Yavaşlamak: DEHB'li zihnimde kendi temposunu bulmak

DEHB'li biri olarak yavaşlamayı ve kendi temposunu bulmayı nasıl denediğimi, hız baskısından çıkmanın küçük yollarını ve zorlandığım yerleri anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Kalabalık bir caddede yürürken herkesin benden biraz daha hızlı olduğunu hissettiğim anlar oluyor. Adımlarımı hızlandırıyorum, yetişmeye çalışıyorum, bir süre sonra nefes nefese kalıyorum. Sonra farkına varıyorum ki kimse beni bekleyen yok; sadece ben, görünmeyen bir tempoya uymaya çalışıyorum.

Hayatımın bir döneminde işleri de, ilişkileri de, dinlenmeyi de bu görünmez tempoya göre yaşamaya çalıştım. Bu yazıda yavaşlamayı, yani kendi temposunu bulmak ne demek olduğunu, benim için neden zor olduğunu ve nasıl küçük adımlarla denediğimi anlatıyorum.

Kısaca: Yavaşlamak, her şeyi ağırlaştırmak ya da bırakmak demek değil; başkalarının hızına yetişmeye çalışmak yerine kendi ritmimi tanımak demek. Zihnim hızlı olabilir ama beden ve işlerim farklı bir hızda akabilir. Yavaşlamak, kendime yargısız bir alan açmanın bir yolu.

Kendi temposunu bulmak neden bu kadar zor?

İlk neden, çevremizdeki hız beklentisi. Her şey hızlı olmalı: cevap vermek, öğrenmek, üretmek, toparlanmak. Bu tempoya uyamadığımda bunu kendi eksikliğim olarak okudum. Oysa tempo, insanlar arasında gerçekten farklı olabiliyor ve benim kendi hızım başkasınınkinden farklı olabilir.

İkinci neden, DEHB'le yaşarken içerideki hızla dışarıdaki hız arasındaki uyumsuzluk. Zihnim bazen çok hızlı çalışıyor; fikirler, düşünceler, ilgiler birbirini kovalıyor. Ama aynı hızla işe dökebilmek, bitirebilmek, düzenlemek aynı hızda olmuyor. Bu fark, ben yavaş değilim ama hızım dengesiz gibi bir his veriyor. Bunu bir tanı iddiası olarak değil, kendi gözlemim olarak söylüyorum.

Üçüncü neden, hızı değer ile karıştırmak. Hızlı olan çoğu zaman "iyi" ya da "yetenekli" diye görülüyor. Yavaş olan ise "geride kalan". Bu denklem içime o kadar işlemiş ki yavaşladığımda hemen bir suçluluk duyuyorum.

Yavaşlamak ile geri kalmak aynı şey değil

Yavaşlamak kelimesi bana uzun süre pes etmek gibi geldi. Birinin "biraz yavaşla" demesi bile eleştiri gibi duyuldu. Sonra yavaşlamanın farklı biçimleri olduğunu fark ettim:

  • Kaçınma olarak yavaşlamak: Bir işten korktuğum için ona yaklaşmamak.
  • Tükenmişlikten gelen yavaşlama: Enerjim bittiği için ağırlaşmak.
  • Seçilmiş yavaşlama: Daha iyi, daha dikkatli ya da daha sakin ilerlemek için bilerek hız düşürmek.

Aralarındaki sınır her zaman net değil. Hangisinde olduğumu anlamak için kendime "bu yavaşlık beni koruyor mu, yoksa bir şeyden mi kaçırıyor?" diye soruyorum. Cevabı bazen bilemiyorum ama soru bile yargıyı biraz yumuşatıyor.

Ağır, süren bir yavaşlama, ilgisizlik, hiçbir şeyden zevk alamama gibi durumlarda bu yalnızca tempo meselesi olmayabilir. Böyle bir durumda bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi bir adım olabilir.

Kendi ritmimi fark etmek için küçük gözlemler

Kendi temposunu bulmak için önce onu tanımak gerekiyor. Ben bunu çok basit gözlemlerle yaptım:

  1. Günün saatlerine bakmak: Hangi saatlerde zihnim daha berrak, hangi saatlerde daha ağır? Bunu birkaç hafta yargısız not aldım.
  2. İşin türüne bakmak: Hangi işler beni hızlandırıyor, hangileri yavaşlatıyor? Bazı işler akıp giderken bazıları her adımda duruyor.
  3. Geçişleri izlemek: Bir işten diğerine geçerken ne kadar boşluğa ihtiyaç duyuyorum? Çoğu zaman düşündüğümden fazla.
  4. Yorgunluğun ilk işaretlerini tanımak: Sabırsızlaşmak, dağılmak, sesin yükselmesi gibi. Bunlar bana "yavaşla" diyen ilk uyarılar.
  5. İyi giden günleri hatırlamak: O günlerin temposu neydi, nasıl başladı, ne kadar ara verdim?

Bu gözlemlerden çıkan şey bir kural değil, bir eğilim. "Sabahları yavaş başlamaya ihtiyacım var" gibi. Bu eğilimleri bildiğimde günümü ona göre kurabiliyorum.

Geçişler için boşluk bırakmak

Benim için en büyük fark geçişlerde oldu. Bir işi bitirip hemen bir sonrakine atladığımda, zihnim iki iş arasında sıkışıp kalıyordu. Şimdi aralara küçük boşluklar bırakıyorum: beş dakika pencereden bakmak, bir bardak su içmek, ayağa kalkıp gerinmek. Bunlar zaman kaybı gibi görünüyor ama sonraki işe başlamamı çok kolaylaştırıyor.

Yavaşlamak için denediğim küçük şeyler

Yavaşlamayı bir anda başarmak mümkün değil. Alışkanlıklar, kaygılar, çevre beklentileri var. Bu yüzden küçük adımlarla gittim:

  • Bir işe tahmin ettiğimden daha fazla zaman ayırmak. Çoğu zaman düşündüğümden uzun sürüyor ve bu gayet normal.
  • Aynı anda tek bir şey yapmak. Bütün sekmeleri kapatıp yalnızca birine bakmak.
  • Yemek yerken, yürürken ya da çay içerken başka bir şey yapmamaya çalışmak. Bunu her zaman başaramıyorum ama başardığımda çok iyi geliyor.
  • Mesajlara hemen cevap vermek zorunda hissetmemek. Telefonumu elime almadan önce bir nefes almak.
  • Günün sonuna toparlanma payı bırakmak.

Acele hissini fark etmek de ayrı bir pratik. Bedenimde omuzlarımın yükseldiğini, nefesimin kısaldığını ya da düşüncelerimin birbirine bindiğini fark ettiğimde, o an aslında acelem olmadığını kendime hatırlatıyorum. Çoğu zaman aceleyi yaratan, işin kendisi değil, işin etrafındaki iç baskı oluyor. Hissi fark etmek hemen çözmüyor ama bir sonraki hareketimi biraz daha bilinçli seçmeme izin veriyor.

Bunların hiçbiri sihirli bir çözüm değil. Bir gün işe yarıyor, ertesi gün sıkıntı veriyor. Önemli olan, onları bir performans olarak değil, deneme olarak görmek.

Başkalarıyla farklı tempoda olmak

En zor kısım, başkalarının temposuyla karşılaştığım yerler. Bir grup içinde, bir ortak çalışmada ya da bir sohbette herkes aynı hızda akıyormuş gibi göründüğünde, kendi ritmimi korumak zorlaşıyor. Hızlanıp onlara uyuyorum, sonra hem yoruluyor hem de kendimden uzaklaşıyorum.

Bunun için bazen basit bir cümle işe yarıyor: "Ben biraz zamana ihtiyaç duyuyorum, düşünüp cevap vereyim." Bunu söylemek ilk başta zayıflık gibi geliyordu. Oysa çoğu insan bunu bir kusur olarak görmüyor; çoğu zaman sadece bilgi olarak alıyor. Kendi temposunu söze dökmek, hem kendime hem karşımdakine bir yön veriyor.

Her ortamda bu mümkün olmayabiliyor. Belirli bir hız gerektiren yerler var ve bunlar bazen değişmiyor. O zaman da kendi temposunu, o ortamın dışındaki zamanlarda geri kazanmaya çalışıyorum. Bir yerde hızlı olmak zorunda kalmam, her yerde hızlı olmam gerektiği anlamına gelmiyor.

Yavaşlamak zor geldiğinde

Bazı günler yavaşlamak içimde sıkıntı yaratıyor. Sessizlik, boşluk, hiçbir şey yapmama hâli; bunlar bazen rahatlatıcı değil, tedirgin edici oluyor. Zihnim hemen bir şey yapmam gerektiğini söylüyor. O zaman kendimi zorlamıyorum. Hareket ederek yavaşlamayı deniyorum: yavaş bir yürüyüş, yavaş bir müzik, elde yapılan sakin bir iş.

Yavaşlamanın herkes için aynı görünmediğini de biliyorum. Bazılarımız için sessizlik iyi gelirken, bazılarımız için hafif bir hareket daha dengeleyici olabilir. Kendi ritmini fark etmek, onun dışında bir ritmi taklit etmekten çok daha değerli.

Kendime not

Kalabalık caddeye döndüğümde, artık yetişmeye çalışmadığım zamanlar oluyor. Kenara çekiliyorum, birkaç adım yavaş yürüyorum. Kimse durmuyor ama kimse beni cezalandırmıyor da.

Hız bir değer ölçüsü olmak zorunda değil. Bugün sen de adımlarını bir dakikalığına yavaşlatmayı deneyebilirsin. Nereye yetişmen gerektiğini sorgulamak için bile iyi bir an olabilir.

Sık sorulanlar

Yavaşlamak DEHB'li biri için ne anlama gelir?

Benim için yavaşlamak her şeyi ağırlaştırmak değil, hız baskısından çıkıp kendi ritmime göre ilerlemek. Zihin hızlı çalışırken beden ve iş aynı hızda ilerlemek zorunda değil.

Yavaşlamak tembellik sayılır mı?

Bence değil. Tembellik daha çok bir yargı; yavaşlamak ise bir ihtiyaca verilen cevap olabilir. Her yavaşlama aynı değil ama kendime sorduğum soru şu: bu tempo beni mi koruyor, yoksa bir şeyden mi kaçırıyor?

Kendi temposumu nasıl fark edebilirim?

Günün farklı saatlerinde ve farklı işlerde nasıl hissettiğini yargılamadan not almak yardımcı olabilir. Hangi saatlerde daha rahat başladığını, hangi işlerin seni yorduğunu zamanla görebilirsin.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir