Sadece beş dakika yöntemi: kendimle yaptığım küçük pazarlık

Sadece beş dakika yöntemi, DEHB'de başlamanın kapısını aralamak için kendimle yaptığım pazarlık. Nasıl kurduğumu ve nerede tökezlediğimi anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bazı pazarlıkları kendimle yapıyorum ve çoğunu kaybediyorum. “Bu akşam erken yatacağım” gibi sözler genelde sabaha kadar yaşamıyor. Ama bir pazarlık var ki hâlâ ayakta: “Sadece beş dakika.”

Bu cümle bende neredeyse hiç reddedilmiyor. Beş dakika, gerçekten yapılması gereken bir işe karşı koyamayacağım kadar küçük bir istek gibi görünüyor. Zamanla bu cümlenin arkasına birkaç kural koyup onu bir yönteme çevirdim.

Kısaca: Sadece beş dakika yöntemi, bir işe beş dakikalık bir deneme olarak başlayıp süre dolunca bırakma ya da devam etme hakkını kendine tanımaktır. Pazarlığın işe yaraması için zamanlayıcının görünür olması, bırakma hakkının gerçek olması ve beş dakikada ne yapılacağının önceden belli olması gerekiyor.

Sadece beş dakika yöntemi tam olarak nedir?

Çok basit: Bir işe başlamakta zorlandığımda zamanlayıcıyı beş dakikaya kuruyorum ve kendime şunu söylüyorum: “Sadece beş dakika çalışacağım. Süre dolunca bırakabilirim.” Süre dolduğunda ya bırakıyorum ya devam ediyorum.

Bu yöntemin benim için en değerli yanı, işi bitirme sözü vermiyor olması. Beyin “bitirmek” kelimesini duyunca direniyor. “Beş dakika” kelimesini duyunca ise bir tür sessiz anlaşma yapıyor: Tehlike yok, geri çekilebilirim.

Yöntemi, başka yazılarda anlattığım küçük ilk adım ya da iki dakikalık başlangıç fikrinden biraz farklı kullanıyorum. İlk adım bir hareket; beş dakika ise bir süre. İşin içinde biraz kalmama izin verdiği için, bazı işlerde iki dakikadan daha iyi sonuç veriyor.

Neden beş dakika?

Süreyi seçerken birkaç deneme yaptım. Gözlemim şu:

  • Bir ya da iki dakika çoğu zaman bir işin içine girmeye yetmiyor. Daha ısınırken zil çalıyor.
  • On beş dakika bana başlamadan önce bile uzun geliyor. “Hmm, on beş dakikam yok şimdi” gibi bir bahane üretebiliyorum.
  • Beş dakika işin içine girmek için yeterli, ama reddedilmesi için fazla küçük.

Bu benim için böyle; senin için iki dakika ya da yedi dakika daha iyi olabilir. Önemli olan, o süreyi duyunca içinin “tamam” demesi. Bir sayının sana uyup uymadığını anlamanın en iyi yolu, onu birkaç gün denemek.

Pazarlığın şartları

Bu pazarlığı kendi kendine dürüst tutmak için birkaç şart koyuyorum:

  1. Zamanlayıcı görünür olmalı. Telefonda gizli bir yerde değil, gözümün önünde. Zamanı görmek beynimi rahatlatıyor.
  2. Bırakma hakkı gerçek olmalı. Süre dolduğunda gerçekten durabilirim. Eğer bırakmayı “başarısızlık” sayarsam, ertesi gün beş dakikaya bile direnmeye başlıyorum.
  3. Ne yapacağım önceden belli olmalı. “Çalışacağım” değil, “giriş paragrafının ilk üç cümlesini yazacağım”. Beş dakikanın içinde karar vermeye zaman harcamamak için.
  4. Dikkatimi dağıtacak şeyler elimin altında olmamalı. Telefon başka odada ya da ekranı aşağı bakıyor. Beş dakika yalnızca bu kadar.
  5. Süre dolunca kendimi değerlendirmiyorum. İyi mi yaptım, kötü mü yaptım diye bakmıyorum. Sadece beş dakika yaptım.

Bunlardan en önemlisi ikincisi. Gerçek bir bırakma hakkı olmadığında, beş dakika sahte bir tuzak gibi çalışıyor ve beynim bunu çok çabuk anlıyor.

Beş dakikanın içinde ne yapıyorum?

Beş dakika kısa olduğu için, o süreyi akıllıca kullanmak önemli. Benim sıkça yaptıklarım:

  • Isınma. Belgeyi açmak, gerekli sekmeleri toplamak, malzemeyi masaya koymak.
  • İlk cümle. Mükemmel olması gerekmeyen, kötü bile olabilecek bir cümle yazmak.
  • Dağınık bir bölgenin tek köşesi. Bir rafın sadece sol üst bölümü gibi.
  • Notlar. Bir iş hakkında aklıma gelen her şeyi kâğıda dökmek.

Beş dakika bittiğinde de küçük bir not yazıyorum: “Burada kaldım, sıradaki şey şu.” Bu not, ertesi gün işi tekrar bulmamı kolaylaştırıyor.

Süre dolunca karar anı

Zamanlayıcı çaldığında üç seçeneğim var:

  1. Bırakmak. Teşekkür ederim, bugünlük bu kadar.
  2. Yeniden beş dakika kurmak. Hâlâ içindeyim ve devam etmek istiyorum, ama bir sonraki beş dakikayı da bir pazarlık olarak alıyorum.
  3. Zamanlayıcıyı kapatıp serbest devam etmek. İşe dalmışsam ve akıştaysam.

Çoğu zaman ikinci seçeneği tercih ediyorum. Yeniden beş dakika kurmak, işin sınırı belli kalmaya devam etsin diye. Böylece “şimdi bitirmek zorundayım” baskısı yeniden oluşmuyor.

Bazen de bırakıyorum ve bu da iyi. Beş dakika bile çalışmış olmak, bir sonraki gün işe başlamayı biraz kolaylaştırıyor çünkü iş artık tamamen yabancı değil. Üzerinde bir iz var.

Beş dakika işe yaramadığında

Dürüst olmak gerekirse bu yöntem de her zaman çalışmıyor. Bazı günler beş dakikayı kurduğum hâlde zamanlayıcıyı başlatamıyorum. Bazı günler başlatıyorum ama beş dakika boyunca ekrana boş boş bakıyorum. Bazı günler ise süre dolunca telefonu alıp kaybolup gidiyorum.

Böyle zamanlarda kendime şunları soruyorum:

  • Beş dakika bu iş için hâlâ çok mu büyük? Belki bir dakika yeterlidir.
  • Bu işin üzerinde başka bir ağırlık var mı: korku, utanç, yorgunluk?
  • Başlamak için yalnız olmak yerine birinin yanında olmak daha mı iyi olur? Beş dakikayı tek başıma yapmak zor geldiğinde, geliştirdiğim sanal ortak çalışma masası MASA'da sessizce çalışan birinin yanında zamanlayıcıyı başlatmayı deniyorum.

Sürekli ve ağır biçimde başlayamıyorsan, dikkat ve başlatma güçlükleri konusunda bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak yardımcı olabilir. Ben tanı koyamam; sadece kendi deneyimimi paylaşıyorum.

Beş dakikayı yanlış kullandığım zamanlar

Yöntemin de kötüye kullanılabilen yanları var, ben de birkaç kez bu tuzaklara düştüm:

  • Her şeye uygulamak. Günün her işine “sadece beş dakika” deyince, yöntem bir süre sonra anlamını yitirdi. Şimdi onu yalnızca başlamakta gerçekten zorlandığım işler için saklıyorum.
  • Sonsuz yeniden kurmak. Beş dakikayı üst üste on kez kurmak, işe dalmak yerine sürekli “yeni bir pazarlık” yapmak gibi bir yorgunluk yaratıyor. İş akmaya başladıysa zamanlayıcıyı kapatmayı öğrendim.
  • Beş dakikayı kaçış olarak kullanmak. “Nasılsa beş dakika” deyip hiçbir zaman beşinci dakikadan sonrasını düşünmemek. Süre dolunca bir sonraki küçük planı mutlaka yazıyorum.

Bunlar yöntemin kusuru değil, benim kullanım biçimimin kusuru. Kendimle dürüst kaldığım sürece, beş dakika benim için hâlâ en güvenilir kapılardan biri.

Beş dakikanın kendi değeri

Bu yöntemi kullanırken en çok değişen şey, “yeterli” ölçüsüydü. Eskiden “bugün hiçbir şey yapmadım” derdim; çünkü işi bitirmemiştim. Şimdi bir takvime her gün tek bir işaret koyuyorum: Beş dakika da olsa başladıysam işaret. Ay sonunda işaretlerin sayısına bakıyorum ve bu sayı, kafamdaki “hiçbir şey yapmıyorum” cümlesiyle hiç uyuşmuyor.

Beş dakika, bir işin kendisi değil. Ama o işe giden yolun ilk adımı, ve başlamanın yolu çoğu zaman bu kadar küçük bir adımdan geçiyor.

Yarın için

Yarın bir işe başlamak zor gelirse, kendine şu cümleyi söylemeyi dene: “Sadece beş dakika, sonra bırakabilirim.” Zamanlayıcıyı gözünün önüne koy, ne yapacağını bir cümleyle yaz ve başla. Süre dolunca nasıl hissettiğine bak; karar o an senin.

Sık sorulanlar

Sadece beş dakika yöntemi nedir?

Bir işe yalnızca beş dakika çalışmak üzere başlayıp, süre dolunca bırakma ya da devam etme hakkını kendine tanımaktır. Amaç işi bitirmek değil, başlamanın direncini küçültmektir.

Beş dakika sonra bırakmak yöntemin başarısız olması mı?

Hayır. Bırakma hakkı yöntemin bir parçası. Beş dakika çalışmış olmak da bir ilerleme; çoğu zaman bir sonraki sefere işe başlamak biraz daha kolaylaşıyor.

Beş dakika neden iki dakikadan ya da on dakikadan iyi olabilir?

Beş dakika, işe gerçekten dalmak için yeterli, ama reddedilemeyecek kadar küçük. Herkes için aynı değil; bazı insanlara iki, bazılarına on dakika daha uygun gelebilir. Kendin deneyerek bulabilirsin.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir