Dijital sadeleşme: DEHB'de telefonu ve ekranları hafifletmek

Dijital sadeleşme her şeyi silmek değil, ekranlarımı hafifletmek. DEHB'li biri olarak nereden başladığımı ve nelerden vazgeçmediğimi anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Ana ekranımda kaç uygulama olduğunu sorsanız bilemem. Ama hangilerini aylardır açmadığımı gayet iyi bilirim. Her biri, bir gün “belki işime yarar” diye indirdiğim, sonra ekranın bir köşesine yerleşip bana sessizce göz kırpan küçük bir niyet.

Dijital sadeleşme benim için işte bu niyet kalabalığını azaltmak anlamına geliyor. Telefonumu, bilgisayarımı ve hesaplarımı daha hafif bir hâle getirmek; bunu yaparken de kendime yeni bir ceza listesi çıkarmamak.

Bu yazıda sadeleşmeyi nasıl parçalara böldüğümü, hangi tuzaklara düştüğümü ve nelerden bilerek vazgeçmediğimi anlatıyorum.

Kısaca: Dijital sadeleşme, her şeyi silmek ya da ekrandan kaçmak değil; dikkatimi çeken, ama bana bir şey katmayan şeylerin sayısını azaltmak. DEHB'li biri olarak en iyi sonucu, bir günde büyük bir temizlik yapmak yerine katman katman, küçük adımlarla ilerleyerek aldım.

Dijital sadeleşme ne demek, ne değil?

Bu kelimeyi ilk duyduğumda aklıma telefonunu bırakıp ormana giden insanlar geldi. Benim anlattığım şey bu değil. Ben telefonumu, bilgisayarımı ve internete bağlı hayatımı elimden bırakmıyorum; sadece onların üzerimdeki ağırlığını gözden geçiriyorum.

Sadeleşmeyi şöyle tanımlıyorum: Her dijital şeye “Bu bana bir şey katıyor mu, yoksa sadece yer mi kaplıyor?” diye sormak. Cevap evet ise kalıyor, hayır ise gidiyor ya da arka plana taşınıyor. Bir de “belki” kategorisi var; onlar için denemeye açık bir süre tanıyorum.

Sadeleşme bir yarış ya da bir ahlak testi de değil. Kimin telefonunda daha az uygulama olduğu, kimin daha “disiplinli” olduğunu göstermiyor. Önemli olan, ekranlarımın bana yük mü yoksa kolaylık mı getirdiği.

DEHB'de neden iki yönlü bir iş?

Bir yandan sadeleşme DEHB'li biri için çok mantıklı. Gözümün önünde ne kadar az uyaran olursa, aklımda o kadar yer kalıyor. Her simge, her bildirim, her açık sekme ufak bir “bak” sesi; onları azalttıkça dikkatim yormadan toparlanıyor.

Öte yandan sadeleşmenin kendisi bir iş. Karar vermek, sınıflamak, silmek, bir sistem kurmak: Bunların hepsi benim için zor olan yürütücü görevler. Hazırlanması bile yorucu bir sadeleşme projesine girişirsem, projenin kendisi bir erteleme sebebine dönüşüyor. Bir hafta sonu bütün dosyalarımı düzenleyecektim ama sadece düzenleme planını yaparak bitirdim.

Bu yüzden benim için sadeleşme, tek bir büyük hamle olmadı; her seferinde küçük ve kısa bir iş. Zamanlayıcıyı on dakikaya kuruyorum, süre bitince bırakıyorum. Yarım kalması hiç sorun değil, çünkü yarım kalan bir temizlik, hiç başlanmamış bir temizlikten her zaman iyi.

Katman katman ilerlemek

Dijital hayatımı kabaca katmanlara ayırdım ve her katmanı ayrı bir gün, ayrı bir on dakikada ele aldım. Sıra, bana göre en az emekten en çok emeğe doğru gidiyor:

  1. Bildirimler. En küçük çabayla en büyük fark. Sadece insanlardan gelenleri ve zamanı olanları açık bıraktım.
  2. Ana ekran. Sadece gerçekten günlük kullandığım birkaç uygulama ilk sayfada kaldı. Kalan her şey bir klasörün ya da arama kutusunun arkasına gitti.
  3. Uygulamalar. Aylardır açmadıklarımı sildim. Emin olamadıklarımı bir yerde topladım ve bir süre sonra yeniden baktım.
  4. Sekmeler ve e-posta. Tarayıcıdaki açık sekmeleri ve bülten abonelikleri ayıkladım.
  5. Hesaplar ve abonelikler. Kullanmadığım hesapları ve aboneliklerin hangileri devam ediyor, tek tek baktım.
  6. Dosyalar ve fotoğraflar. Bunu en sona bıraktım; en çok emek isteyen ve acelesi olmayan kısım bu.

Her katmanda aynı şeyi soruyorum: “Bu bir kolaylık mı, yoksa bir yük mü?” Bazen cevap beni şaşırttı; sevdiğimi sandığım bir uygulama aslında hiç keyif vermiyordu, hiç ihtiyaç duymadığımı sandığım bir şey ise günlük hayatımı sessizce kolaylaştırıyordu.

Katmanları aynı hafta içinde bitirmek zorunda hissetmedim. Bazı aylar sadece bildirimlerle uğraştım, başka bir ay ana ekrana bir göz attım. Katmanlar arasında geçen sürede, değişikliğin bende ne yaptığını gözlemleme fırsatım oldu. Bu da hangi adımın gerçekten işe yaradığını anlamamı kolaylaştırdı.

Sadeleşirken düştüğüm tuzaklar

İlk tuzak, mükemmel bir sistem kurmaktı. Klasörlere isim vermek, renk kodları belirlemek, etiketler tasarlamak... Bir süre sonra sistemi sürdürmek, sadeleştirmeyi yapmaktan daha fazla enerji istedi. Şimdi mümkün olduğunca az kural koyuyorum.

İkinci tuzak, bir anda her şeyi silmekti. Heyecanla bir akşam onlarca uygulamayı kaldırdım, birkaç gün sonra iki tanesine ihtiyaç duyup geri indirdim ve kendime kızdım. Sonradan fark ettim ki bir şeyi geri indirmek bir hata değil, sadece bir veri.

Üçüncü tuzak, suçluluk. Sadeleştirme planı yapıp uygulamayınca “yine yapamadım” diyordum. Bu yargı, bir sonraki denemeyi daha da zorlaştırıyordu. Şimdi planımı küçültüyorum: “Bu hafta sadece bir katman.” Bu, utanmadan başlamama izin veriyor.

Dördüncü ve belki en sinsi tuzak ise sadeleşme sonrası rahatlamanın tadını çıkarırken yeni bir şey indirmek oldu. Boşalan alan yeni bir şeyle dolabiliyor; fark ettiğimde bunu da bir bilgi olarak kaydettim.

Sürdürmek için küçük kurallar

Bir kez sadeleştirmek yetmiyor; dijital hayat sürekli birikiyor. Benim için işleyen birkaç küçük kural şöyle:

  • Bir gir, bir çık. Yeni bir uygulama indiriyorsam, kullanmadığım birini siliyorum.
  • Ayda bir on dakika. Takvime kısa bir hatırlatıcı koydum. O sırada sadece son ayın en az kullandığım şeylerine bakıyorum.
  • Bekleme süresi. Yeni bir uygulama için hemen indirmeyip iki gün bekliyorum; çoğu zaman o heves geçiyor.
  • Ekran dışı bir hatırlatma. Defterime yazdığım kısa bir not, ekranda gördüğüm hatırlatıcıdan daha az iş çıkarıyor.

Bu kurallar bir iç polis gibi çalışmıyor; daha çok, arada bir uğrayan nazik bir komşu gibi. Kuralı bozduğum haftalar da oldu. Takvimdeki hatırlatıcıyı geçtim, yeni bir şey indirdim, birkaç sekme açık kaldı. O haftalarda bir şey yıkılmıyor; sadece yeniden bakma sırası biraz uzuyor.

Sürdürmenin bir diğer ayağı da kendime dürüst olmak. Bazı dönemlerde hayatım yoğunlaşıyor, ekranlara daha çok yaslanıyorum ve sadeleşmeyi bir kenara bırakıyorum. Bunu “yine bozdum” diye değil, “şu sıralar zorlanıyorum” diye okumak, geri dönüşü çok daha kolay hale getiriyor.

Bilerek bıraktıklarım

Sadeleşmeyi her zaman “daha az” anlamında kullanmıyorum. Keyif aldığım, bana iyi gelen, hatta beni oyalayan şeyleri bilerek yerinde bıraktım. Müzik, birkaç sevdiğim oyun, ilgimi çeken konular... Bunlar benim için gereksiz değil; sadece ne zaman ve ne kadar kullandığımı bilmem gereken şeyler.

Mesela bir dönem sadece haber uygulamalarını kapatmayı denedim ve hayatım pek değişmedi; müzik uygulamasını bıraktığımda ise sessizlik beni rahatsız etti ve geri döndüm. Bu tür denemeler, bana neyin gerçekten gerekli olduğunu gösterdi.

Kendi ölçümü kendin belirliyorsun. Bir uygulama senin için bir yük değilse, kalabilir. Önemli olan, sadeleşmenin bir ceza olmaması.

Geriye kalan

Dijital sadeleşme benim için bir son nokta değil, bir bakım. Dağınıklık yine birikecek; birikmesine kızmayacağım. Her seferinde yeniden bakacağım, azaltacağım ve devam edeceğim.

Bugün sadece bir şey yapabilirsen, bildirimlere ya da ana ekrana bak. Gerisi yarın da orada olacak. Bu sadeleşme sana yük olmaya başlarsa, o da bir bilgi: Belki daha küçük bir adım, belki biraz destek zamanı.

Sık sorulanlar

Dijital sadeleşmeye nereden başlamalıyım?

Bende en kolay ve en etkili başlangıç bildirimler oldu; az emekle belirgin bir sessizlik getirdi. Ardından ana ekranı, sonra sekmeleri ve e-postayı ele aldım. Sıra herkes için farklı olabilir; önemli olan küçük başlamak.

Dijital sadeleşme DEHB için işe yarar mı?

DEHB'yi tedavi eden bir yöntem değil; dikkati çeken gürültüyü azaltan bir ortam düzenlemesi. Bende günlük yükü hafifletti. Dikkat zorlukları hayatını ciddi biçimde etkiliyorsa bir psikiyatriste danışmak yerinde olur.

Sildiğim uygulamaları geri indirirsem başarısız mı olurum?

Hayır. Geri indirmek çok olağan; ben de birkaç kez yaptım. Bunu başarısızlık değil, bilgi olarak okuyorum: Bu uygulama sandığımdan daha çok işe yarıyor ya da alışkanlık hâlâ güçlü.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir