Bir işi bitirdiğimde ilk yaptığım şey çoğu zaman bir sonrakine bakmak. Dosya kapanmadan listenin altındaki maddeye geçiyorum, elimde hâlâ yeni bitmiş şeyin sıcaklığı varken zihnim "peki ya şu?" diye soruyor. Bitirmek, bende bir son nokta değil, virgül gibi çalışıyor.
Kendimi kutlamak, benim için bu virgülü bir an için nokta yapmayı öğrenmekle ilgili. Bu yazıda kendimi kutlamayı neden bu kadar zor bulduğumu, bunu abartmadan, gösterişsiz ve gerçek biçimde nasıl denediğimi anlatıyorum.
Kısaca: Kendimi kutlamak, bir işi bitirdikten sonra bir an durup yapılanı fark etmek demek. Büyük bir tören gerekmiyor; küçük, gösterişsiz ritüeller yetiyor. Kutlamak kusurları görmezden gelmek değil, emeğin de görünmesini sağlamak.
Kendimi kutlamak neden bu kadar yabancı geliyor?
İlk neden alışkanlık. Yıllarca yaptığım şeyler ya eksik görüldü ya da "zaten yapman gereken" olarak karşılandı. Bir işi bitirdiğimde duyduğum cümleler genellikle "tamam, peki şu ne olacak?" biçimindeydi. Bu yüzden başarıyı hissetmek yerine bir sonraki beklentiye hazırlanmayı öğrendim.
İkinci neden, iç ses. Kendimi kutlamaya kalktığımda içimden hemen bir itiraz yükseliyor: "Bu kadar basit bir şey için mi?", "Zaten gecikmiştin", "Daha yapılacak onlarca iş var." Bu itirazlar kendini kandırmama karşı bir koruma gibi görünüyor ama gerçekte kutlamayı baştan engelliyor.
Üçüncüsü, DEHB'le yaşarken bir işi bitirmenin gerçekten çok emek isteyebilmesi. Başlamak, devam etmek, dikkati yeniden toplamak, bırakmamak. Bütün bu emek bitiş anında görünmez oluyor; geriye sadece "bitti" kalıyor. Oysa yolun nasıl bir çaba gerektirdiğini en iyi ben biliyorum. Kendimi kutlamak, o emeği görünür kılmanın yollarından biri.
Kutlamak ile ödül vermek arasındaki fark
Bir dönem kendime ödül vermeyi denedim: "Bunu bitirirsem şunu alırım." İşe yarayan yanları oldu ama bir sorun fark ettim: Ödül genellikle bir şarta bağlı, yani "yeterince yaparsam hak ederim." Bunu yapamadığım günlerde ise kendimi hak etmeyen biri olarak hissetmeye başlıyordum.
Kutlama ise farklı bir şey. Bir koşula değil, olana bakıyor. "Bu oldu, buna dikkat ediyorum." İşin mükemmel bitmesi gerekmiyor, hatta tam bitmesi bile gerekmiyor. Yarım kalan bir işin başlanmış olması da kutlanabilir.
Bu fark küçük görünüyor ama içeride çok şey değiştiriyor. Ödül bir ölçüt koyar, kutlama bir fark ediş yaratır. İkincisi bana daha yumuşak geliyor.
Küçük ve gösterişsiz kutlama biçimleri
Kutlamayı büyük bir tören olarak düşününce ona hiç yaklaşamıyordum. Zamanla gösterişsiz, bir iki dakikalık biçimlerin daha gerçekçi olduğunu gördüm. Benim denediklerim şunlar:
- Bir an durup “oldu” demek: Bir işi bitirince hemen bir sonrakine geçmeden, yarım dakika durup kendi kendime bunu söylemek.
- Küçük bir ritüel: Bir fincan çay yapmak, kısa bir yürüyüşe çıkmak, sevdiğim bir şarkıyı açmak.
- Bir cümle yazmak: Bir deftere ya da telefona "bugün şunu yaptım" diye not düşmek.
- Bir sevdiğimle paylaşmak: Güvendiğim birine kısa bir mesaj atmak: "Şunu bitirdim." Bu, kutlamayı gerçek kılıyor.
- Bedenle fark etmek: Omuzları gevşetmek, derin bir nefes almak, gülümsemek.
Bunların hiçbiri büyük bir şey değil. Fakat bu küçük duraklamalar bana, yaptığım şeylerin sadece bir sonraki işe giden yol olmadığını hatırlatıyor.
Bir de "bunu kutlamayı hak ediyor muyum?" sorusunu masadan kaldırmaya çalışıyorum. Bu soru, kutlamayı yine bir sınava çeviriyor ve içimdeki yargıcı geri çağırıyor. Onun yerine daha basit bir şey soruyorum: "Bu benim için emek istedi mi?" Cevap evetse, büyüklüğü ne olursa olsun, kutlanabilir. Başkasının ölçüsüyle küçük görünen bir şey, benim için gerçekten büyük bir adım olabilir; kutlamanın ölçüsü benim.
Kutlamayı unutmamak için
Kutlamayı unutmak çok kolay, çünkü zihnim hemen bir sonraki şeye atlıyor. Bu yüzden kutlamayı hatırlamaya değil, düzene bağlamaya çalışıyorum. Bir işi bitirdiğimde bilgisayarı kapatmadan önce ya da bir sonraki sekmeyi açmadan önce yarım dakika duruyorum. Bazen bu anı bir kelimeyle işaretliyorum; defterime sadece "oldu" yazıyorum. Kutlama anını zaten yaptığım bir davranışın ardına yerleştirdiğimde çok daha az unutuyorum.
Bir de bunu yaparken kendimi zorlamıyorum. Unuttuğum günlerde sonradan, akşam, geriye dönüp bakarak da kutlayabiliyorum. Kutlamanın geç kalması, onu geçersiz kılmıyor.
Zor bir şeyi atlatmak da kutlanabilir
Kutlama yalnızca "başardım" anlarına ait olmak zorunda değil. Bazen en çok kutlamaya layık şey, zor bir günü atlatmak, korktuğum bir konuşmayı yapmak ya da bir sınırı koymak oluyor. Sonuç ne olursa olsun, bir şeyi denemiş olmak da sayılıyor.
Benim için bu, kutlamanın "başarı" kelimesinden bağımsız olduğunu gösterdi. Bazen kutladığım şey sonuç değil, çabadır: "Bugün zordu ve ben yine de oradaydım."
Başkalarının takdirini içeri almak
Kendimi kutlamak zorlaşınca, başkalarının takdirini kabul etmek de zorlaşıyor. Biri "çok iyi olmuş" dediğinde ilk tepkim çoğu zaman küçümsemek: "Aman, bir şey değil", "Şans eseri oldu." Bu refleks, kendime hak ettiğim dikkati vermemenin başka bir yüzü.
Şimdi bu cümleleri değiştirmeyi deniyorum. Birisi bir şeyi takdir ettiğinde sadece "teşekkür ederim" demeye çalışıyorum. Başka bir şey eklemiyor, indirim yapmıyorum. Bu çok basit bir cümle ama ilk zamanlar ağzıma garip geldi. Zamanla küçük bir alışkanlığa dönüştü ve içimde bir yer takdiri bir parça kabul etmeyi öğrendi.
Kutlamak mükemmeli beklemek demek değil
Kutlamayı ertelediğim çok oldu: "Bitince kutlarım." Ama bitirme anı çoğu zaman gelmiyor ya da geldiğinde hemen bir sonraki yük bastırıyor. Bu yüzden kutlamayı bitişe bırakmamaya çalışıyorum. Yol boyunca da küçük duraklar yapıyorum: İlk sayfayı yazdığımda, zor bir telefonu açtığımda, ilk adımı attığımda.
Burada yine dengeyi korumak istiyorum. Kutlamak, eksikleri yok saymak demek değil. Hâlâ yapılması gereken şeyler var, hâlâ düzeltmem gerekenler var. Ama kutlamak, eksiklerle birlikte yapılanları da görmeye izin veriyor. İkisi aynı anda doğru olabiliyor.
Kutlayamadığım günler
Her gün kutlayacak bir şey bulamıyorum. Bazı günler içimde hiçbir şey sevinç ya da tatmin getirmiyor. O günlerde kendimi zorlamıyorum. Kutlamayı bir performansa çevirmek, onun amacını yok eder.
Ama eğer uzun süredir hiçbir şey sevinç vermiyorsa, hiçbir iş tatmin getirmiyorsa ve bu durum günlerini etkiliyorsa, bunu bir uzmanla konuşmak anlamlı olabilir. Bir psikolog ya da psikiyatrist ne olduğunu birlikte anlamana yardımcı olabilir. Kendine zarar verme düşüncen varsa lütfen hemen bir sağlık profesyoneline ulaş; acil bir durumda 112'yi arayabilirsin.
Kendime not
Bu yazıyı bitirdiğimde ilk işim bir sonraki yazıya bakmak olmayacak. Önce bir fincan çay yapıp pencereden dışarı bakacağım ve "oldu" diyeceğim. Küçük, sessiz ve gerçek bir anlık duruş.
Sen de bu akşam, bugün yaptığın bir şeye bakıp "oldu" diyebilirsin. Büyük olmasına, mükemmel olmasına gerek yok. Sadece bir an, hak ettiğin dikkati kendine ver.