Buzdolabının arka rafında, bir kap var. Ne zaman konduğunu hatırlamıyorum. İçinde ne olduğunu tahmin edebiliyorum ama emin değilim. Ve onu açmaktan korkuyorum. Bu yüzden her buzdolabını açtığımda göz ucuyla görüyor, sonra bakışımı ön raftaki yoğurda çeviriyorum. Kap orada kalıyor. Günler geçiyor.
Buzdolabında unutulan yiyecekler, DEHB ile yaşayan pek çok insanın utanarak konuştuğu bir konu. Ben de uzun süre konuşmadım. Bozulmuş sebzeleri, son kullanma tarihi çoktan geçmiş sütleri, unutulmuş artık yemekleri sessizce çöpe attım ve her seferinde kendime biraz daha kızdım. Bu yazıda neden bu kadar sık olduğunu ve bende neyin işe yaradığını anlatmak istiyorum.
Kısaca: Buzdolabında unutulan yiyecekler çoğu zaman göz önünde olmadıkları için unutulur. Önce tüketilmesi gerekenleri göz hizasına almak, şeffaf kaplar kullanmak, açılan ürünlere tarih yazmak ve alışverişten önce kısa bir buzdolabı turu yapmak israfı azaltabilir. Suçluluk yerine küçük düzenlemeler daha çok işe yarar.
Buzdolabında unutulan yiyecekler neden bu kadar sık?
Buzdolabı, gözden ırak olanın akıldan da ırak olduğu yerlerin başında geliyor. Kapağı kapalı, içi karanlık, rafları derin. Önde duran ürünleri görüyorum; arkadakiler ise bir sonraki büyük temizliğe kadar sessizce bekliyor.
Bunun birkaç sebebi var bende:
- Opak kaplar. Artık yemekleri kapaklı, renkli kaplara koyduğumda içlerinde ne olduğunu göremiyorum. Görmeyince de yemiyorum.
- İyimser alışveriş. Markette kendimi bir hafta boyunca her gün taze yemek pişiren biri olarak hayal ediyorum. Sepete o kişinin alacağı sebzeleri koyuyorum. Ama eve gelen kişi ben oluyorum.
- “Yarın pişiririm” cümlesi. Bir malzemeyi alırken aklımda bir tarif var. Ertesi gün o tarif aklımdan çıkıyor ve malzeme yalnız kalıyor.
- Sebzelik çekmecesi. Buzdolabının en alttaki o çekmecesi, bende bir tür kayıp eşya bürosu. İçine giren her şey kayboluyor.
- Zaman algısı. “Bunu daha birkaç gün önce aldım” diye düşündüğüm şeyin üzerinden çoğu zaman bir hafta, bazen daha fazlası geçmiş oluyor.
Bu sebeplerin hiçbiri ahlaki bir eksiklik değil. Hepsi, dikkatin ve hafızanın nasıl çalıştığıyla ilgili.
Suçluluk kısmını konuşmak
Yiyecek israf etmek bende çok güçlü bir suçluluk duygusu uyandırıyor. Hem paraya hem emeğe hem de yiyeceğin kendisine saygısızlık ediyormuşum gibi hissediyorum. Bu duygu çok anlaşılır. Ama bende bir yan etkisi oldu: Buzdolabından kaçmaya başladım.
Bozulmuş bir şey bulma ihtimali, buzdolabını açıp içine dikkatle bakmayı tatsız hâle getirdi. Hızlıca bir şey alıp kapatıyordum. Bakmadıkça unutulanlar çoğaldı, unutulanlar çoğaldıkça bakmak daha da zorlaştı. Tanıdık bir döngü.
Bu döngüden çıkmak için önce şunu kabul ettim: Bir şey bozulduysa, artık bozuldu. Onu çöpe atmak, suçlu olduğumu kabul etmek değil; sadece buzdolabını temizlemek. Suçluluğu çöpe attığım yemekle birlikte bırakmaya çalışıyorum. Sonra bir dahaki sefer için küçük bir şeyi değiştiriyorum. Bu kadar.
Buzdolabını görünür kılmak
En büyük farkı, buzdolabının içini daha görünür hâle getirmek yarattı. Bende işe yarayan değişiklikler şunlar:
- Şeffaf kaplar. Artık yemekleri cam ya da şeffaf plastik kaplarda saklıyorum. Kapağı açmadan içini görebiliyorum.
- “Önce bunu ye” rafı. Göz hizasındaki rafın bir kısmını, çabuk tüketilmesi gerekenlere ayırdım. Açılmış ürünler, artık yemekler, çabuk bozulan sebzeler oraya gidiyor. Buzdolabını açtığımda ilk gördüğüm şey onlar oluyor.
- Tarih etiketi. Kâğıt bant ve bir kalem buzdolabının yanında duruyor. Bir kabı ya da paketi açtığımda üzerine tarih yazıyorum. Bu küçük not, “bu ne zamandan beri burada” sorusunun cevabını veriyor.
- Sebzelik yerine açık kutu. Sebzelik çekmecesini bazı sebzeler için kullanmaya devam ediyorum ama hızlı bozulanları raflarda, açık bir kutuda tutuyorum.
- Kapıda kısa bir liste. Buzdolabının kapağına yapıştırılmış küçük bir kâğıt: İçeride ne var ve neyin önce yenmesi gerekiyor. Her zaman güncel tutamıyorum ama tuttuğum zamanlar çok işe yarıyor.
Bu değişikliklerin ortak noktası, hafızama daha az güvenmek. Buzdolabı bana ne olduğunu kendisi söylüyor.
Haftalık kısa buzdolabı turu
Buzdolabını tamamen temizlemek benim için büyük ve ertelenen bir iş. Ama kısa bir tur atmak öyle değil. Alışverişe çıkmadan hemen önce, beş dakikalık bir tur yapıyorum:
- Kapağı açıp yukarıdan aşağıya bakıyorum. Her raf için birkaç saniye.
- Bozulmuş olanları hemen çöpe atıyorum. Düşünmeden, tartmadan.
- Yakında bozulacak olanları ön rafa alıyorum. Bunlar bu haftanın ilk yemekleri olacak.
- Alışveriş listesine bakıyorum. Zaten evde olan bir şeyi listeden siliyorum.
- Bir şeyi silmeyi unutmuyorum. Örneğin rafın üzerindeki yapışkan lekeyi. Tek bir lekeyi silmek bile buzdolabını açmayı daha az tatsız hâle getiriyor.
Bu tur, alışverişe bağlı olduğu için hatırlaması kolay. Alışveriş zaten yapılacak; tur onun ilk adımı oluyor.
Alışverişte buzdolabını hesaba katmak
Buzdolabında unutulan yiyecekleri azaltmanın bir yolu da, buzdolabına daha az şey koymak. Bunu bir kısıtlama olarak değil, gerçekçi bir alışveriş olarak görüyorum.
Bende işe yarayanlar şunlar oldu: Taze ürünleri az ve sık almak. Hafta için değil, iki üç gün için düşünmek. Dondurulmuş sebzeleri ve meyveleri kullanmak; onlar bozulmadan bekleyebiliyor. Bir de, markette kendimi farklı biri olarak hayal ettiğimi fark ettiğimde, sepete koyduğum o “sağlıklı ve düzenli ben”e ait ürünleri bir kez daha düşünmek. Bu sebzeyi bu hafta gerçekten pişirecek miyim? Cevap dürüstçe “belki” ise, bir dahaki sefere bırakıyorum.
Bunun bir faydası da oldu: Az ürün aldığımda buzdolabı daha boş görünüyor ve boş bir buzdolabında unutulan şey olmuyor. Her şey göz önünde kalıyor.
Artık yemekler için küçük bir sistem
Buzdolabında en çok unuttuğum şeyler, pişirdiğim yemeklerin artıkları. Yemeği yaparken “yarın öğlen bunu yerim” diyorum. Ertesi gün öğlen başka bir şey yiyorum, çünkü artık yemek aklıma gelmiyor. Birkaç gün sonra da kabı açmaya cesaret edemiyorum.
Bunun için iki şey deniyorum. Birincisi, artık yemeği porsiyonlara bölüp şeffaf kaplara koymak ve doğrudan “önce bunu ye” rafına yerleştirmek. İkincisi, ertesi gün için bir öğünü baştan o artık yemeğe ayırmak. Telefonuma kısa bir hatırlatma bile kuruyorum: “Öğlen: dünkü mercimek.” Basit ama bende işe yarıyor.
İki gün içinde yiyemeyeceğimi bildiğim bir şey varsa, onu hemen dondurucuya koyuyorum. Dondurucu, buzdolabının unutkanlığına karşı bir sigorta gibi. Orada da unutulabiliyor tabii; ama en azından bozulmadan unutuluyor. Dondurucuya giren kapların üzerine de içerikle tarih yazıyorum; yoksa birkaç hafta sonra hepsi birbirine benziyor.
Kendime not
O arka raftaki kapla sonunda yüzleştim. Açtım, içine baktım, çöpe attım, kabı yıkadım. Beklediğim kadar kötü değildi. Çoğu zaman da değil. Korktuğum şey kabın içi değil, onu açınca kendime söyleyeceğim cümlelerdi.
Buzdolabında hâlâ bazen bir şeyler unutuluyor. Ama artık bunu bir karakter kusuru olarak değil, görünürlükle ilgili bir sorun olarak görüyorum. Ve görünürlük, düzeltilebilir bir şey. Bugün buzdolabının kapağını açıp sadece bir rafa bakabilirsin. Bir rafı ön tarafa taşımak bile bir başlangıç.