"Bu raporu bitirince kendime güzel bir akşam yemeği yapacağım." Bunu kaç kez kendime söyledim, hatırlamıyorum. Rapor biterdi ya da bitmezdi; yemek ise çoğu zaman hiç düşünülmezdi bile. Çünkü ödül, işin en uzak noktasında duruyordu ve ben o noktaya hiç ulaşamadan, başlangıçta takılıp kalıyordum.
Küçük ödüllerle başlamak, bu düzeni tersine çevirdiğim bir deneme oldu. Ödülü işin sonuna değil, hemen başına, hatta başlamanın kendisine bağladım. Bu yazıda neden böyle yaptığımı, hangi küçük ödüllerin bende işe yaradığını ve ödülün nerelerde tuzağa dönüşebildiğini anlatıyorum.
Kısaca: Uzaktaki bir ödül, başlamakta zorlanırken çoğu zaman yetersiz kalır. Küçük, hızlı ve işi bozmayan ödülleri bitirmeye değil başlamaya bağlamak, ilk adımı atmayı kolaylaştırabilir. Ödül bir ceza ya da hak etme sınavı olmamalı; senin için gerçekten hoş bir şey olmalı.
Uzak ödül neden bana işlemedi?
"Bitirince ödüllendireceğim" fikri mantıklı görünüyor. Ama benim için işin sonu çoğu zaman bulanık bir noktaydı. Ne zaman biteceğini bilmediğim bir işin sonundaki ödül, bugün masaya oturmamı sağlayacak kadar gerçek gelmiyordu.
Bir de bekleme meselesi vardı. Benim deneyimimde, ödül ne kadar uzaktaysa motivasyon da o kadar zayıf oluyor. Bugün şimdiki zamanda yaşanan bir rahatsızlıkla (sıkıcı bir iş, belirsizlik, karmaşa) saatler sonra gelecek bir mutluluğu tartıyorum ve terazi çoğu zaman şimdiye yatıyor. Başka insanların da buna benzer şeyler yaşadığını duydum, ama herkes için geçerli olduğunu söylemiyorum.
Üçüncü neden daha sessizdi: Ödülü işin sonuna koyunca, ödül aynı zamanda bir sınav oldu. "Yeterince çalışmadıysam hak etmiyorum" diye düşündüm. Böylece ödül keyif vermek yerine bir yargıya dönüştü. Bu da başlamamı daha da ağırlaştırdı.
Küçük ödüllerle başlamak pratikte ne demek?
Fikir basit: Ödülü işin bitişine değil, ilk küçük adıma veriyorum. İşi bitirmemin ya da güzel bitirmemin hiçbir önemi yok. Önemli olan, oturup başlamak.
Örnek vereyim. Masaya oturup dosyayı açtığımda, o an kendime bir şey veriyorum. Bir fincan sıcak çay, ya da en sevdiğim şarkıdan bir bölüm. Ödül, başlamanın hemen ardından geliyor; yani çabanın ve ödülün arası saniyelerle ölçülüyor.
Bu bana başka bir şeyi de öğretti. Başlamak, bu işin en zor yeriydi ve ben en zor yeri hiç ödüllendirmiyordum. Sadece bitişi ödüllendirmek, yolun en dik kısmını görmezden gelmek demekti. Dik kısmı taçlandırınca, tırmanmak bir parça yumuşadı.
Bende işe yarayan küçük ödüller
Aşağıdaki liste herkes için bir reçete değil; benim için çalışanların bir dökümü. Kendi listeni muhtemelen farklı yazacaksın.
- Özel bir fincanda çay ya da kahve. Fincanın "iş fincanı" olması bile bir işaret gibi çalıştı.
- Sevdiğim bir şarkıyı baştan sona dinlemek. Sonra işe dönmek.
- İki dakika pencereden dışarıya bakmak, bir şey yapmadan.
- Sevdiğim birine tek cümlelik bir mesaj göndermek.
- Küçük bir atıştırmalık: bir meyve, birkaç fındık.
- Kâğıda bir çizgi çekmek. Gülünç gelebilir, ama "bugün başladım" diye bir iz bırakmak bana iyi geldi.
- Yürüyüşe çıkmak için kısa bir mola, işin ilk yirmi dakikasından sonra.
Bu listedeki ortak noktalar şunlar: Hepsi küçük, hepsi hızlı, hiçbiri işin yerini almıyor. Ve hiçbirinin bir "ama" kısmı yok; yani ödülü alırken kendimi kötü hissetmiyorum.
Bitiriş ödülünü tamamen bırakmak gerekir mi?
Hayır, bıraktığımı söylemiyorum. Sadece ona yüklediğim görevi değiştirdim. Büyük bir işin sonunda yine kendime güzel bir şey yapıyorum: biraz yürümek, sevdiğim bir yemek, bir şey izlemek. Ama bu, başlamamı sağlayan şey değil. Başlamamı sağlayan küçük ödüller; bitiş ödülü ise işi tamamladığım için kutlamam.
Bu ikisini birbirinden ayırınca bitiş ödülü baskı olmaktan çıktı. Çünkü iş bitmese bile başlangıç ödülünü zaten almış oluyorum. Gün sonunda "hiçbir şey yapmadım" demek yerine "başladım, bir parçasını yaptım" diyebiliyorum. Bu küçük cümle, ertesi sabah masaya yeniden oturmamı kolaylaştırıyor.
Küçük ödüllerin tuzakları
Ödül fikrinin güzel görünen tuzakları da var. Birkaçına bizzat düştüm.
Ödül işi yutabilir. Ödül olarak telefona bakmayı seçtiğim günlerde, "iki dakika" bir saate dönüştü. Başlangıç ödülü, bitiş çizgisi belli olmayan bir şey olmamalı. Bitişi kendiliğinden gelen şeyler daha güvenli: bir şarkı, bir fincan çay.
Ödül işin önüne geçebilir. Bazen ödülü almak için bile işe başlamadan duruyordum: "Önce çayımı yapayım." Çay yapma işi yarım saat sürüyordu. Bu durumda ödülü işin bir parçası olarak masanın yanına koymak daha iyi çalıştı. Çay önceden hazır, masada.
Ödül ceza silahına çevrilebilir. "Bugün işi yapmadığım için şunu hak etmiyorum." Bu cümleyi kurduğumda ödül sistemi ters yüz oldu. Kendime koyduğum kural şu: Ödül, başlamaya verilir ve bir kez verilince geri alınmaz. Eğer başlayamadıysam yine de küçük bir iyi şey yapabilirim; bunun için puan toplamak zorunda değilim.
Ödül zamanla sıradanlaşır. İlk haftalarda çok işe yarayan şeyler, zamanla sönüyor. Bu çok doğal. Ödülü değiştirmek, birkaç seçenek arasında dönmek ya da bir sürpriz eklemek yeniden canlılık katabiliyor.
Ödülü nasıl tasarlıyorum?
Kendi ödül sistemimi kurarken şu birkaç adımı izliyorum:
- Önce işi seçiyorum, ama o işin tamamını değil, sadece ilk küçük adımı: "dosyayı aç ve ilk cümleyi yaz."
- Sonra o adımın ardından gelecek ödülü yazıyorum. Ödül bir cümle uzunluğunda olmalı.
- Ödülün bitiş zamanı belli olmalı. Telefon, dizi, uzun bir sohbet burada riskli.
- Ödülü adım biter bitmez alıyorum. Ertelemiyorum, "sonra alırım" demiyorum.
- Birkaç gün sonra ödülün hâlâ hoşuma gidip gitmediğine bakıyorum. Gitmiyorsa değiştiriyorum.
Burada ilk adımı küçültmek de çok önemli. Ödül ne kadar iyi olursa olsun, ilk adım büyükse ödülü beklemeden duruyorum. İlk adım gülünç derecede küçükken ödül gerçekten bir "güzel başlangıç" gibi hissettiriyor.
Ödül yetmediği zamanlar
Bazı günler hiçbir ödül işe yaramıyor. En sevdiğim çay, en sevdiğim şarkı bile beni masaya götürmüyor. Böyle günlerde ödülü artırmaya çalışmıyorum, çünkü bu çoğu zaman daha büyük bir baskı yaratıyor. Önce günün genel hâline bakıyorum: Yorgun muyum, aç mıyım, uykusuz muyum, bir şey beni kaygılandırıyor mu? Ödülün çözemediği şey, çoğu zaman ödülle ilgili olmuyor. O günler için kendime bir kural koydum: Ödül arayışı yirmi dakikadan uzun sürüyorsa, ödül aramayı bırakıp işin en küçük parçasına dönüyorum. Çünkü ödül seçmek de bir erteleme biçimine dönüşebiliyor. Bazen en iyi ödül, sadece oturmuş olduğumu fark etmek oluyor.
Başlama güçlüğü sürekli ve belirgin biçimde hayatını zorluyorsa, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak iyi bir adım olabilir. Ödül sistemleri bir destek aracıdır; bir tedavinin yerine geçmez.
Kendime not
Ödülü bitişten alıp başlangıca taşımak, "çalışmayı hak etmek" fikrinden de uzaklaşmamı sağladı. Başlamak, hak edilecek bir şey değil; kendine nazik davranmanın bir yolu olabilir. Bugün masaya oturduğunda çayını yanına koy ve ilk cümleyi yazdığın anda ilk yudumu al. Gerisini sonra düşünürsün.