümle çocuğun kulağına ulaştığında, yolda bir yerde anlamı değişiyor.
Çocukları kıyaslamak, LGS döneminde neredeyse kaçınılmaz bir alışkanlığa dönüşebiliyor. Herkesin konuştuğu netler, okul puanları, kursun en iyileri, kuzenin geçen yılki başarısı… DEHB'li bir çocuk için bu kıyaslar ayrıca ağır gelebiliyor. Ben çocukken kıyaslandığım anları hatırladığımda, o anlarda hissettiğim şeyin hırs değil, küçülme olduğunu fark ediyorum. Bu yazı, o küçülme hissini azaltmanın yollarına dair.
Kısaca: Çocukları kıyaslamak çoğu zaman motivasyon yerine yetersizlik duygusu yaratıyor; özellikle DEHB'li bir çocuk için bu duygu zaten sık yaşanan bir şey olabiliyor. Çocuğu başkalarıyla değil kendi dünkü hâliyle karşılaştırmak, çabasını görünür kılmak ve güçlü yanlarına yer açmak daha sağlıklı bir yol.
Bir cümlenin yolculuğu
“Bak, kuzenin geçen yıl şu kadar puan aldı” cümlesini düşünelim. Söyleyen için bu bir bilgi ya da bir teşvik. Ama çocuğun zihninde bu cümle başka bir şeye dönüşüyor: “Sen onun kadar iyi değilsin.”
Bu dönüşüm her zaman sözlü olarak ortaya çıkmıyor. Çocuk bunu söylemeyebilir; sadece biraz daha sessizleşir, biraz daha kapanır. Ama içeride bir hesap tutulmaya başlıyor: Kim daha iyi, kim daha az, ben nerede duruyorum?
Ben çocukken bu hesabı çok tuttum. Ve DEHB'li bir çocuk olarak bu hesapta çoğu zaman kendimi alt sıralarda buldum. Çünkü dikkatimin dağıldığı, unuttuğum, geciktiğim anlar o kadar sık hatırlatılıyordu ki, kıyas her zaman başkasının lehine çıkıyordu.
Kıyas cümlelerinin bir de birikme özelliği var. Tek başına söylenmiş bir cümle belki kısa sürede unutulur. Ama yıllar içinde biriken onlarca cümle, çocuğun kendine dair hikâyesinin bir parçası hâline gelebiliyor.
Çocukları kıyaslamak neden ters tepiyor?
Kıyaslama, motivasyonun birkaç farklı türünü karıştırıyor. Bazı çocuklar için bir rakip gerçekten ilham verici olabilir; ama bu genelde çocuğun kendi seçtiği bir rakip olduğunda işe yarıyor. Dışarıdan dayatılan bir kıyas ise çoğu zaman tam tersi bir etki yaratıyor.
Kıyaslanan çocuk üç farklı yöne gidebiliyor. Bazıları vazgeçiyor: “Zaten onun kadar olamam, neden uğraşayım?” Bazıları öfkeleniyor: hem kıyaslayana hem de kıyaslandığı kişiye karşı. Bazıları ise kendini sürekli yetersiz hissederek, hiçbir zaman yetmeyecek bir çabaya giriyor.
DEHB'li çocuklarda bu durum daha karmaşık olabiliyor. Çünkü kıyaslandıkları konular çoğu zaman tam da DEHB'nin zorladığı alanlar: düzen, dikkat, zamanında başlamak, sabırla oturmak. Bu da kıyası bir motivasyon kaynağı olmaktan çıkarıp, çocuğun değiştiremeyeceğini düşündüğü bir eksikliğin hatırlatıcısına dönüştürüyor.
Kardeşler arasında görünmez bir terazi
Kardeşler arası kıyas, belki de en hassas olanı. Çünkü kardeşler aynı evde, aynı sofrada, aynı ebeveynlerin bakışı altında büyüyor. Bir kardeşin “düzenli olan”, diğerinin “dağınık olan” olarak tanımlanması, yıllarca sürecek rollerin temelini atabiliyor.
LGS yılında bu durum daha da belirginleşebiliyor. Bir abla ya da ağabey daha önce sınava girmiş ve iyi bir sonuç almışsa, onun gölgesi sürekli masada oturuyor. “Ablan bu saatte çalışırdı”, “Ağabeyin hiç bu kadar zorlanmamıştı” gibi cümleler, bilerek ya da bilmeyerek bir terazi kuruyor.
Bu terazi sadece kıyaslanan çocuğa değil, örnek gösterilen kardeşe de yük bindiriyor. O da bir rolün içine sıkışıyor ve hata yapma özgürlüğünü kaybedebiliyor. İki kardeşin de kendi yolunda görülmesi, ikisinin de nefes almasını sağlıyor.
Akranlar, kuzenler ve komşunun çocuğu
Ev dışındaki kıyaslar da bir o kadar yaygın. Okuldan bir arkadaşın deneme sonucu, kursun en başarılı öğrencisi, bayram ziyaretinde sorulan “Kaç net yapıyorsun?” sorusu…
Bu kıyasları tamamen engellemek mümkün değil. Ama senin bunlara nasıl tepki verdiğin, çocuğun onları nasıl yaşayacağını belirliyor. Bir akraba çocuğunu bir başkasıyla kıyasladığında, konuyu nazikçe değiştirmek ya da “Bizim için en önemlisi onun kendi yolunda ilerlemesi” gibi kısa bir cümle kurmak, çocuğa yanında olduğunu gösteriyor.
Sonrasında çocukla baş başa konuşmak da iyi gelir. “O soru seni rahatsız etti mi?” diye sormak ve onu dinlemek, dışarıdan gelen kıyasın içeriye işlemesini biraz olsun engelleyebiliyor.
Bir de çocuğun kendi kendini kıyaslaması var. Sosyal medyada paylaşılan deneme sonuçları, sınıf gruplarında konuşulan netler, arkadaşların “ben şu kadar soru çözdüm” cümleleri… Çocuk bunları kimse söylemeden de duyuyor ve içinde bir sıralama yapıyor. Böyle anlarda ona, herkesin sadece iyi giden günlerini paylaştığını, kimsenin zorlandığı akşamları anlatmadığını hatırlatmak işe yarayabilir. Ben çocukken başkalarının hep benden daha kolay çalıştığını sanırdım; yıllar sonra çoğunun aynı zorluklardan geçtiğini öğrendim.
Kıyas yerine ne koyabilirsin?
Kıyaslamayı bırakmak, hiç karşılaştırma yapmamak demek değil. Sadece karşılaştırmanın yönünü değiştirmek demek. İşte birkaç öneri:
- Çocuğu kendi dünkü hâliyle karşılaştır. “Geçen ay bu konuda çok zorlanıyordun, bugün ne kadar rahat çözdün.”
- Çabayı görünür kıl. Sonuçtan bağımsız olarak harcanan emeği fark etmek.
- Güçlü yanlarına yer aç. Her çocuğun parladığı bir alan var; o alanı konuşmalarda daha sık görmek.
- Kardeşleri ayrı ayrı gör. Her biriyle kendi ilgi alanları üzerinden ayrı zaman geçirmek.
- Netleri ev dışına taşıma. Sonuçların kimlerle paylaşılacağına çocukla birlikte karar vermek.
Bu öneriler kulağa basit geliyor ama alışkanlıkları değiştirmek zaman alıyor. Bazen kıyas cümlesi ağzından çıkmadan önce fark edeceksin, bazen sonra. İkisi de iyi; çünkü fark etmek, değişimin başlangıcı.
Kıyas ağzından çıkarsa
Hepimiz bazen düşünmeden konuşuyoruz. Yorgunken, endişeliyken ya da çaresiz hissederken o eski cümle bir anda çıkabiliyor. Bu seni kötü bir ebeveyn yapmıyor.
Önemli olan sonrasında ne yaptığın. Çocuğa dönüp “Az önce seni kardeşinle kıyasladım, bunu yapmamalıydım. Sen kendin olarak değerlisin” demek, kıyasın bıraktığı izi büyük ölçüde hafifletebilir. Bu tür bir onarım, çocuğa hata yapmanın ve onu düzeltmenin mümkün olduğunu da öğretiyor. Ben çocukken bir yetişkinin bana böyle bir özür dilediğini çok nadir duydum; duyduğum anlar ise hiç aklımdan çıkmadı.
Son söz
Çocukları kıyaslamak, çoğu zaman sevgiden ve endişeden doğan bir alışkanlık. Ama çocuğun ihtiyaç duyduğu şey, başkasının gölgesinde değil, kendi ışığında görülmek.
LGS bitecek, netler unutulacak. Ama çocuğun, kendini kardeşine ya da akranına göre mi yoksa kendi yolunda mı değerli hissettiği, çok daha uzun süre onunla kalacak. Ben çocukken bana söylenmesini en çok istediğim cümle şuydu: “Sen başka biri olmak zorunda değilsin.”