Güne telefonla başlamamak: sabahın ilk dakikaları

Güne telefonla başlamamak sabahımı nasıl değiştirdi? DEHB'li biri olarak yataktayken telefona uzanmanın bedelini ve işe yarayan küçük değişiklikleri yazdım.

· · 5 dk okuma

Alarmı susturmak için uzanan elim, bir dakika sonra yine ekrandaydı. Gözlerim henüz tam açılmamıştı ama başparmağım çoktan bir şeyleri kaydırıyordu. Yatakta yarım saat geçmişti; kalkmak için bir sebep bulamıyordum, çünkü ben zaten telefonun içinde bir yere yerleşmiştim.

Güne telefonla başlamamak benim için uzun süre sadece iyi niyetli bir hedefti. Sonra bunun bir iradeden çok bir düzen meselesi olduğunu fark ettim. Elim kendiliğinden uzanıyorsa, uzanmasını zorlaştıracak bir yer kurmam gerekiyordu.

Bu yazıda sabah telefonunun bende neye mal olduğunu, ne denediğimi ve hangi sabahlar tutmadığını anlatıyorum.

Kısaca: Güne telefonla başlamamak, bende sabahı başkalarının gündemiyle değil, kendi küçük planımla açmak anlamına geliyor. Alarmı telefondan ayırmak, telefonu yatağın uzağına koymak ve ilk birkaç dakikayı bedenime ayırmak işe yaradı. Her sabah tutmuyor, ama tuttuğunda gün daha sakin başlıyor.

Güne telefonla başlamak bende nasıl oluyor?

Çoğu sabah şöyle başlıyor: Alarm çalıyor, telefon elimde, alarmı kapatırken bildirimler görünüyor. “Bir bakayım, sonra kalkarım” diye düşünüyorum. Bir bakış iki bildirime, iki bildirim bir akışa, akış bir videoya dönüşüyor ve kalkmam gereken saat çoktan geçmiş oluyor.

Buradaki tuzak şu: Alarm telefonda olduğu için ilk dokunuş zorunlu. Yani telefona “bakmak” zaten kaçınılmaz; ben sadece “alarmı kapatmak” ile “bir şeylere bakmak” arasındaki çizgiyi kaybediyorum. Telefon bu iki işi aynı cihazda birleştirdiği için, ben de bu çizgiyi her sabah yeniden çekmek zorunda kalıyorum.

Bir de uyandığım an zihnimin boş olması var. Henüz kendi gündemini kurmamış bir zihin, önüne gelen ilk gündeme çok açık. O gündem de çoğu zaman benim değil; haberler, mesajlar, başkalarının paylaşımları.

Sabah ilk bakışın bedeli

Kendi gözlemim şu: Güne telefonla başlayınca, günün tonu başkalarının elinde kalıyor. Bunu abartmak istemem, çünkü her sabah kötü bir şey okumuyorum. Ama şunları fark ettim:

  • Dikkatim henüz ayağa kalkmadan dağılmış oluyor. Sonra yataktan kalkıp işe geçmek daha zor geliyor.
  • Telefonda gördüğüm bir haber ya da mesaj, ruh halimi bir anda değiştirebiliyor. Henüz yüzümü yıkamamışken bir kaygının içinde buluyorum kendimi.
  • Zaman kayıyor. Sabah hazırlıkları için hesapladığım süre, ekranda eriyor ve bütün gün geç kalmış gibi koşuşturuyorum.
  • Kendi önceliklerimi hatırlamadan başkalarının isteklerine cevap vermeye başlıyorum. Gün, benim planım yerine başkalarının planıyla açılıyor.

En tuhafı da şu: Telefondan o sabah hiçbir iş çıkmasa bile, bakmış olmanın verdiği bir yorgunluk kalıyordu. Sanki gün başlamadan zihnimi bir kez yormuş gibiydim. Kalkıp hazırlanmam, işime ya da derslerime geçmem gerektiğinde, ilk enerjimi telefona harcadığımı hissediyordum.

Bunlar yargı değil, gözlem. Her sabah böyle olmuyor, ama çok olduğunda gün boyu bir “peşinden koşma” hissi bırakıyor.

Güne telefonla başlamamak için kurduğum düzen

Önce irade yerine düzenle başladım. Şu adımlar bende işe yaradı:

  1. Alarmı telefondan ayırdım. Küçük, ayrı bir çalar saat aldım. Böylece alarmı kapatmak için telefona dokunmam gerekmiyor.
  2. Telefonu yatağın dışında şarj ettim. Odanın öbür ucunda ya da en azından yatak başından uzak bir yerde. Uzanmak için kalkmam gerekiyor; kalktığım an uyanıyorum zaten.
  3. Gece modunu sabaha kadar uzattım. Telefon, ben izin verene kadar sessiz kalıyor. Sabah ilk gördüğüm şey bildirim yığını olmuyor.
  4. İlk birkaç dakikayı bedenime ayırdım. Perdeyi açmak, bir bardak su içmek, yüzümü yıkamak. Çok basit şeyler ama telefonsuz bir tampon oluşturuyorlar.
  5. Telefona bakma saatini sonraya koydum. Kahvaltıdan ya da hazırlandıktan sonra. Bu zamana kadar zihnimde gün için küçük bir plan oluşuyor.
  6. İlk açılışta bir amacım olsun istedim. Telefonu açarken “önce şunu yapacağım” diye bir cümlem var: Takvime bak, bir mesaja cevap ver. Amaç belli olunca akışın içine düşmek zorlaşıyor.

Dördüncü adım, hafife aldığım ama en çok işe yarayanlardan biri oldu. Bir bardak su içmek ya da perdeyi açmak bana “kalktım, bu gün başladı” bilgisini bedenimle veriyor. Telefonla başlayan sabahlar ise bu bilgiyi vermiyor; yataktaki bedenim uyanmış, ama gün henüz başlamamış gibi bir ara yerde asılı kalıyor.

Bunların hepsini bir anda kurmadım. Önce alarmı ayırdım, birkaç gün sonra telefonu uzağa koydum, gerisi yavaş yavaş geldi.

Tutmadığı sabahlar

Dürüst olayım: Bu düzen her sabah tutmuyor. Geç yattığım ya da kötü uyuduğum günlerde, o ayrı çalar saati kapatıp telefonu yine yatağa aldığım oldu. Zorlandığım sabahlar hâlâ var.

Bir de kaygıyla uyandığım sabahlar var. O zaman telefona uzanmak bir rahatlama arayışı gibi geliyor; “bir şey kaçırdım mı?” diye kontrol etmek istiyorum. Böyle sabahlarda kural koymayı bırakıp kendime biraz yumuşak davranıyorum. O gün telefonla başladıysam, bir sonraki küçük seçimi bilerek yapıyorum: Mesela kahvaltıyı telefonsuz yapmak.

“Bir sabah bozulduysa, bütün düzen bozuldu” düşüncesini terk etmek de önemliydi. Her sabah yeni bir başlangıç. Dün telefonla başladıysam, bugün yine denemek tamamen mümkün. DEHB'de rutin kurmak zaten zor; ben de bu yüzden her sabah için küçük bir “yeniden başlama” hakkım olduğunu kendime hatırlatıyorum.

Telefona ihtiyacın varsa

Herkesin telefonu sabah hiç açmaması gerekmiyor. İş ya da aile nedeniyle sabah ulaşılabilir olmak zorunda olabilirsin. Bu durumda tam bir uzaklık yerine bir süzgeç kurabilirsin: Sadece belirli kişilerin aramalarına izin vermek, geri kalanını biraz sonraya bırakmak.

Benim için şöyle çalışıyor: Birkaç yakın kişi sabah da ulaşabilir; haber, sosyal medya ve öneriler bekleyebilir. Önemli olan, “bakıp bakmamak”tan çok, “neye, ne zaman bakacağıma kendimin karar vermesi.”

Küçük bir sabah ritmi

Telefonu ilk açtığım an, benim için hâlâ önemli bir geçiş. Mümkünse önce sadece takvime ve bir iki önemli mesaja bakıyorum; öneri akışlarına ve haberlere girmiyorum. Bu bir kural gibi değil, bir niyet gibi: Telefonu açtığımda ne için açtığımı biliyorum.

Sabahları mükemmel bir rutinim yok ve olması gerektiğini de düşünmüyorum. Ama basit bir sıram var: Işık, su, hareket, sonra telefon. Bu dört adım on dakikayı geçmiyor ve benim için telefonu ikinci plana atmaya yetiyor.

Hareket kısmı, bazen sadece balkona çıkmak ya da kollarımı germek. Bunlar küçük şeyler ama beni yataktan ve telefondan ayıran küçük bir köprü kuruyorlar. O köprüyü geçtikten sonra, telefona bakmak daha seçilmiş bir şey oluyor.

Yarın sabah için

Güne telefonla başlamamak, bir disiplin gösterisi değil; sabahımı kendime geri vermek için denediğim küçük bir yol. Bazı sabahlar işe yarıyor, bazıları yaramıyor, ve ikisi de kabul edilebilir.

Eğer sabah uyanmak ya da uykuya dair sorunların sürüyorsa, bunu bir doktorla konuşmak da değerli bir adım olabilir. Bu arada yarın sabah için sadece tek bir değişiklik seçmek, bence yeterli bir başlangıç. Belki sadece alarmı odanın öbür ucuna koymak, belki sadece bir bardak su içmeden telefona dokunmamak. Küçük başlangıçlar, büyük sözlerden daha uzun yaşıyor.

Sık sorulanlar

Sabah kalkınca telefona bakmak neden bu kadar çekici?

Benim için birkaç şey bir arada: alışkanlık, merak ve alarmı kapatmak için zaten elime almış olmam. Uyandığım an zihnim henüz kendi gündemini kurmamışken, telefon hazır bir gündem sunuyor. Kimsenin bu çekimi yenmek zorunda olduğunu düşünmüyorum.

Alarmı telefon olmadan nasıl kurabilirim?

Ayrı bir çalar saat kullanabilir ya da telefonu yatağa uzanamayacağın bir yere, örneğin odanın öbür ucuna koyabilirsin. Bende telefonu uzağa koymak, kalkmak için bir hareket gerektirdiği için ek bir fayda da sağladı.

Güne telefonsuz başlamak DEHB için işe yarar mı?

Bu konuda kesin bir şey söyleyemem. Bende sabahı daha sakin başlattı ve gün boyu kendi önceliklerime dönmemi biraz kolaylaştırdı. Uyku ya da dikkat sorunların sürüyorsa bir doktora ya da psikiyatriste danışmak yerinde olur.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir