Bölümü sevmemek: DEHB'li öğrenci için motivasyon ve seçenekler

Bölümü sevmemek, DEHB'li bir öğrencide motivasyonu daha çok zorlayabilir. Sevmediğin derste ayakta kalmak ve seçenekleri sakin biçimde değerlendirmek üzerine.

· · 5 dk okuma

İlgimi çekmeyen bir şeyi yapmak bende neredeyse bedensel bir ağırlık gibi hissettiriyor: Masaya oturuyorum, ama sanki her şey yokuş yukarı. Bölümü sevmemek, bu ağırlığın aylar ya da yıllar boyunca taşınan hali. Ve DEHB'li biri için bu yük çok daha belirgin olabiliyor.

Eğer bu yazıyı okuyorsan, muhtemelen bir dersin başında “neden buradayım” diye düşündün ya da bu bölümü bırakma fikri bir gece aklından geçti. İkisi de bu konuda yalnız olmadığını gösteriyor. Bu yazıda, bölümü sevmemekle ayakta kalmayı ve aynı zamanda seçeneklerine sakin bakmayı konuşmak istiyorum.

Kısaca: Bölümü sevmemek, DEHB'de ilgi ve motivasyonun çalışma biçimiyle birleşince daha ağır hissettirebilir. Önce neyi sevmediğini ayırmak, sevmediğin derste küçük bir neden ve kısa bloklar bulmak, sonra seçeneklerini danışman ya da ilgili birimlerle sakin biçimde değerlendirmek yardımcı olabilir. Aceleyle karar vermek gerekmiyor.

Bölümü sevmemek ne demek, neyi sevmiyorsun?

“Bölümü sevmiyorum” cümlesi geniş bir çatı. Altına bakınca farklı şeyler çıkabiliyor. Kendine birkaç soru sormak, hangisinin senin durumun olduğunu ayırt etmene yardımcı olabilir:

  1. Bütün bölümü mü sevmiyorum, yoksa belli dersleri mi?
  2. Dersin içeriğini mi sevmiyorum, yoksa öğretim biçimini ya da sınav sistemini mi?
  3. Bu his her zaman var mıydı, yoksa bu dönem mi ortaya çıktı?
  4. Yorgunluk, kaygı ya da başka bir durum her şeyi sevmesi güç hale mi getiriyor?
  5. Bölümün ilerisindeki işi, mesleği ya da hayatı mı hayal edemiyorum?

Bunların cevabı çok farklı yerlere götürüyor. Bir dersi sevmemek bölümü sevmemek değil; bir dönemi zor geçirmek de bölümün sana uymadığı anlamına gelmiyor. Öte yandan, tüm derslerde ve uzun süre hissedilen bir isteksizlik gerçek bir sinyal olabilir. Ayrıma bakmak, aceleyle karar vermeni engelliyor.

DEHB'de ilgi ve motivasyon

DEHB'li birçok kişi, ilgisini çeken şeylere çok derin dalarken ilgisini çekmeyen şeyleri yapmakta gerçekten zorlanıyor. Bu, “yapmak istemiyorum” ile “yapamıyorum” arasındaki ince çizgide yaşanıyor. Sevmediğin bir derste oturduğunda, beynin çabayı başlatmak için gereken “bu ilginç” sinyalini alamıyor.

Bunu romantikleştirmek istemiyorum; ilgi odaklı çalışmanın bir bedeli var ve bu bedeli bazen notlar, bazen enerji, bazen özgüven ödüyor. Ama bunu bir karakter eksikliği olarak okumak da yanlış. Motivasyon, DEHB'de çoğu zaman “irade”den çok “ilgi, aciliyet ve yapı”ya bağlı çalışıyor. İlgi yoksa, dışarıdan bir yapı ve küçük bir aciliyet bulmak gerekebiliyor.

Bunu bilmek bir kurtuluş değil, bir harita. Haritayı bilmek, sevmediğin dersi ya da bölümü “neden bende işlemiyor” diye kendine yüklenmeden anlamlandırmanı sağlıyor.

Bir de sevmediğin şeyin etrafındaki duygusal yük var. Bir derse girmek istemediğinde, sadece ders değil, o dersin sana hissettirdikleri de ağır geliyor: yetersizlik, sıkışmışlık, “ben burada ne yapıyorum” düşüncesi. Bu duygular DEHB'de çoğu zaman daha yoğun yaşanıyor ve motivasyonu daha da aşağı çekiyor. Duyguyu ve dersi ayırmayı denemek, ikisini birden taşımaktan biraz daha hafif.

Sevmediğin derste küçük bir “neden” bulmak

Bölümü bırakmak ya da değiştirmek bir karar olarak önünde duruyor olabilir; ama kararı verene kadar derslerin devam ediyor. Bu arada ayakta kalmak için küçük şeyler işe yarayabilir:

  • Dersin içinde küçük bir merak noktası bul. “Bu konu, ilgimi çeken şu şeye nasıl bağlanıyor?”
  • Çalışmayı çok kısa bloklara böl. İlgisiz bir işi yirmi beş dakika yapmak, iki saatlik bir maratona göre daha mümkün.
  • Birlikte çalış. Aynı dersi çalışan biri ya da sessizce yanında oturan bir arkadaş, başlamayı kolaylaştırıyor.
  • Dersin “kaç şey öğrenmem gerekiyor” kısmını küçült. Tüm dönemi değil, bu haftanın ihtiyacını düşün.
  • Dersten sonra küçük bir ödül belirle. Bir yürüyüş, sevdiğin bir müzik, bir kahve.

Bunlar dersi sevdirmiyor ama zor bir dersin içinden geçmeyi biraz kolaylaştırıyor. Bazı dönemlerde sadece geçmek yeterli bir hedef olabilir; her dersi tutkuyla öğrenmek zorunda değilsin.

Hangi derste en çok zorlandığını bilmek de bir strateji. Hepsini aynı anda düzeltmeye çalışmak yerine, bu dönemin en zor dersi için ek destek ayarlamak mümkün: hocanın görüşme saati, bir arkadaşla ortak çalışma ya da eski dönem notları gibi. Tüm yükü iradene bırakmamak, enerjini daha uzun süre koruyor.

Kendine dürüst sorular sormak

Bölümü sevmemek, seni bir şey hakkında bilgilendiriyor: neyi sevdiğin ve neyi sevmediğin. Bu bilgiyi değerli kılmanın yolu, onu bir yargıya değil bir veriye dönüştürmek. Bir defter aç ve şunları yaz:

  • Hangi derslerde ya da etkinliklerde kendimi canlı hissettim?
  • Hangi anlarda zaman nasıl geçtiğini unuttum?
  • Bu bölümde sevdiğim bir şey var mı, küçük de olsa?
  • Bu bölümden sonra nasıl bir gün geçirmeyi hayal ediyorum?
  • Çevrem ne bekliyor, ben ne istiyorum? Bu ikisi aynı mı?

Cevapları hemen bir karara bağlamak zorunda değilsin. Bazen sadece yazmak bile zihni sakinleştiriyor. Birkaç hafta sonra tekrar bakmak, bazı cevapların değiştiğini ya da pekiştiğini gösterebilir.

Seçenekleri öğrenmek

Bölümü sevmiyorsan, seçeneklerin tam olarak ne olduğunu bilmek korkuyu küçültüyor. Bölüm değiştirmek, çift anadal ya da yan dal yapmak, ders seçimlerini ilgi alanına doğru kaydırmak, bir dönem ara vermek gibi yolların varlığı ve koşulları üniversiteye ve programa göre değişiyor. Bu konuda kesin bir bilgi veremem ve tahmin yürütmek de işe yaramıyor.

Danışmanına, öğrenci işlerine ya da varsa kariyer ve psikolojik danışma birimine sormak en iyisi. “Şu an bu bölümde zorlanıyorum, hangi seçeneklerim var ve her birinin koşulları ne?” gibi açık bir soru, çoğu zaman beklediğinden çok daha somut bir cevap getiriyor. Kararı vermek için acele etmene de gerek yok; bilgi toplamak ayrı, karar vermek ayrı.

Aile ve çevrenin beklentisi

Bölümü sevmemenin en ağır parçalarından biri çoğu zaman “başkaları ne der” oluyor. Aile beklentisi, bu bölüm için verilen emek, çevrenin “ne güzel bölüm” demesi... Bunlar kararı daha da ağırlaştırıyor.

Bu konuda güvendiğin bir kişiyle konuşmak, düşünceni dışarı çıkarıyor. Belki beklediğin kadar sert bir tepki gelmeyecek; belki gelecek, ama en azından sen konuşmuş olacaksın. Karar sonunda senin hayatın ve bunu açık açık, sakin biçimde anlatmak çoğu zaman hem seni hem karşındakini rahatlatıyor.

Eğer sadece bölümü değil, hemen her şeyi sevmemeye başladıysan, uykun, iştahın ya da gündelik işlerin etkileniyorsa, bu bir ders seçimi meselesinden öte olabilir. Böyle durumlarda bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi gelebilir.

Kendime not

Bir bölümü sevmemek, bir kusur değil; bir bilgi. Bu bilgiyle ne yapacağın hemen bugün belli olmak zorunda değil. Bu hafta sadece bir şey yapabilirsin: bir soruyu yaz ve bir kişiye sor. Gerisi, adım adım.

Sık sorulanlar

Bölümümü sevmiyorum, bu DEHB'den mi kaynaklanıyor?

Her zaman değil. Bölümü sevmemenin birçok nedeni olabilir: yanlış seçim, beklentilerin karşılanmaması ya da belirli derslerin zorluğu. DEHB, ilgi olmadığında motivasyonu daha da zorlaştırabilir ama sorunun tek açıklaması olmayabilir.

Bölümümü sevmiyorsam hemen bırakmalı mıyım?

Acele karar vermek yerine neyi sevmediğini, ne kadar süredir böyle hissettiğini ve seçeneklerini sakin biçimde değerlendirmek iyi olur. Kuralları üniversiteye göre değiştiği için danışmanına ya da öğrenci işlerine danışmak yararlı. Bu karar sana ait.

Sevmediğim derste motivasyonumu nasıl koruyabilirim?

Dersi kısa bloklara bölmek, küçük bir neden bulmak, birlikte çalışmak ve zorlanan kısımları ayırmak yardımcı olabilir. Bu adımlar sorunu tamamen çözmez ama enerjini korumana destek olabilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir