“Bu denemede netlerini artırırsan telefonu alırız.” “Ödevini bitirmezsen hafta sonu dışarı çıkmak yok.” Bu cümleler pek çok evde LGS yılının arka plan müziği gibi. Niyet çok anlaşılır: Çocuğu harekete geçirmek, onu bir hedefe yöneltmek.
Ama DEHB'li çocukta ödül ceza sistemi bazen beklenenden farklı işliyor. Ben çocukken, bana vaat edilen ödüllerin çoğunu ya unuttuğumu ya da hiç ulaşılamayacak kadar uzak bulduğumu hatırlıyorum. Cezalar ise çoğu zaman davranışımı değil, kendime bakışımı değiştiriyordu. Bu yazıda ödül ve cezanın yerine ya da yanına koyulabilecek başka bir yolu düşünmek istiyorum: destek.
Kısaca: DEHB'li çocukta ödül ceza sistemi kısa vadede işe yarayabilir ama çoğu zaman zorlanmanın asıl nedenine dokunmaz. Ortamı kolaylaştırmak, çabayı fark etmek, hedefleri küçültmek ve sınırları sakin bir dille korumak, uzun vadede daha sürdürülebilir bir destek sunar.
Ödül ve ceza neden bu kadar yaygın?
Ödül ve ceza, hepimizin büyürken tanıdığı bir sistem. Basit, anlaşılır ve kısa vadede etkili görünüyor. İyi davranış ödüllendirilir, istenmeyen davranış cezalandırılır. Kâğıt üzerinde çok mantıklı.
LGS yılında bu sistem daha da cazip hâle geliyor. Çünkü zaman kısıtlı, baskı yüksek ve ebeveyn çoğu zaman çaresiz hissediyor. Bir ödül vaadi ya da bir ceza tehdidi, en azından bir şey yapılıyormuş hissi veriyor.
Bu yazıda kimseyi bu sistemi kullandığı için eleştirmek istemiyorum. Pek çok ebeveyn bildiği en iyi yolu deniyor. Sadece DEHB'li bir çocuğun bu sistemi içeriden nasıl yaşayabileceğini anlatmak istiyorum.
DEHB'li çocukta ödül ceza neden kısa sürüyor?
DEHB'li bir çocuk için uzak bir ödül, neredeyse görünmez olabiliyor. “Dönem sonunda netlerin artarsa” cümlesi, bugünün akşamına hiçbir enerji taşımıyor. Çünkü DEHB'li beyin çoğu zaman şimdiye odaklı çalışıyor; aylar sonraki bir ödül, şu anki sıkıcı bir testle yarışamıyor.
Ceza tarafında da benzer bir durum var. Ceza davranışı geçici olarak durdurabiliyor ama çocuğun neden zorlandığını çözmüyor. Ödevine başlayamayan bir çocuk, ceza aldığında hâlâ başlayamıyor; üstüne bir de suçluluk ve öfke ekleniyor. Zamanla çocuk “ne yaparsam yapayım ceza alacağım” düşüncesine kapılabiliyor.
Ben çocukken bunu çok net yaşadım. Ceza aldığımda aklımda kalan şey “bir dahakine şöyle yapmalıyım” değil, “ben yine yapamadım” oluyordu. Bu cümle, bir sonraki akşam masaya oturmayı daha da zorlaştırıyordu.
Destek ne demek?
Destek, ödülün ve cezanın yerine geçebilecek ama onlardan farklı çalışan bir yaklaşım. Odak noktası sonuç değil, süreç. “Netlerini artırırsan” yerine “Netlerini artırmak için neye ihtiyacın var?” sorusu.
Pratikte destek şu şekillerde görünebilir:
- Ortamı kolaylaştırmak. Sade bir masa, telefonun başka bir odada olması, net bir başlangıç saati.
- Hedefleri küçültmek. “Bu hafta 200 soru” yerine “bu akşam 20 soru.”
- Yanında olmak. Çocuk çalışırken aynı odada sessizce kendi işinle meşgul olmak.
- Engelleri birlikte bulmak. “Bu akşam başlamak neden zor geldi?” diye sorup cevabı dinlemek.
- Anlık geri bildirim. Uzak bir ödül yerine, çabayı o anda fark edip dile getirmek.
Bu liste ödülün tamamen kaldırılması gerektiği anlamına gelmiyor. Bazı aileler küçük ve yakın ödülleri destekle birlikte kullanıyor ve bu işe yarayabiliyor. Önemli olan ödülün tek motivasyon kaynağı olmaması.
Küçük ve yakın ödül ne demek? Örneğin akşamın sonunda birlikte izlenen bir bölüm dizi, sevdiği bir atıştırmalık ya da hafta sonu birlikte yapılacak küçük bir şey. Bunların ortak noktası, uzak bir hedefe değil, bugünün çabasına bağlı olmaları. Bir de bir pazarlık aracı gibi değil, birlikte geçirilen keyifli bir an gibi hissettirmeleri.
Ödülün bir tehdit gibi geri alınmaması da önemli. “Bunu yapmazsan diziyi iptal ederim” cümlesi, ödülü kılık değiştirmiş bir cezaya dönüştürüyor. Çocuk için bu ikisi arasındaki çizgi çok ince ve çoğu zaman bulanık.
Fark etmek: övgüden farklı bir şey
Destek yaklaşımının belki de en güçlü aracı fark etmek. Bu, “aferin” demekten biraz farklı bir şey. Övgü genelde sonucu değerlendirirken, fark etmek çabayı görünür kılıyor.
“Aferin, çok iyi” yerine “Bugün ilk soruya kendin başladın, bunu fark ettim” demek. Ya da “Zor bir konuydu ama vazgeçmeden yarım saat uğraştın.” Bu cümleler çocuğa sonucun değil, sürecin değerli olduğunu söylüyor.
Fark etmenin bir güzel yanı da hiçbir maliyeti olmaması. Ne bir hediye almak gerekiyor ne bir söz vermek. Sadece dikkatli bakmak ve gördüğünü söylemek. Bunu gün içinde birkaç kez, kısa ve içten cümlelerle yapmak, çocuğun kendine bakışını yavaş yavaş değiştirebiliyor.
DEHB'li çocuklar çoğu zaman yapamadıkları şeyler için uyarılırken, yaptıkları şeyler fark edilmeden geçip gidiyor. Ben çocukken küçük çabalarımın fark edildiği anları hâlâ hatırlıyorum. Az sayıdaydılar ama her biri, bir sonraki adım için küçük bir yakıt gibiydi.
Sınırlar yine de var
Destek yaklaşımı, sınırların ortadan kalkması demek değil. Ödevler yine yapılacak, uyku saatleri yine korunacak, ekran kuralları yine geçerli olacak. Fark, bu sınırların nasıl korunduğunda.
Sınırı ceza diliyle değil, sakin ve tutarlı bir dille korumak mümkün. “Ödevini bitirmezsen dışarı çıkamazsın” yerine “Ödevler bitince dışarı çıkabilirsin, hadi nereden başlayalım?” Mesaj aynı ama ton bambaşka. Biri tehdit, diğeri yol gösterme.
Tutarlılık da burada önemli. Bir gün sıkı, ertesi gün gevşek kurallar, DEHB'li bir çocuk için kafa karıştırıcı olabiliyor. Az ama net ve her gün aynı şekilde uygulanan sınırlar, çok sayıda değişken kuraldan daha iyi işliyor.
Değişim yavaş olabilir
Ödül ceza sisteminden destek yaklaşımına geçmek bir anda olmuyor. Hem senin hem çocuğunun alışması zaman alabilir. İlk haftalarda hiçbir şeyin değişmediğini hissedebilirsin.
Bu çok doğal. Yıllardır süren bir alışkanlığı değiştirmek, herkes için zaman alıyor. Bazı akşamlar eski cümleler ağzından çıkacak; bu da insani. Önemli olan genel yönün değişmesi. Çocuğun davranışlarındaki zorlanmalar belirgin ve sürekliyse, bunu bir çocuk ve ergen psikiyatristiyle konuşmak da desteğin bir parçası.
Kapanırken
DEHB'li çocukta ödül ceza sistemi bir araç; ama tek araç değil. Ödülün ve cezanın ulaşamadığı yerlere ulaşmanın bir yolu da çocuğun yanında durup onun neye ihtiyaç duyduğunu birlikte bulmak.
Çocukken bana en çok iyi gelen şey, vaat edilen bir hediye ya da kaçınmaya çalıştığım bir ceza değil, zorlandığımda “gel, birlikte bakalım” diyen biriydi. Belki senin çocuğun da en çok buna ihtiyaç duyuyordur.