Bir çocuğun etrafında genellikle iki büyük dünya vardır: ev ve okul. DEHB'li bir çocuk için bu iki dünya birbirinden habersiz döndüğünde, aradaki boşluk çoğu zaman çocuğun omzuna yükleniyor. Evde bir şey söyleniyor, okulda başka bir şey; çocuk ikisinin ortasında hangisine uyacağını bilemiyor.
Bu yazıda veli öğretmen iş birliği üzerine düşündüklerimi paylaşmak istiyorum. Bir ebeveyn ya da öğretmen olarak değil, DEHB'li bir çocuk olarak o iki dünyanın arasında durmuş biri olarak. Çocukken en çok iyi gelen anlar, evdeki ve okuldaki yetişkinlerin benim hakkımda aynı dili konuştuğunu hissettiğim anlardı.
Kısaca: Veli öğretmen iş birliği, DEHB'li çocuğun okulda ve evde benzer bir yaklaşımla desteklenmesini sağlar. Görüşmeye şikâyetle değil merakla başlamak, somut gözlemler paylaşmak ve öğretmeni bir rakip değil ortak olarak görmek, LGS yılını herkes için daha hafif hâle getirebilir.
Neden “aynı taraf” meselesi?
LGS yılında okulla ilişki kolayca gerginleşebiliyor. Notlar, deneme sonuçları, ödevler, sınıftaki davranışlar… Her biri bir tartışma konusuna dönüşebilir. Bazen ebeveyn öğretmeni çocuğa yeterince ilgi göstermemekle suçluyor, bazen öğretmen ebeveynin evde yeterince destek olmadığını düşünüyor.
Oysa iki taraf da aynı şeyi istiyor: çocuğun iyi olmasını. Sadece farklı yerlerden bakıyorlar. Öğretmen çocuğu otuz kişilik bir sınıfın içinde görüyor; sen ise onu evde, tek başına, yorgun ve dinlenmiş hâlleriyle tanıyorsun. Bu iki bakış birleştiğinde ortaya çok daha net bir resim çıkıyor.
Çocuk için de bu birlik hissi önemli. Evde ve okulda farklı mesajlar alan bir çocuk, kendini iki ayrı mahkemenin önünde gibi hissedebilir. Aynı mesajı alan bir çocuk ise etrafında bir ağ olduğunu hissediyor.
Somut bir örnek düşünelim. Okulda öğretmen uzun bir yönergeyi parçalara bölüp tek tek söylediğinde çocuğun daha rahat çalıştığını fark etmiş olsun. Bu bilgi eve ulaşırsa, sen de akşam ödevlerinde aynı yöntemi kullanabilirsin. Tersi de geçerli: Evde kısa molaların ona iyi geldiğini fark ettiysen, bunu öğretmenle paylaşmak sınıfta da küçük bir esneklik yaratabilir. İki dünya arasında taşınan her küçük bilgi, çocuğun işini biraz daha kolaylaştırıyor.
Veli öğretmen iş birliği nasıl başlar?
İlk görüşme, ilişkinin tonunu belirliyor. Bu yüzden ilk konuşmayı bir sorun büyümeden, mümkünse dönemin başında yapmak iyi bir fikir. Bir şikâyet geldiğinde ilk kez tanışmak yerine, “Çocuğumu biraz anlatmak ve sizin gözlemlerinizi duymak istedim” diyerek kapıyı çalmak bambaşka bir başlangıç yaratıyor.
Konuşmayı merakla açmak da işe yarıyor. “Sınıfta en çok nerede zorlandığını görüyorsunuz?” ya da “Sizce ona en çok ne iyi geliyor?” gibi sorular, öğretmene uzmanlığına saygı duyulduğunu hissettiriyor. Bu his, konuşmanın geri kalanında savunma yerine iş birliğini besliyor.
Unutmamak gerekiyor ki öğretmenler de yoğun ve çoğu zaman yorgun. Kısa, odaklı ve saygılı bir görüşme, uzun ve dağınık bir konuşmadan daha verimli olabiliyor.
Görüşmeye giderken yanına alabileceklerin
Hazırlıklı gitmek, görüşmenin hem kısa hem verimli geçmesini sağlıyor. Yanına küçük bir not almak yeterli:
- Evde gözlemlediğin iki üç somut durum. “Ödeve başlamakta çok zorlanıyor” yerine “Akşamları ilk soruya başlaması yarım saati bulabiliyor” gibi.
- Ona iyi gelen şeyler. Kısa molalar, sözlü hatırlatmalar, ön sırada oturmak gibi evde fark ettiğin destekler.
- Sormak istediğin sorular. Sınıftaki davranışı, akranlarıyla ilişkisi, ödev teslimi gibi konular.
- Ortak bir küçük hedef. Görüşmenin sonunda birlikte üzerinde anlaşılabilecek tek bir şey.
- İletişim yolu. Bundan sonra nasıl ve ne sıklıkla haberleşeceğiniz.
Son madde özellikle önemli. Görüşme bittiğinde iletişim de bitmesin. Ayda bir kısa bir mesaj ya da dönem ortasında bir görüşme, küçük sorunların büyümeden konuşulmasını sağlıyor.
DEHB tanısını paylaşmak üzerine
Pek çok ebeveynin aklındaki sorulardan biri şu: Çocuğumun DEHB tanısını öğretmene söylemeli miyim? Bunun herkese uyan bir cevabı yok ve bu kararı ben veremem. Çocuğunla ve onu takip eden çocuk ve ergen psikiyatristiyle birlikte düşünmek en sağlıklısı.
Paylaşmaya karar verirsen, etiketten çok işlevi anlatmak işe yarayabiliyor. “DEHB'si var” demek yerine “Uzun yönergeleri takip etmekte zorlanıyor, kısa ve tek tek söylendiğinde daha iyi anlıyor” demek, öğretmene sınıfta kullanabileceği somut bir bilgi veriyor.
Çocuğun da bu konuda söz hakkı olması önemli. Bazı çocuklar öğretmenin bilmesini rahatlatıcı bulurken, bazıları etiketlenmekten çekiniyor. Onun duygusunu dinlemek, kararın kendisi kadar değerli.
Bir de şunu hatırlatmak isterim: Tanı olsun ya da olmasın, çocuğun ihtiyaçlarını anlatmak mümkün. Bazı aileler henüz bir değerlendirme sürecinin başında, bazıları ise bu konuyu hiç gündeme getirmemiş olabilir. Her iki durumda da öğretmenle “neyin işe yaradığını” konuşmak, çocuğun sınıftaki gününü kolaylaştırabilir.
Öğretmenin göremediği, senin göremediğin
İş birliğinin en güzel yanı, iki tarafın da diğerinin göremediği şeyleri görmesi. Öğretmen, çocuğun sınıfta akranlarıyla nasıl etkileşim kurduğunu, hangi derslerde parladığını, hangi saatlerde dağıldığını görüyor. Sen ise onun evde neye güldüğünü, nasıl sakinleştiğini, hangi cümlelerle kapandığını biliyorsun.
Çocukken öğretmenlerimden biri bir gün beni hiç beklemediğim bir konuda övmüştü. Evde kimse o yanımı bilmiyordu, çünkü okulda ortaya çıkıyordu. Bu bilgi eve ulaşsaydı, belki kendimi biraz daha bütün hissederdim. Bazen öğretmenin gördüğü güçlü yanlar, ebeveynin kaçırdığı şeyler olabiliyor; bazen de tam tersi.
Bu yüzden görüşmelerde sadece sorunları değil, iyi giden şeyleri de konuşmak önemli. “Son zamanlarda neyi iyi yapıyor?” sorusu, hem öğretmenin hem senin gözünü çocuğun güçlü yanlarına çeviriyor.
Şikâyet geldiğinde ne yapmalı?
Her şey yolunda giderken iş birliği kurmak kolay. Asıl sınav, okuldan bir şikâyet geldiğinde başlıyor. O an ilk tepki çoğu zaman savunma oluyor: Ya çocuğu korumaya ya da onu suçlamaya geçiyoruz.
Bunun yerine bir nefes alıp önce dinlemek işe yarıyor. Ne oldu, ne zaman oldu, öncesinde neler yaşandı? Sonra çocukla, onu suçlamadan konuşmak: “Öğretmenin bugün böyle bir şey anlattı, sen nasıl yaşadın?” Hikâyenin iki tarafını da duymak, daha adil bir resim çiziyor.
Öğretmenle anlaşamadığın durumlar da olabilir. O noktada okulun rehber öğretmeni iyi bir köprü olabilir. Üç taraflı bir görüşme, herkesin aynı masada ve aynı amaçla oturduğunu hatırlatıyor.
Kapanırken
Veli öğretmen iş birliği, LGS yılında çocuğun etrafına örülen en sağlam ağlardan biri olabilir. Mükemmel bir ilişki gerekmiyor; sadece düzenli, saygılı ve merakla beslenen bir iletişim yeterli. Bazen bir öğretmenle aynı dili bulmak zaman alacak, bazen hiç bulunamayacak. O zaman bile çabanın kendisi çocuğa bir şey anlatıyor: Etrafındaki yetişkinler onun için uğraşıyor.
Görüşmeden eve döndüğünde çocuğa da kısaca anlatmayı unutma. “Öğretmeninle konuştum, seni çok iyi tanıyor, birlikte nasıl destek olabileceğimizi düşündük” demek, çocuğun arkasından konuşulduğu hissini önlüyor.
Çocuk bunu her zaman söze dökemeyebilir ama hisseder: Evdeki ve okuldaki büyükler onun hakkında konuşurken birbirine kızmıyor, birlikte düşünüyor. Benim çocukken en çok ihtiyaç duyduğum şeylerden biri buydu.