Gece telefonu bırakamamak: “bir şey daha” döngüsü ve ben

Gece telefonu bırakamamak, bende hep bir şey daha diyerek uzuyor. DEHB'li biri olarak bu döngünün neden zor kırıldığını ve neyin hafiflettiğini anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Telefonu bırakmaya karar verdiğim an ile gerçekten bıraktığım an arasında, çoğu gece uzun bir boşluk var. “Tamam, şunu da görüp kapatıyorum” diyorum. Sonra bir tane daha, sonra bir tane daha. Bir ara gözlerim yanıyor, parmağım hâlâ ekranda geziyor.

Gece telefonu bırakamamak bende bir irade eksikliğinden çok, günün sonunda üst üste binen birkaç şeyin birleşimi. Yorgunluk, kendime ait zaman arayışı ve ekranın her zaman bir sonraki şeyi sunuyor olması.

Bu yazıda o döngünün bende nasıl işlediğini, neden bu kadar kolay kırılmadığını ve gecelerimi biraz yumuşatan küçük adımları anlatıyorum.

Kısaca: Gece telefonu bırakamamak, benim için günün sonunda kendime ait zaman arayışı, yorgun bir zihnin en kolay yolu seçmesi ve sonu olmayan akışın birleşimi. Bırakma kararını gece vermek yerine gündüzden kurulu bir kapanış düzeni kurmak, bende daha iyi işledi.

Gece telefonu bırakamamak: o boşluk neden uzuyor?

Gün boyu başkalarının istekleriyle, işlerle, yapılacaklarla geçiyor. Akşam olunca ilk defa “benim zamanım” hissi geliyor. İşte tam o noktada telefon, ödül gibi duruyor. Bütün gün çalıştım, şimdi hak ettim; kaydırıyorum.

Sorun şu ki bu zaman, uykudan çalınan bir zaman. Gün boyu bulamadığım özgürlüğü geceden alıyorum ve bunun bedelini sabah ödüyorum. Bunu kendime anlatmak bile yetmiyor; çünkü o saatte bedenim yorgun, ama zihnim “biraz daha benim olsun” diyor.

İkinci bir etken, durma noktasının olmaması. Bir kitap bir bölümde biter, bir film bir saatte; ama akışlar bitmiyor. Hep bir sonraki var ve “şimdi bırakmam gerek” hissi için dışarıdan bir işaret yok.

Yorgun zihin kolay olanı seçer

Akşamları karar vermek benim için çok daha zor. Gün boyu harcadığım dikkat, yatağa girerken neredeyse bitmiş oluyor. O halde telefonu bırakmak gibi “zor” bir kararı o saatte vermeye çalışmak, kendimden çok şey istemek oluyor.

Bu yüzden, geceyi karar vermeden geçirebilmeyi hedefledim. Kararları gündüze, daha taze olduğum zamana bıraktım. Gece, o kararların sadece uygulandığı bir yer olsun istedim.

DEHB'de bu sık yaşanan bir şey: Anlık ödülün çekimi, uzak bir hedefin (yeterince uyumak) çekiminden daha güçlü. Bunu bir ahlak sorunu olarak değil, işleyiş biçimi olarak görmek bana yardımcı oldu. Yarın sabah erken kalkmam gerektiğini de, yeterince uyumanın değerli olduğunu da çok iyi biliyorum; mesele bilgi eksikliği değil. Bilgi o anki çekimin karşısında çoğu zaman sessiz kalıyor.

Telefonu bırakmayı kolaylaştırmak için denediklerim

Bende işe yarayan adımlar şunlar:

  1. Bırakma saati yerine kapanışın başlangıç saati. “Saat şu olunca telefonu bırakacağım” demek zor. Onun yerine “saat şu olunca kapanışa başlıyorum” dedim; bu çok daha hafif geliyor.
  2. Telefonu yataktan uzağa şarj etmek. Odanın öbür ucunda ya da kapının yanında. Elim uzansa bile ulaşamıyor.
  3. Şarja takmayı bir işaret yapmak. Telefonu şarja taktığım an, “gün bitti” demek. Bu küçük hareket benim için bir kapanış töreni oldu.
  4. Yarın için tek cümle yazmak. Bir defterde ya da kağıtta, aklımı yoran şeyi ve yarın yapacağım ilk şeyi yazıyorum. Böylece zihnim “unutmayayım” diye telefona uzanmıyor.
  5. Gece modunun otomatik açılması. Belli bir saatte bildirimler susuyor. Yeni bir şey gelmediği için bakma isteği de azalıyor.
  6. Telefonsuz bir yatak aktivitesi. Kitaptan bir sayfa, hafif bir ışık, birkaç esneme. Hepsi küçük; ama yatağa girdiğimde ellerim boş kalmıyor.

Üçüncü adım, küçük görünse de en büyük farkı yaratanlardan biriydi. Şarj aletine takma anı, bende bir “nokta” işlevi gördü. Cümleyi noktalamadan yatağa girmek gibi; telefonu takınca sanki gün gerçekten bitmiş oluyor ve “şunu da bir bakayım” demek için bir boşluk kalmıyor.

Bunların hepsi aynı anda çalışmadı. Bazı geceler bir tanesi yetti; bazı geceler hiçbiri yetmedi.

Kendime ait zamanı daha erkene almak

Köke inince fark ettim ki sorun telefon kadar, “benim zamanım”ın sadece gecenin en geç saatine kalmasıydı. Akşam bütün gün boyu birikmiş yorgunlukla geliyor ve bana ait tek boşluk, uykuya giden o dar aralık oluyordu.

Bu yüzden akşamın daha erken bir saatine bilerek küçük bir “benim zamanım” koymaya başladım. Yirmi otuz dakika; telefonla da geçebilir, bir şey izleyerek de, sadece sevdiğim bir şeyle de. Önemli olan, bunun planlı ve bitişi belli bir zaman olması. Böyle yapınca geceye kalan “hakkımı alayım” baskısı azaldı.

Bu çözüm herkese uymuyor. Bazı insanların akşamı zaten çok kısa, bazılarının günü çok yoğun. Ama kendime ait zamanı aramanın bir meşruiyeti var; ve bunu geceden çalmak yerine gündüz bir köşeden ayırabilmek, bende işe yaramaya başladı.

Telefonu bıraktığımda gelen düşünceler

Bunu kolay fark etmedim: Telefonu bıraktığım anda sessizlik çok yüksek oluyor. Gün boyu bastırdığım düşünceler, yapılacaklar, dertler, utanç verici eski anılar, birdenbire ortaya çıkıyor. Telefon, bu sesleri örten bir perde gibiydi.

Bazı geceler telefona uzanmamın nedeni tam da buydu: sessizlikten kaçmak. Bunu fark edince, telefonu bırakmanın tek başına yetmeyeceğini anladım. O düşüncelere bir yer açmam gerekiyordu. Küçük defterim burada çok yardımcı oldu: Aklımdakileri sıralamak, onları zihnimden kâğıda taşımak.

Düşünceler gece boyunca peşimi bırakmıyorsa, sürekli bir kaygıya dönüşüyorsa ya da uykuyu ciddi biçimde bozuyorsa, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmanın yeri var. Bunu bir eksiklik olarak değil, bir destek yolu olarak görüyorum.

Olmadığı geceler

Bu düzen her gece tutmuyor. Yorgun, canı sıkkın ya da bir şeyden kaçmak istediğim akşamlarda telefon yine yatağın yanında bitiyor. Önceden bu, ertesi gün bana “yine yapamadım” cümlesini kurduruyordu.

Şimdi o geceleri farklı okumaya çalışıyorum: Bu gece bir şeye ihtiyacım vardı ve telefon en yakın yoldu. Ertesi gün, “yine yapamadım” yerine “dün gece neye ihtiyacım vardı?” diye soruyorum. Cevap çoğu zaman yalnızlık, yorgunluk ya da dinlenme isteği oluyor. Bunu görmek, suçluluğun yerine merak koymama izin veriyor; ve merakla bakınca bir sonraki gece için küçük bir ayar yapmak çok daha kolay.

İlginç olan, kendime kızmadığım günlerde ertesi gece düzene dönmenin daha kolay olması. Suçluluk benim için bir motivasyon değil, yeniden başlamayı zorlaştıran bir yük.

Bu gece için

Gece telefonu bırakamamak, benim için bir kusur değil; günün ağırlığını taşıyan bir zihnin kolay olanı seçmesi. Bunu bilmek beni daha yumuşak yapıyor ve yumuşak olmak da, düzenin geri dönmesini kolaylaştırıyor.

Uyku sorunun sürüyorsa, gündüz seni zorluyorsa ya da gecelerin sana ağır geliyorsa, bir doktora danışmanı öneririm. Bu arada bu gece sadece tek bir şey dene: Telefonu şarja takıp yatağa uzak bir yerde bırakmak. Sonra yatağa girmeden önce, yarın için bir cümle yazmak. İkisi de bir dakikadan az sürüyor ve ikisi de gecenin sonunu biraz daha yumuşatıyor. Gerisini yarın düşünürüz.

Sık sorulanlar

Geceleri telefonu neden bırakamıyorum?

Benim için birkaç şey üst üste biniyor: Gün boyu kendime zaman bulamamak, yorgunken en kolay seçeneğin telefon olması ve bir sonraki içeriğin hep elinin altında durması. Bunun nedenleri kişiden kişiye değişebiliyor.

Telefonu yatak odasından çıkarmak şart mı?

Şart değil, ama bende çok yardımcı oldu. Telefonu yatağa uzanamayacağım bir yerde şarj etmek, otomatik uzanmayı yavaşlatıyor. Tamamen çıkaramıyorsan odanın öbür ucu da bir başlangıç olabilir.

Uyku sorunlarım telefondan mı kaynaklanıyor?

Telefon bir etken olabilir, ama tek etken olmayabilir. Uyku sorunun sürüyorsa ya da gündüz seni zorluyorsa, bunu bir doktorla konuşmak en sağlıklısı. Burada anlattıklarım yalnızca kendi deneyimim; tıbbi bir öneri değil.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir