Tören biter, alkış biter, telefon susar. Ertesi sabah uyandığında alarm kurmana gerek yok, gidilecek bir derslik yok, teslim edilecek bir ödev yok. Mezuniyet sonrası boşluk, çoğu zaman bu sessizlikle başlıyor: bir anda kalkan bir yapının yerinde, kendi doldurman gereken bir gün.
İnsanın yıllarca hedefe koştuğu bir şey bitince rahatlama beklemesi doğal. Ama çoğu kişi, rahatlamanın yerine bir tür boşluk buluyor. DEHB'li biri için bu boşluk ayrıca ağır olabiliyor, çünkü yıllardır günün çoğunu dışarıdan gelen bir yapı taşıyordu. Bu yazıda, o yapı kalkınca kendine nasıl alan açabileceğini konuşmak istiyorum.
Kısaca: Mezuniyet sonrası boşluk, okulun verdiği yapı ve kimlik bittiğinde yaşanan yaygın bir his; DEHB'de dışarıdan gelen yapı daha önemli olduğundan daha ağır hissedilebilir. Günü küçük çapalarla kurmak, “ne yapacaksın” sorusuna zorunlu bir cevap vermemek, küçük deneyler yapmak ve boşluk ağırlaşırsa destek almak yardımcı olabilir.
Mezuniyet sonrası boşluk neden bu kadar ağır?
Birkaç katman var. İlki, yapı kaybı. Okul, dönemler, sınavlar, teslimler ve ders saatleriyle yıllarca günü senin yerine düzenledi. DEHB'li biri için bu yapı, içeriden kurması zor olan düzeni dışarıdan sağlıyordu. Yapı kalkınca, günün şekli de kayboluyor.
İkincisi, kimlik. “Öğrenciyim” demek, bir yeri, bir cevabı olan bir cümleydi. Şimdi o cümlenin yerine yeni bir şey gelmedi. “Ne yapıyorsun?” sorusu bir anda zor bir soruya dönüşüyor. Kimliğin bir kısmı, kendin bile fark etmeden okulun içine yaslanmış olabilir.
Üçüncüsü, belirsizlik. Eskiden yarın ne olacağı belliydi; şimdi aylar boyunca ne olacağı bile belirsiz olabilir. DEHB'li bir beyin için belirsizlik, hem aciliyeti ortadan kaldırıyor hem de kaygıyı büyütüyor: ne yapacağını bilmemek, başlamayı zorlaştırıyor.
Son olarak kıyaslama. Arkadaşlarından bazıları hemen iş bulur, bazıları yüksek lisansa başlar, bazıları yurt dışına gider. Sosyal medyada yeni başlangıçlar görmek, kendi duraklamanı “geride kalmak” gibi gösterebiliyor. Oysa herkesin yolu farklı bir hızda ilerliyor.
Büyük bir yapı bittiğinde günlerin biçimsizleştiğini, hayatımın başka dönemlerinde de yaşadım. Uzun bir tatilde ya da bir projenin ardından gelen sessizlikte, ilk günler özgürlük gibi geliyor, sonra günler birbirine karışıyor ve ne yapacağını bilememek ağırlaşıyor. Bunun bir eksiklik değil, yapısız bir günün DEHB'li beyne yaptığı şey olduğunu zamanla öğrendim.
Önce günü kurmak
Büyük kararlardan önce, günün şeklini kurmak çok işe yarıyor. Çünkü ne yapacağını bilmesen bile, nasıl bir gün geçireceğini biliyor olmak, boşluğu biraz daha taşınabilir yapıyor. Birkaç çapa deneyebilirsin:
- Sabit bir uyanma saati. Her gün aşağı yukarı aynı saatte kalkmak, gününü bir çerçeveye alıyor.
- Evden bir çıkış. Kısa bir yürüyüş, bir kafe, bir kütüphane; güne bir yön vermesi önemli.
- Günlük küçük bir “iş”. Bir öğrenme parçası, bir başvuru, bir proje, bir düzenleme. Çok büyük olması gerekmiyor.
- Sabit bir öğle arası ve akşam kapanışı. Günün iki ucu belli olunca ortası da kolaylaşıyor.
- Haftada en az bir sosyal temas. Bir arkadaşla buluşmak, kısa bir telefon.
Bunların hepsini bir anda kurmaya çalışma. Önce birini seç, bir hafta sonra bir tane ekle. Okul bu yapıyı sana yıllar içinde verdi; şimdi onu kendin kurmayı öğreniyorsun ve bu zaman alabilir.
Çapaları kurarken “iyi gün” ve “kötü gün” ayrımına çok takılma. Bazı günler yapı kendiliğinden oturacak, bazı günler hiçbir şey yerine oturmayacak. Kötü bir günün ardından yapman gereken şey, bütün düzeni yeniden kurmak değil; sadece ilk çapaya dönmek. Ertesi sabah yine aynı saatte kalkmak, kendine “bugün yeniden başlıyorum” demenin en sade biçimi.
“Ne yapacaksın?” sorusuna zorunlu bir cevabın yok
Mezun olduğunu öğrenen herkes aynı soruyu soruyor. Aile, akraba, eski arkadaşlar. Ve cevabını bilmiyorsan, her sorulduğunda küçük bir yara açılıyor. Bu soruya kısa, kendini koruyan bir cevap hazırlamak iyi gelebilir:
- “Şu an biraz nefes alıyorum, birkaç seçeneğe bakıyorum.”
- “Henüz bilmiyorum ama bu konuda çalışıyorum.”
- “Karar verdiğimde ilk sana söylerim.”
Bu cümleler yalan değil; sadece sınırlarını çiziyor. Kendi tempona hakkın var. Cevap hazır olmadan vermek zorunda olmadığın bir şey, hazır olduğunda da daha rahat çıkacak.
Karşılaştırma konusunda ise, birine bakıp “o ne kadar ilerlemiş” demek yerine, kendi gününe bakmak daha doğru. Ne yaptım, ne denedim, bugün ne öğrendim? Küçük cevaplar, büyük belirsizliğin karşısında somut bir zemin sağlıyor.
Küçük deneylerle keşfetmek
Ne yapmak istediğini bulmak için mükemmel bir plan gerekmiyor; küçük, geri alınabilir deneyler yeterli. “Hayatımın işini bulmam lazım” baskısı yerine, “şunu bir hafta deneyeyim” demek çok daha hafif.
Deney fikirleri:
- İlgini çeken bir alandan biriyle kısa bir sohbet etmek.
- Merak ettiğin bir konuda kısa bir çevrimiçi ders ya da okuma.
- Küçük bir proje başlatmak: bir yazı, bir tasarım, bir araştırma.
- Gönüllü olarak ya da kısa süreli bir işte bir şeyi denemek.
- Bir hafta boyunca ne zaman enerjik hissettiğini not etmek.
Her deneyin sonunda üç soruya bak: Ne hoşuma gitti? Ne yordu? Daha fazlasını yapmak ister miyim? Bunların cevapları, bir süre sonra bir örüntü çiziyor. DEHB'de ilgi çoğu zaman yön gösterici; deneylerle ilginin nerede yaşadığını bulmak, sabit bir karar vermekten daha güvenilir.
İş aramanın yükü
Eğer bir işe başvuruyorsan, bu süreç kendi başına bir yük. Özgeçmiş, ön yazı, başvuru formları, e-postalar, dönüşler... Hepsi küçük görevlerin birikimi ve DEHB'li bir beyin için bu birikim kolayca bunaltıcı olabiliyor.
Birkaç küçük sistem yardımcı olabilir: Başvuruları bir basit tabloda ya da listede takip etmek, günde belli sayıda başvuru ile sınırlı kalmak, her gün aynı saatte kısa bir “başvuru bloğu” ayırmak. Hepsini mükemmel yapmak yerine, her gün küçük bir iş yapmak daha sürdürülebilir.
Reddedilme ya da cevapsızlık da bu dönemin bir parçası. Bu, kendin hakkında bir hüküm değil. Zorlandığında bir arkadaşla ya da bir danışmanla konuşmak, yükü paylaşmanı sağlıyor. Okulunun mezunlarla ilgilenen bir birimi ya da kariyer merkezi varsa, mezuniyetten sonra da ondan faydalanıp faydalanamayacağını sormak mantıklı; bunu her üniversite aynı biçimde sunmuyor, o yüzden tahmin etmek yerine sormak gerekiyor.
Boşluk çok ağırlaştığında
Mezuniyet sonrası dönem çoğu zaman bir geçiş; ama bazen boşluk, kalıcı bir ağırlığa dönüşebiliyor. Günlerce yataktan çıkamıyorsan, hiçbir şeyden zevk almıyorsan, umutsuzluk hissi sürekli hale geldiyse, bunu ciddiye almak ve bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak önemli. Kendine zarar verme düşüncelerin varsa, hemen bir yakınına söyle ve 112'yi ara.
Kendime not
Boşluk, bazen bir sonraki şeyin yeri. Bugün bir çapa kur: yarın kalkacağın saati seç, evden çıkacağın bir saat belirle ve bir küçük iş yaz. Gerisi, yavaş yavaş.