Telefon yerine ne yapmalı? Elime aldığım küçük şeyler

Telefon yerine ne yapmalı? Elim otomatik uzandığında yerine aldığım küçük şeyleri, hangilerinin işe yaradığını ve neden bir liste kurduğumu anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Telefon elimden uzaklaşınca, ellerim ne yapacağını bilemedi. Masanın kenarını yokladılar, kalemi aldılar, bıraktılar, tekrar boşluğa uzandılar. O ilk dakikalarda fark ettim ki sorun sadece “bakmamak” değil; boş kalan ellerle ve boş kalan dikkatle ne yapacağımı bilmemek.

Telefon yerine ne yapmalı sorusu, bu yüzden benim için “bırak” cümlesinden daha işe yarar bir soru oldu. Yasak koymak yerine bir alternatif aramak, bana daha insaflı geldi.

Bu yazıda elim telefona gittiğinde yerine neleri denediğimi, hangilerinin tuttuğunu ve hangilerinin tutmadığını anlatıyorum.

Kısaca: Telefona uzanmayı bırakmaya çalışmak yerine, o anın aslında ne istediğini anlamak bende daha işe yaradı. Sıkıntı, bekleme ya da başlama öncesi gerginlik gibi her an için küçük bir alternatif hazırladım. Hepsi her zaman işe yaramadı ama otomatik uzanmayı bir seçime çevirdi.

Telefon yerine ne yapmalı sorusu neyi soruyor?

Bu sorunun altında genellikle başka bir soru yatıyor: “Bu anda ne istiyorum?” Telefon çoğu zaman bir cevap değil, sadece en hızlı cevap. Eğer sıkılıyorsam bir uyarıcı istiyorum, yorgunsam bir mola, gerginsem bir kaçış.

Bunu fark etmeden telefonun yerine bir şey koymak, boş bir kalıbı doldurmak gibi oluyor; tutmuyor. Bu yüzden önce “elim neden gidiyor?” diye bakmaya karar verdim. Alternatifler ancak bu sorunun cevabı belli olunca işe yarıyor.

Elim neden telefona gidiyor?

Birkaç gün boyunca, telefona uzandığım anları fark etmeye çalıştım. Not defterime sadece küçük bir çizgi çekiyordum; ne için aldığımı yazmaya bile gerek yoktu. Sonra çizgilerin hangi anlarda kümelendiğine baktım. En sık şunlarla karşılaştım:

  • Bekleme anları: Su kaynarken, bir sayfa yüklenirken, bir kişiyi beklerken.
  • Geçişler: Bir işi bitirip diğerine başlamadan önceki küçük boşluklar.
  • Başlamadan önceki gerginlik: Zor bir işin hemen öncesi.
  • Sıkıntı: Yaptığım iş ilgimi çekmeyince.
  • Yorgunluk: Zihnim dinlenmek isterken ekranın bana “kolay” bir şey sunması.

Bu listeyi görmek, bana alternatifleri seçerken bir harita verdi. Her an için ayrı bir şey gerekiyordu.

Beni asıl şaşırtan, çizgilerin büyük kısmının sıkıntıdan değil, başlamadan önceki gerginlikten gelmesiydi. Sıkıldığımı sanıyordum; oysa çoğu zaman yapmam gereken bir işin kapısında duruyordum ve telefon kapıdan içeri girmemin en kolay erteleme yoluydu. Bunu fark etmek, hem rahatlatıcı hem de biraz sarsıcıydı. Rahatlatıcı çünkü sorun bir karakter eksikliği değildi; sarsıcı çünkü telefonu bırakmak yetmiyordu, o işe başlamanın da bir yolunu bulmam gerekiyordu.

İhtiyaca göre elime aldıklarım

Aşağıdaki liste mükemmel değil; benim için işe yarayanların ve yaramayanların bir karışımı. Her biri bir ihtiyaca denk geliyor:

  1. Ellerim için: Bir kalem, küçük bir taş, bir kağıt parçası. Elimi meşgul eden, ama dikkatimi çalmayan bir şey. Sıkıntılı anlarda masadaki kalemi çevirmek şaşırtıcı biçimde iyi geldi.
  2. Bedenim için: Bir bardak su, birkaç esneme, pencereye gitmek. Beklerken bile hareket etmek bana iyi geliyor. İki dakikalık bir yürüyüş, telefona bakmaktan çok daha ferahlatıcı olabiliyor.
  3. Zihnim için: Küçük bir defter ve bir kalem. Aklıma gelen şeyi yazıyorum ya da basit bir şekil çiziyorum. Bazen sadece “şu an ne düşünüyorum?” diye bir cümle yazıyorum.
  4. Geçişler için: Bir sayfa kitap. Sadece bir sayfa; çünkü tamamını okuyacağımı düşündüğümde hiç açamıyorum.
  5. Kalbim için: Sevdiğim birine kısa bir sesli mesaj ya da tek cümlelik bir not. Yalnız hissettiğimde telefona uzanmamın nedeni çoğu zaman biriyle bağ kurmak.
  6. Başlamadan önceki gerginlik için: İşin ilk adımını tek bir cümleyle yazmak. Bazen de yanımda sessizce çalışan birinin olduğu bir ortama geçmek; MASA'daki ortak masa bunun için işime yarıyor.

Hepsini aynı anda denemedim. Önce bir ya da iki tanesini seçtim ve bir süre onlarla gittim.

Sıkıntı anlarında en çok işe yarayan şey, aslında hiçbir şey yapmamaktı; sıkıntıyla birkaç nefes boyunca oturmak. İlk başta rahatsız edici. Elim telefona gitmek istiyor, zihnim “ne yapıyorsun, vakit kaybediyorsun” diyor. Ama bir iki dakika sonra sıkıntı kendiliğinden hafifliyor ve ardından zihnim kendi kendine bir şeyler üretmeye başlıyor; bir fikir, bir anı, bir sonraki adım. Bu bende her zaman olmuyor, ama olduğunda telefonun veremediği bir şey veriyor.

İşe yaramayanlar ve dürüst notlar

Her alternatif tuttu demek yalan olur. Kitap, ilk haftalarda çoğu zaman bir sayfadan sonra yarım kaldı ve bana ikinci bir “yine yapamadım” hissi verdi. O yüzden hedefi küçülttüm: Kitap açmak yerine sadece aynı cümleyi okumak. Bu bile bazı günler fazla geldi.

Alternatiflerin telefon kadar eğlenceli olmasını beklememek de önemliydi. Telefon her şeyden daha parlak, daha hızlı, daha sürprizli. Bir kalemi çevirmek ya da pencereden dışarı bakmak buna asla yetişemez. Yetişmesi de gerekmiyor; amaç telefonla yarışmak değil, otomatik uzanmaya küçük bir ara vermek.

Bir de “yerine koyma” baskısı vardı. Her uzanışta daha verimli bir şey yapmam gerektiğini düşündüğüm günler, bu fikir yük olmaya başladı. Sonra karar verdim: Bazen sadece boş bakmak da bir alternatif. Pencereye bakıp hiçbir şey yapmamak da olabilir.

Alternatifi elimin altına koymak

Bu işte en çok fayda sağlayan şey, ortamı değiştirmekti. İyi niyetle “yerine bir şey yaparım” demek, o şey ulaşılabilir değilse işlemiyor. Telefon yanımdaysa ve kalem çekmecede, hangisini alacağım belli.

  • Kalemi ve küçük defteri masanın üstünde, telefonun olduğu yere koydum.
  • Telefonu başka bir odaya ya da çantanın içine yerleştirdim; uzanmak için bir hareket gerekir hale geldi.
  • Sadece iki ya da üç alternatif seçtim. Çok seçenek, yeni bir karar yükü oluyor.
  • Telefona uzanma isteği geldiğinde, kendime “bir dakika” dedim. Çoğu zaman o bir dakika sonunda isteğin yoğunluğu azaldı.

Telefona bakmak da bir seçenek

Her uzanışımın bir düşmanlık gerektirdiğini düşünmüyorum. Bazen telefonda gerçekten işim var, bazen bir arkadaşa yazmak istiyorum, bazen sadece bir şey izlemek iyi geliyor. Sorun, bunun otomatik olmasıydı.

Bu yüzden kural koymak yerine, küçük bir ritüel edindim: Telefonu alırken kendime “Ne için?” diye soruyorum. Cevap net ise bakıyorum; değilse, listeden bir şey deniyorum. Bu soru bile çoğu zaman yeterli oluyor.

Kendime hatırlatma

Telefona uzanmak bir kusur değil; bir ihtiyacın en kolay yoldan karşılanması. Asıl yapmaya çalıştığım şey, ihtiyacı tanımak ve ona başka bir yol sunmak.

Telefonu elimden bıraktığım günlerde bile, bazı akşamlar yine aynı yere geri döndüm. O akşamlar yeni bir başlangıcı engellemiyor; sadece alışkanlığın bir günde değişmediğini hatırlatıyor. Ellerim yeni bir şeye alışırken, ben de onlara sabırlı olmaya çalışıyorum.

Bu yolculuk günlük hayatını ya da ruh halini zorluyorsa, bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak seni yalnız bırakmaz. Bugün bir tane alternatif seç, yarın bir tane daha. Önemli olan hepsini bir seferde bulman değil. Bir alternatif tutmazsa onu listeden çıkarmak da bu işin doğal bir parçası; seni ilgilendiren, o anda elinin neye ihtiyaç duyduğunu zamanla daha iyi tanıman.

Sık sorulanlar

Telefon yerine ne yapılabilir?

Elini, bedenini ya da zihnini meşgul edecek küçük şeyler işe yarayabiliyor: bir kalem, bir bardak su, kısa bir yürüyüş, küçük bir defter. En önemlisi, önce telefona neden uzandığını fark etmek. Cevap kişiden kişiye değişiyor.

Sıkılınca telefona bakmak normal mi?

Çok yaygın. DEHB'de sıkıntıya dayanmak ek bir çaba isteyebildiği için bu daha da sık yaşanabiliyor. Sıkıntı günlük hayatını ya da ruh halini ciddi biçimde etkiliyorsa bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak iyi olur.

Telefona uzanma alışkanlığını tamamen bırakmak gerekir mi?

Bence gerekmiyor. Ben bırakmaya değil, otomatik uzanmayı bilinçli bir seçime çevirmeye çalışıyorum. Bazı anlarda telefona bakmak zaten mantıklı; mesele, ne zaman bakacağıma kendimin karar vermesi.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir