Yüksek lisansa başlayan birçok kişinin ilk şaşkınlığı şu: Sana ne yapacağını söyleyen kişi sayısı bir anda azalıyor. Ders saatleri daha az, teslim tarihleri daha seyrek, hedefler daha uzak ve çoğu zaman “şunu araştır, sonra konuşalım” cümlesiyle başlayan bir süreç. Yüksek lisansa DEHB ile başlamak, bu yüzden lisanstakinden farklı bir sınav gibi hissettirebilir.
Lisans, dışarıdan bir yapı ve sık sık gelen küçük geri bildirimlerle akıyordu. Yüksek lisans ise daha çok sen ve büyük bir proje arasındaki ilişkiyle şekilleniyor. Bu yazıda, bu yapısız süreci DEHB ile nasıl biraz daha taşınabilir kurabileceğini konuşmak istiyorum.
Kısaca: Yüksek lisansta yapı azalıyor, işler uzun vadeli ve belirsiz hale geliyor; bu da DEHB'de planlama ve başlatma zorluğunu artırabilir. Danışmanla beklentileri netleştirmek, okuma yükünü parçalara bölmek, tezi küçük haftalık teslimlere ayırmak ve yalnızlığa karşı bağlantı kurmak süreci hafifletebilir.
Yüksek lisansa DEHB ile başlamak neden farklı hissettirir?
Birkaç şey birlikte değişiyor. İlki yapı. Dersler az ve bazı programlarda hiç olmayabilir; seni gün içinde bir yere çağıran bir program çoğu zaman yok. Programa göre değişir, ama genel olarak “kendi saatini kendin kur” hissi artıyor.
İkincisi zaman ölçeği. Bir dönemlik bir ödev yerine, aylar ya da yıllar süren bir tez ya da proje var. DEHB'li bir beyin için uzak bir son tarih, çoğu zaman aciliyet yaratmıyor. “Daha çok var” hissi, haftaları sessizce eritebiliyor.
Üçüncüsü, belirsizlik. “İyi bir tez” neye benziyor, ne kadar okumak yeterli, ne zaman yazmaya başlamak gerekir? Cevabı net olmayan sorular, DEHB'li biri için başlamayı daha da zor kılıyor. Dördüncüsü, beklenti: Yüksek lisansta “kendi kendine halledebilmen” bekleniyor ve bu beklenti, her zaman açıkça söylenmeden hissediliyor.
Tüm bunların hiçbiri senin yetersiz olduğunu göstermiyor. Sadece yapının sana verdiği desteğin değiştiğini ve bunu kendin kurman gerektiğini gösteriyor.
Danışmanla ilk konuşmalar
Yüksek lisans sürecinin en önemli ilişkilerinden biri danışmanla olan. Bu ilişkiyi mümkün olduğunca erken ve net kurmak, belirsizliği azaltıyor. İlk görüşmelerde şunları sorabilirsin:
- Görüşmeler ne sıklıkla olacak? Her hafta kısa bir buluşma mı, ayda bir uzun görüşme mi?
- Bir sonraki görüşmeye kadar benden ne bekleniyor? Bir okuma, bir taslak, bir soru mu?
- Bana geri bildirim hangi biçimde gelecek? Yazılı mı, sözlü mü?
- Takıldığımda sana nasıl ulaşabilirim?
- Bu sürecin takvimi neye benziyor? Hangi tarihler sabit, hangileri esnek?
Bu soruları yazıp götürmek de yardımcı olabilir. Görüşmenin sonunda “yani bir sonraki görüşmeye kadar şunu yapacağım” diye kısa bir özet çıkarmak, yanlış anlaşılmayı önlüyor. Görüşme sonrası aynı özeti kısa bir e-postayla göndermek ise hem bir kayıt, hem küçük bir söz.
DEHB'ni danışmanına anlatıp anlatmamak kişisel bir karar. Anlatırsan bazı destekleri konuşmak kolaylaşabilir; anlatmasan da yukarıdaki sorularla beklentileri netleştirmek aynı ölçüde işe yarar. Üniversitenin engelli öğrenci birimi ya da ilgili birimi, hangi desteklerin mümkün olduğunu söyleyebilir; bunu her üniversite farklı yürütüyor.
Okuma yükünü yönetmek
Yüksek lisansta okuma, çoğu zaman asıl iş. Makaleler, kitap bölümleri, kaynaklar. DEHB'li biri için uzun ve yoğun bir metne oturup sonuna kadar gitmek zor olabiliyor. Bunun için birkaç küçük yöntem:
- Her metni baştan sona okumak zorunda olmadığını kabul et. Özet, giriş ve sonuç bölümleriyle başla; derinleşmek istediğin yeri sonra seç.
- Okurken bir soru taşı. “Bu metin benim konuma ne söylüyor?” gibi bir soru, dikkatini bir yöne çekiyor.
- Kısa bloklarla oku ve her blok sonunda üç satır not yaz.
- Notlarını tek bir yerde topla. Dağınık notlar, sonradan tekrar bulmayı zorlaştırıyor.
- Kendi cümlelerinle özetle; kopyalamak yerine yeniden anlatmak, hem dikkatini tutuyor hem sonradan işe yarıyor.
Okuduğun her şeyi hatırlamak zorunda değilsin. Önemli olan, ihtiyacın olduğunda bulabilecek kadar düzenli bir not sistemi.
Büyük projeyi küçük teslimlere bölmek
Tez ya da büyük bir proje, DEHB'li biri için en zor parçalardan biri. Çünkü “tez yazmak” tek bir görev gibi görünüyor ama içinde yüzlerce küçük görev var. İşte bu yüzden onu haftalık, somut teslimlere bölmek önemli.
“Tez üzerinde çalış” yerine “bu hafta literatürden üç kaynak oku ve bir sayfalık özet çıkar” gibi. Bunun yanında, danışmanla ya da bir arkadaşınla haftalık bir kısa “durum” görüşmesi ayarlamak, uzak son tarihin yerine yakın bir aciliyet koyuyor. Gösterecek bir şeyin olması, başlamayı kolaylaştırıyor.
Yazmaya başlamak da kendi başına bir engel olabilir. Mükemmel ilk cümleyi beklemek yerine, kötü bir taslak yazmayı kendine izin ver. Çok kötü bir taslağı düzeltmek, boş bir sayfayı doldurmaktan çok daha kolay. Başlamak zor geldiğinde, on dakikalık bir süre koyup sadece o süre boyunca yazmak da bir yol.
Haftayı kendin kurmak
Dışarıdan gelen yapı azaldığında, kendi haftanı kurmak asıl iş haline geliyor. Bunun için büyük bir sistem gerekmiyor; birkaç sabit nokta yeterli. Haftanın belli günlerini “okuma”, belli günlerini “yazma”, belli günlerini “toplantı ve idari iş” için ayırmak, günün neyle başlayacağı sorusunu ortadan kaldırıyor. Her sabah aynı yerde, aynı saatte oturmak da başlamayı kolaylaştırıyor.
Boş görünen günler en riskli olanlar. Takvimde hiçbir şey yazmıyorsa, o gün kolayca kayboluyor. Bu yüzden boş günlere bile iki üç saatlik “çalışma blokları” yazmak ve aralarına mola koymak işe yarıyor. Planı katı tutmak zorunda değilsin; ama bir planın olması, dağıldığında dönecek bir yer sağlıyor.
Yalnızlık ve “burada olmamalıyım” hissi
Yüksek lisans, çoğu zaman yalnız bir yolculuk. Lisanstaki gibi kalabalık sınıflar, sürekli birlikte çalışılan arkadaşlar daha az. Bu yalnızlık, DEHB'li birinde başlama zorluğunu ve motivasyon düşüşünü artırabiliyor.
Bir de “burada olmamalıyım” hissi var. Çevrendekilerin daha organize, daha bilgili olduğunu düşünmek ve kendini bir “sahtekâr” gibi hissetmek çok yaygın. Bu his, DEHB'li ya da değil, birçok yüksek lisans öğrencisinin tanıdığı bir şey. Çevrendekilerin kafasının içini göremediğini hatırlamak bazen yetiyor.
Bağlantı kurmak iyi geliyor: Aynı programdan bir arkadaşla düzenli birlikte çalışmak, kütüphanede aynı masada oturmak ya da bir çalışma grubuna katılmak. Konuşmak zorunda değilsiniz; yan yana çalışmak bile yalnızlığı ve başlamama eğilimini hafifletiyor.
Kendime not
Yüksek lisans, kimsenin sana “şimdi şunu yap” demediği bir alan; bu hem özgürlük hem yük. Sana düşen, yapıyı kendin için küçük küçük kurmak. Bu hafta sadece bir şey yap: danışmanına bir soru yaz ya da bir makalenin özetini oku. Zorlandığında bir psikologdan ya da psikiyatristten destek almak da bu yolun bir parçası olabilir.