On dakika. Bir çayın demlenmesinden biraz uzun, bir dizinin bölümünden çok kısa. Telefonumda farkında olmadan kaybettiğim on dakikaları saymaya kalksam, günde birkaç tane bulurum. Yine de ev toplamak söz konusu olduğunda, bu kısa süre bana uzun süre önemsiz gibi geldi. “On dakikada ne olur ki?” diye düşünüyordum.
Meğer çok şey oluyormuş. 10 dakikada ev toplama fikri, DEHB ile ev düzeni arasındaki ilişkimi değiştiren en basit şeylerden biri oldu. Bu yazıda neden işe yaradığını, o on dakikayı nasıl kullandığımı ve kötü günlerde nasıl küçülttüğümü anlatıyorum.
Kısaca: 10 dakikada ev toplama, işin büyüklüğünü değil süresini sınırlar. Bitişi belli olan kısa bir süre, DEHB'de başlamayı kolaylaştırır. Tek bir alan seçip zamanlayıcı kurmak, önce çöpleri, sonra başka odaya ait eşyaları, en son da alana ait olanları yerleştirmek ve süre bitince durmak bu yöntemin temelidir.
Neden on dakika?
Ev toplamaya başlarken beni durduran şey çoğu zaman işin kendisi değil, işin sonunu görememekti. “Evi toplayacağım” dediğimde, kafamda bitmeyen bir liste açılıyordu. Ne zaman bitecekti? Neresi bitince bitmiş sayılacaktı? Bu belirsizlik, başlamamak için yeterli bir sebepti.
On dakikalık bir süre bu belirsizliği ortadan kaldırıyor. İşin ne kadar büyük olduğu önemli değil; ben sadece on dakika çalışacağım. Bitiş çizgisi baştan çizili. Bu da DEHB'li beynim için “hadi” demeyi çok daha kolay hâle getiriyor.
Bir faydası daha var: Zaman algımı düzeltiyor. Çamaşır makinesini boşaltmanın, tezgâhı silmenin ya da yatağı toplamanın gerçekte ne kadar sürdüğünü on dakikalık oturumlar sayesinde öğrendim. Kafamda yarım saat süren işlerin çoğu, gerçekte birkaç dakikalıkmış. Bunu bilmek, o işlerin gözümdeki ağırlığını azalttı.
Bir de sürenin kısalığı, işin içine kaçış payı koyuyor. Sıkılsam bile biliyorum ki birazdan bitecek. Bu bilgi, sıkıcı bir işe katlanmayı çok daha mümkün kılıyor.
10 dakikada ev toplama nasıl yapılır?
Bende işe yarayan sıralama şöyle:
- Zamanlayıcıyı kur. Telefonda, mutfak saatinde ya da sesli asistanda. Önemli olan sesinin duyulması ve sürenin net olması.
- Tek bir alan seç. Bütün ev değil. Salon, mutfak tezgâhı ya da sadece kanepenin etrafı. Alan ne kadar küçükse o kadar iyi.
- Önce çöp. Bir poşet al ve alandaki çöpleri topla. Ambalajlar, fişler, boş şişeler. Bu adım en hızlı görünür sonucu veriyor.
- Sonra başka odaya ait olanlar. Bir sepete at. Odadan odaya koşturma; sepet sonra dağıtılacak.
- Sonra bu alana ait olanlar. Yerleri belli olan eşyaları yerine koy.
- Kalan zamanda yüzeyler. Bir bez alıp boşalan yüzeyi sil. Boş ve temiz bir yüzey, alanın bütün görüntüsünü değiştiriyor.
- Süre bitince dur. Yarım kalan bir şey varsa bile.
Bu sıralama, karar vermeyi en aza indirmek için. Ne yapacağımı düşünmeden sırayla gidiyorum. Kafamda “nereden başlasam” sorusu dolaştığında, cevap hep aynı: çöpten.
On dakikada neler sığar?
Bir süre, on dakikada neleri bitirebildiğimi not ettim. Liste beni şaşırttı:
- Bulaşık makinesini boşaltmak ve kirlileri yerleştirmek.
- Salondaki bütün yüzeylerdeki çöpleri ve bardakları toplamak.
- Bir sandalye dolusu kıyafeti asmak ya da kirli sepetine atmak.
- Banyo lavabosunu ve aynayı silmek.
- Kapının önündeki ayakkabıları dizmek ve paspası silkelemek.
- Buzdolabındaki bozulmuş yiyecekleri atmak.
Bu listeyi tutmanın bir yan faydası da oldu: Artık bir iş gözüme büyük göründüğünde, onu bu listeyle karşılaştırabiliyorum. “Bu, bulaşık makinesini boşaltmaktan daha mı uzun sürer?” Çoğu zaman cevap hayır. Kafamdaki tahmin ile gerçek arasındaki farkı görmek, işin üzerindeki o gölgeyi biraz kaldırıyor.
Hepsi bir arada değil tabii; her biri tek başına on dakikaya sığıyor. Ama bu listeyi görmek, “on dakikada ne olur ki” sorusunun cevabını değiştirdi. On dakikada bir alan, bir yüzey ya da bir döngünün bir aşaması bitebiliyor. Her gün bir on dakika, haftada yetmiş dakika demek.
Durmak da kuralın parçası
Bu yöntemin en önemsiz gibi görünen ama en önemli kısmı: süre bitince durmak.
DEHB'de iki uç arasında gidip gelebiliyorum. Ya hiç başlamıyorum ya da başladığımda kendimi kaybedip saatlerce devam ediyorum. Bu ikinci durum kulağa iyi gelebilir ama bende genellikle bir bedeli oluyor. Saatlerce toplamanın ardından tükeniyorum, yemek yemeyi unutuyorum, ertesi gün hiçbir şey yapamıyorum. Bir de, bir sonraki toplamanın “o kadar uzun sürecek” korkusuyla başlıyorum.
Süre bitince durmak, beynime şunu söylüyor: Bu iş kısa ve güvenli. Bir dahaki sefere de kısa olacak. Bu güven, ertesi gün yeniden başlamayı kolaylaştırıyor.
Tabii ki devam etmek istediğim günler de oluyor. O zaman yeni bir on dakika kuruyorum. Ama bunu bir zorunluluk olarak değil, bir seçenek olarak yapıyorum. İkinci on dakikayı kurmak, ilkini bir başarısızlığa dönüştürmeden ilerlememi sağlıyor.
On dakikayı günün içine yerleştirmek
On dakikalık toplama, belli bir ana bağlandığında daha kolay tekrarlanıyor. Benim denediğim bağlantı noktaları şunlar oldu: akşam yemeğinden hemen sonra, dizi izlemeye oturmadan önce, sabah kahve demlenirken ya da eve girip ayakkabılarımı çıkardıktan hemen sonra.
Zamanlayıcı yerine müzik kullandığım günler de var. Sevdiğim üç şarkıdan oluşan kısa bir liste, kabaca on dakika ediyor. Son şarkı bittiğinde ben de bitiriyorum. Müziğin ritmi hareket etmeyi kolaylaştırıyor; şarkıların bitmesi de zamanlayıcının sesi kadar net bir işaret.
Evi başkalarıyla paylaşanlar için on dakika ortak bir alışkanlığa da dönüşebiliyor. Herkes aynı anda, aynı zamanlayıcıyla kendi alanını topluyor. Kimin ne kadar yaptığını tartışmak yerine birlikte başlamak, işi hem daha hızlı hem daha az yalnız hâle getiriyor. Zamanlayıcı çaldığında herkes bırakıyor; kimse fazladan yük taşımıyor.
Yalnız başlayamadığım günlerde ise birinin varlığı yardımcı oluyor. Bazen MASA'da kısa bir oturum açıp zamanlayıcıyı orada başlatıyorum; başkalarının da o an bir şeyle uğraştığını bilmek, ilk dakikayı daha kolay atlatmamı sağlıyor.
Kötü günlerde iki dakika
Bazı günler on dakika bile fazla geliyor. O günler için süreyi küçültüyorum. İki dakika. Sadece iki dakika boyunca, elime ne geçerse çöp poşetine atıyorum. Ya da sadece komodinin üstünü boşaltıyorum.
Bu kadar küçük bir şeyin anlamı var mı? Bence var. Çünkü iki dakika, “hiçbir şey” ile “bir şey” arasındaki farkı yaratıyor. Ve bazen iki dakika beş dakikaya, beş dakika ona dönüşüyor. Dönüşmediğinde de sorun yok; iki dakika yine sayılır.
Kendime not
On dakikalık toplama, evimi kusursuz yapmadı. Ama onu yaşanabilir tutmama, yığınların dağa dönüşmeden önce yakalanmasına yardım etti. Belki de en önemlisi, ev işleriyle aramdaki o ağır, korkulu ilişkiyi biraz hafifletti.
Şimdi bir zamanlayıcı kurmak ister misin? Sadece on dakika. Ya da iki. Süre bitince bırakabilirsin; söz.