Ergen çocukla iletişim: LGS'de çocuğun kendi sesini duymak

Ergen çocukla iletişim LGS yılında kolayca nasihate dönüşebilir. DEHB'li çocuğun kendi sesini duymak ve kararlarına alan açmak için yargısız öneriler.

· · 5 dk okuma

Kimin sınavı bu? Bu soruyu yüksek sesle sormak biraz rahatsız edici, biliyorum. Çünkü cevabı belli gibi: Sınava giren çocuk. Ama LGS yılında evlerde konuşulanlara kulak verince, bazen sınavın çocuktan çok ailenin, öğretmenlerin, akrabaların ve komşuların meselesi hâline geldiğini görüyoruz.

Bu kalabalığın içinde en az duyulan ses, çoğu zaman çocuğun kendi sesi oluyor. Ergen çocukla iletişim zaten kolay değil; LGS'nin baskısı eklenince konuşmalar kolayca tek yönlü nasihatlere dönüşebiliyor. Ben DEHB'li bir çocuk olarak, kendi fikrimin sorulduğu anların ne kadar az ve ne kadar değerli olduğunu hatırlıyorum. Bu yazı, o sesi duymaya dair.

Kısaca: Ergen çocukla iletişim, LGS yılında nasihat vermekten çok dinlemeyi gerektiriyor. Çocuğun ne düşündüğünü sormak, cevabını yargılamadan duymak ve uygun kararlarda ona gerçek bir söz hakkı tanımak, hem ilişkiyi hem de çocuğun kendine güvenini güçlendirebilir.

Bu yaşta ses neden kısılıyor?

Sekizinci sınıf, çocukluktan ergenliğe geçişin ortasına denk geliyor. Bu dönemde çocuklar bir yandan bağımsızlık istiyor, bir yandan hâlâ desteğe ihtiyaç duyuyor. Bu ikilik onları bazen konuşkan, bazen tamamen kapalı yapabiliyor.

DEHB'li çocuklar için bu dönem bir katman daha karmaşık olabiliyor. Yıllarca “dikkat et”, “otur”, “dinle” gibi uyarılar duymuş bir çocuk, fikrini söylemenin bir anlamı olmadığına inanmaya başlayabiliyor. Konuştuğunda da çoğu zaman sözü kesildiğinde, düzeltildiğinde ya da hemen bir nasihatle karşılandığında, susmayı daha güvenli buluyor.

Ben çocukken bu sessizliği çok yaşadım. İçimde söyleyecek bir sürü şey vardı ama söylediklerimin nasıl karşılanacağını tahmin edebiliyordum. O yüzden çoğu zaman “bilmiyorum” ya da “fark etmez” demek daha kolaydı.

Ergen çocukla iletişim neden zorlaşıyor?

İletişimi zorlaştıran şeylerden biri, konuşmaların çoğunun bir amaca yönelik olması. Ders, sınav, ödev, deneme… Bu konuşmalar önemli ama çocuk her konuşmanın sonunda bir talimat geleceğini bildiğinde, konuşmaya girmek istemiyor.

Bir diğer zorluk da zamanlama. Çocuk okuldan yeni gelmişken, yorgunken ya da tam bir şeye dalmışken başlatılan konuşmalar genelde kısa ve gergin bitiyor. Bazı çocuklar ise beklenmedik anlarda açılıyor: arabada, yemek hazırlarken, gece yatmadan önce.

Ve tabii, ebeveynin kendi kaygısı da işin içinde. Çocuğunun geleceği için endişelenen bir ebeveyn, dinlemek yerine yönlendirmeye daha yatkın oluyor. Bu da sevginin bir biçimi; ama çocuk bunu her zaman sevgi olarak algılamayabiliyor.

Dinlemek ve cevap vermek arasındaki fark

Çoğumuz dinlerken aslında cevabımızı hazırlıyoruz. Çocuk cümlesini bitirmeden, ne söyleyeceğimiz kafamızda hazır. Bu çok insani; ama çocuk bunu hissediyor.

Gerçekten dinlemek, cevabı bir süre askıya almak demek. Çocuk “Matematikten nefret ediyorum” dediğinde hemen “Ama sınavda çok önemli” demek yerine, “Neyi en çok zorluyor seni?” diye sormak. Ya da sadece “Anlıyorum, bugün zor geçmiş galiba” demek.

Bir başka yöntem de duyduğunu tekrar etmek. “Yani öğretmen çok hızlı anlatıyor ve sen yetişemiyorsun, öyle mi?” Bu basit cümle, çocuğa anlaşıldığını hissettiriyor ve konuşmanın devam etmesi için bir kapı açıyor.

DEHB'li bir çocukla konuşurken sabır ayrıca önemli. Bazı çocuklar düşüncelerini toparlamakta zorlanabiliyor; cümleye başlıyor, başka bir konuya kayıyor, sonra asıl söylemek istediğine geri dönüyor. Bu dolambaçlı yol bazen sabrı zorlayabilir. Ama sözünü kesmeden beklemek, çoğu zaman asıl meselenin en sonda geldiğini gösteriyor. Ben de çocukken en önemli şeyi genellikle konuşmanın sonunda, neredeyse kapıdan çıkarken söylerdim.

Konuşmanın yeri de fark yaratıyor. Karşılıklı oturup göz göze gelmek bazı çocuklara sorgu gibi gelebiliyor. Yan yana yürümek, arabada gitmek ya da birlikte bir şey yaparken konuşmak, baskıyı azaltıp konuşmayı daha doğal hâle getirebiliyor.

Kendi sesini duymasına yardım edecek sorular

Bazı sorular, çocuğun kendi düşüncelerini fark etmesine yardım edebiliyor. Bunlar sorgu soruları değil, merak soruları:

  • “Bu hafta en çok hangi ders sana iyi geldi?”
  • “Çalışırken en çok ne dikkatini dağıtıyor sence?”
  • “Sınavdan sonra nasıl bir okulda olmak isterdin?”
  • “Sana en çok ne yardımcı olur, ben ne yapabilirim?”
  • “Bugün kendinle ilgili fark ettiğin bir şey oldu mu?”

Bu soruların ortak noktası, doğru ya da yanlış bir cevabının olmaması. Çocuk ne söylerse söylesin, o cevabın bir değerlendirmeye ya da nasihate dönüşmeyeceğini bilmesi gerekiyor. Aksi hâlde bir sonraki soruda yine “bilmiyorum” cevabı gelecek.

Bu soruların hepsine cevap gelmeyebilir. Bazen sadece omuz silkme olacak. Bu da sorun değil. Soru sorulduğunda, çocuk fikrinin önemsendiğini öğreniyor. Cevap bazen günler sonra, beklenmedik bir anda geliyor.

Söz hakkı, karar ve sınırlar

Çocuğun sesini duymak, her kararı ona bırakmak demek değil. Bu yaşta bazı kararlar hâlâ yetişkinlerin sorumluluğunda. Ama pek çok konuda çocuğa gerçek bir söz hakkı tanımak mümkün.

Örneğin çalışma programında hangi dersle başlayacağı, molada ne yapacağı, hangi hobisini sürdüreceği gibi konularda çocuğun fikrini almak, onun sürece sahip çıkmasını sağlıyor. Lise tercihleri gibi daha büyük kararlarda ise çocuğun görüşünü almak ve onu ciddiye almak önemli. Tercih süreciyle ilgili resmi kurallar için MEB'in güncel duyurularını ve rehber öğretmeni takip etmek gerekiyor; ama hangi okulda kendini iyi hissedeceğini en iyi bilecek kişi yine çocuğun kendisi olabilir.

Sınır koymak gerektiğinde de çocuğun sesini duymak mümkün. “Bu konuda son kararı ben vereceğim ama önce senin ne düşündüğünü duymak istiyorum” cümlesi, hem sınırı hem saygıyı aynı anda taşıyor.

Sessizlik de bir cevap

Bazen ne yaparsan yap, çocuk konuşmak istemeyecek. Kapısını kapatacak, kulaklığını takacak, kısa cevaplar verecek. Bu dönemde bu çok yaygın ve her zaman bir sorun işareti değil.

Sessizliğe saygı duymak da iletişimin bir parçası. Zorla konuşturmaya çalışmak yerine, kapının açık olduğunu belli etmek yeterli olabiliyor. “Konuşmak istersen buradayım” demek ve bunu gerçekten kastetmek.

Ama sessizlik uzun sürüyorsa, çocuk sürekli mutsuz görünüyorsa, arkadaşlarından ve sevdiği şeylerden uzaklaşıyorsa, bunu rehber öğretmenle ve gerekirse bir çocuk ve ergen psikiyatristiyle konuşmak önemli.

Son söz

Ergen çocukla iletişim, bir tekniği uygulamaktan çok, bir tutumla ilgili. Çocuğunun söyleyecek bir şeyi olduğuna inanmak ve onu duymak için yer açmak.

Çocukken fikrimin sorulduğu az sayıdaki anı hâlâ hatırlıyorum. O anlarda kendimi biraz daha büyük, biraz daha görünür hissederdim. LGS yılında çocuğuna verebileceğin en kalıcı hediyelerden biri belki de bu: kendi sesinin bir değeri olduğunu hissetmesi.

Sık sorulanlar

Ergen çocuk neden hiçbir şey anlatmıyor?

Bu yaşta mahremiyet ihtiyacı artar ve bazı çocuklar yargılanma korkusuyla susmayı seçer. Soru yağmuru yerine birlikte geçirilen sıradan anlar, konuşmayı çoğu zaman kendiliğinden başlatır.

LGS tercihlerinde çocuğun söz hakkı olmalı mı?

Çocuğun görüşünü almak, kararı sahiplenmesine yardımcı olabilir. Tercih sürecine dair resmi kurallar için MEB'in güncel duyurularını ve okulun rehber öğretmenini takip etmek gerekir.

Çocuğumu dinlerken nasihat vermemek için ne yapabilirim?

Cevap vermeden önce duyduğunu kendi cümlelerinle tekrar etmek iyi bir başlangıç. “Şunu mu demek istiyorsun?” diye sormak, çocuğa anlaşıldığını hissettirir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir