Zor işi güne erken koymak: bende ne zaman işe yaradı?

Zor işi güne erken koymak herkese iyi gelmiyor. DEHB'li biri olarak bu tavsiyenin bende ne zaman işe yaradığını, ne zaman geri teptiğini anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Sabah ilk iş en zor işi yap. Bu cümleyi o kadar çok duydum ki kulağım ezberledi: yazılarda, videolarda, tanıdıkların ağzından. Hepsi aynı şeyi söylüyor. Zor işi güne erken koymak, günün geri kalanını hafifletir.

Bende bu tavsiye bazı günler gerçekten hafifletti, bazı günler ise yalnızca sabahı ağırlaştırdı. İkisini de yaşadım. Bu yazıda zor işi güne erken koymanın ne zaman işe yaradığını, ne zaman geri teptiğini ve ikisinin arasında bulduğum küçük bir orta yolu anlatıyorum.

Kısaca: Zor işi güne erken koymak bazı insanlarda ve bazı günlerde işe yarar, ama herkes için geçerli bir kural değil. Önemli olan işi sabaha değil, kendi enerjinin yükseldiği saate yerleştirmek. Sabah olmuyorsa işin yalnızca ilk küçük parçasını erken koymak iyi bir orta yol olabilir.

Zor işi güne erken koymak neden mantıklı geliyor?

Tavsiyenin arkasındaki fikri anlıyorum ve bir kısmına katılıyorum. Zor bir iş gün boyunca bekledikçe büyüyor. Sabah henüz yorulmamışken, yapılacak şeyler birikmemişken, o işe oturmak daha kolay görünüyor.

Bir de zihinsel yük meselesi var. Yapılmamış zor bir iş, sen başka şeylerle uğraşırken bile arka planda duruyor. Mutfakta bulaşık yıkarken bile aklımın bir köşesi "o e-postayı hâlâ yazmadım" diyor. Bu fısıltı kulağımda büyüdükçe diğer işlere ayıracağım dikkat de azalıyor.

Son olarak, zor işi bitirmenin verdiği bir rahatlama var. Gün daha sonra nasıl giderse gitsin, en ağır şey arkada kaldığında akşam başka bir tonda geçiyor. Bunu yaşadığım günler oldu ve o günleri seviyorum.

Ne zaman benim için işe yaradı?

Zor işi erken koymak, en çok işin ne olduğunu net bildiğim günlerde işe yaradı. Önceki akşam "yarın ilk iş şu belgenin giriş bölümü" diye yazdığım günlerde, sabah karar vermek zorunda kalmıyordum. Masaya oturduğumda başlayacağım şey zaten belliydi.

İşe yaradığı günlerin bir başka ortak noktası, iş çok yüklü bir duygu taşımıyordu. Zor ama korkutucu olmayan işler vardı: uzun ama bilinen bir rapor, düzenlenmesi gereken bir dosya. Onlar erken saatte, kafam berrakken ilerledi.

Bir de uyku düzeninin yerinde olduğu zamanlar var. Düzgün uyuduğum, kahvaltı edebildiğim, telefonla yatakta uzun oyalanmadığım sabahlarda tavsiye neredeyse kendiliğinden çalıştı. Yani aslında tavsiye değil, sabahın kendisi işe yaradı.

Bir şey daha fark ettim: Zor işi erkene koyduğum günlerde, gün içinde ona dönüp bakma biçimim de değişiyordu. İş sabah başladıysa, öğleden sonra "yarım bıraktığım şey" olarak duruyordu ve bu, hiç dokunmadığım bir işten çok daha az korkutucuydu. Başlanmış bir iş, başlanmamış bir işten daha hafif geliyor. Bu yüzden bazen tamamlamasam bile erken saatte yalnızca dokunmuş olmanın değeri büyük.

Ne zaman geri tepti?

Geri tepmesinin en net sebebi şuydu: Bazı sabahlar ben henüz kendime gelmemişken, en zor işi önüme koymuşum. Sabahları hâlâ açılmaya çalışırken zor işe dönmeye çalışmak, başlayamama hissini daha da büyüttü. İşe değil, kendime kızmaya başladım.

İkinci durum, zor işin aynı zamanda korkutucu olduğu günlerdi. Önemli bir kişiye yazılacak zor bir mesaj ya da hep ertelediğim bir telefon görüşmesi gibi. Onu sabah ilk iş yapmam gerektiğini bilmek, daha uyanırken karnımda bir düğüm oluşturuyordu. Güne baştan gerginlikle başlıyordum ve çoğu zaman o gerginlik işe değil, oyalanmaya dönüşüyordu.

Üçüncüsü, enerji saatlerimin sabah olmaması. Bende dikkat bazı günler öğleden sonra, bazı günler akşam daha rahat toplanıyor. Herkesin enerjisi günün aynı saatinde yükselmiyor. Sabaha koyduğum zor iş, sabah benim en az hazır olduğum saatte bana düşüyordu.

Sonuç: Sabah zor işe oturamadığım için kendimi suçluyor, sonra günün geri kalanını o suçlulukla geçiriyordum. Tavsiye yardım etmek yerine bir yük bırakmıştı.

Kendi enerji saatini nasıl bulursun?

Bunun için bir hafta boyunca basit bir gözlem yapabilirsin. Bilimsel olmasına gerek yok, sadece dürüst olması yeterli.

  1. Günde üç kez (sabah, öğleden sonra, akşam) kendine sor: "Şu an zor bir işe oturabilir miyim?"
  2. Cevabı bir ile beş arasında bir sayıyla bir yere not et.
  3. Aynı saatlerde ne yaptığını da yanına kısaca yaz: yemek yedin mi, uyudun mu, telefona ne kadar baktın?
  4. Hafta sonunda sayılara bak. Hangi saat dilimi daha sık yüksek çıkıyor?

Bu küçük tablo bana şaşırtıcı bir şey gösterdi: En iyi saatim, düşündüğümden farklıydı. "Sabah insanı değilim" diye düşünürken, aslında öğleden hemen sonraki saatin benim için daha berrak olduğunu fark ettim. Elbette bu kişisel bir gözlem; senin tablon başka çıkabilir. Çıkması da sorun değil.

Bu gözlemi bir kez yapıp bırakmıyorum. Mevsim, uyku, yoğun haftalar gibi şeyler saatlerimi kaydırıyor. Ara sıra yeniden bakmak, eski bir sonuca takılıp kalmaktan iyi geliyor.

Zor işi hemen koymadığım zamanlar

Enerji saatimi öğrenince bile her gün zor işi o saate koyamıyorum. Hayat araya giriyor. Bazı günlerde zor işi bilerek geriye atıyorum ve bu bir yenilgi değil.

Önce küçük, kolay bir işle ısınıyorum. Beş dakikalık bir toparlama, bir yanıt, bir dosya adı değiştirmek. Ardından zor işe geçmeye çalışıyorum. Bunun bir tuzağı var: ısınma işi uzayıp günü yutabiliyor. Bu yüzden ısınma işine bir sınır koyuyorum, çoğu zaman bir zamanlayıcıyla, ve süre dolunca zor işi açıyorum.

Zor işi tamamen sonraya bıraktığım zamanlar da oluyor. Ama bunu "yapmadım" diye değil, "saatini seçtim" diye düşünmeye çalışıyorum. Fark küçük görünüyor ama kendimle konuşma biçimimi değiştiriyor. İlkinde ertelemiş oluyorum, ikincisinde bir plan yapmış.

Orta yol: yalnızca ilk on dakikayı erkene koymak

Benim için en iyi sonuç veren yöntem şu oldu: Zor işin tamamını değil, yalnızca en küçük ilk parçasını güne erken koymak.

Örneğin uzun bir rapor için "sabah raporu bitir" yazmıyorum. "Dosyayı aç, başlığı yaz, ilk cümleyi yaz" yazıyorum. Bu, sabahın gerginliğini azaltıyor çünkü yük on dakikaya sığıyor. İlk parçayı bitirdiğimde işin kendisi artık bana yabancı gelmiyor. Ardından, enerjim yükseldiğinde işin geri kalanına dönmem çok daha kolay oluyor.

Bu yaklaşım, küçük başlangıçlar üzerine yazdığım diğer yazılardaki fikre de dayanıyor: Başlamak, bitirmekten ayrı bir iş. Zor işi sabaha koymak yerine zor işin kapısını sabaha koyuyorum. Kapıyı açık bırakmak, içeri girmeyi hem kolaylaştırıyor hem de utanç yerine merak bırakıyor.

Kendime not

"Sabah ilk iş en zor işi yap" tavsiyesi kötü bir tavsiye değil. Ama kimin sabahı, hangi işi, hangi duyguyla yaptığını hesaba katmıyor. Ben kendi gününü dinleyen biri olmayı seçiyorum: bir işin zorluğunu ve kendi enerjimi aynı terazide tartıyorum.

Bir gün zor işi sabaha koyduysan ve olmadıysa, bu işin senin sabahınla uyuşmadığı anlamına gelebilir. Sende bir eksik anlamına gelmek zorunda değil. Yarın o işi öğleden sonraya ya da yalnızca ilk on dakikasına koyabilirsin.

Başlamakta uzun süredir ve belirgin biçimde zorlanıyorsan, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak da iyi bir adım olabilir.

Sık sorulanlar

DEHB'de en zor işi sabah mı yapmalı?

Herkes için geçerli tek bir cevap yok. Bazı insanlar sabahları daha rahat başlar, bazıları öğleden sonra ya da akşam ısınır. Kendi enerji saatlerini birkaç gün gözlemleyip zor işi o saate koymak, genel bir kuraldan daha güvenilir bir yol olabilir.

Zor işi sabaha koyunca yapamıyorsam ne olur?

Bu, senin eksiğin değil; çoğu zaman sabahın o iş için uygun saat olmadığını gösterir. Zor işin yalnızca ilk on dakikasını sabaha koymayı ya da işi başka bir saate taşımayı deneyebilirsin.

Zor işi ertelemek yerine nasıl bölebilirim?

İşi, başlaması kolay en küçük parçaya indirip yalnızca o parçayı günün enerjili saatine koyabilirsin. Geri kalanını ertesi güne ya da başka bir saate bırakmak da geçerli bir seçenek.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir