Başlama ritüelleri: DEHB'li beynime çalışma vakti işareti

Başlama ritüeli, DEHB'de işe geçişi kolaylaştıran küçük bir işaret dizisi. Kendi ritüelimi nasıl kurduğumu ve neyin işe yaramadığını anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir tiyatroda perde açılmadan önce üç kez zil çalar. İlk zil, “yerinize geçin” demek. İkincisi, “başlıyoruz”. Üçüncüsü, “şimdi.” Kimse bu zillerin neden çaldığını sorgulamaz; herkes bir şeyin başlamak üzere olduğunu bedeniyle anlar.

Kendi çalışma hayatımda böyle bir zile uzun süre ihtiyaç duydum ama bunun adını koymadım. İşe başlamak benim için ani bir geçişti: bir an dinleniyorum, bir sonraki an çalışmam gerekiyor. O geçişi yumuşatan bir şey olmadığında beynim yerinde kalıyordu. Sonra küçük bir başlama ritüeli kurmaya başladım.

Kısaca: Başlama ritüeli, bir işe başlamadan önce hep aynı sırayla yapılan, iki üç dakikalık küçük bir hareket dizisi. Beynime “şimdi iş vakti” işaretini veriyor ve geçişi kolaylaştırıyor. İyi bir ritüel kısa, tekrarlanabilir, taşınabilir ve net bir bitişi olan bir ritüel; uzadığında kendisi bir erteleme yoluna dönüşüyor.

Başlama ritüeli nedir, ne değildir?

Başlama ritüeli, bir tür geçiş köprüsü. Dinlenme ya da dağınık zaman ile odaklanmış çalışma zamanı arasına konan küçük bir dizi. Su doldurmak, lambayı açmak, defterin başına tarihi yazmak gibi.

Ne olmadığını da söyleyeyim: Bu bir sihir değil. Ritüel yaptım diye otomatik olarak çalışmaya başlamıyorum. Ayrıca bir motivasyon töreni de değil; uzun bir hazırlık, güzel bir masa düzeni ya da mükemmel bir sabah rutini gerektirmiyor. Ritüelin işi, başlamayı kolaylaştırmak; başlamak yerine geçmek değil.

Beynime neden işaret gerekiyor?

Benim gözlemim şu: DEHB'de bir işten diğerine geçmek zor. “Şimdi çalışıyorum” anına gelmek için çoğu zaman bir şeyin tetiklemesine ihtiyaç duyuyorum. İçimden gelen bir tetik bazen yeterince güçlü olmuyor. O yüzden dışarıdan, tanıdık bir tetik koymak mantıklı geliyor.

Ritüeller bir de ortamla ilişki kuruyor. Aynı masada, aynı lambayla, aynı hareketlerle birkaç kez başladıktan sonra, bu bağlam bana tek başına “burada çalışılır” demeye başlıyor. Bunun nörolojik ayrıntılarını bilmiyorum; yalnızca tekrar ettikçe işaretin güçlendiğini hissediyorum. Alışkanlıklar üzerine okuduğum genel şeyler de tekrarın önemine işaret ediyor, ama ben bir uzman değilim.

Benim ritüelim

Şu an kullandığım ritüel beş küçük hareketten oluşuyor ve iki dakikadan kısa sürüyor:

  1. Bir bardak su. Bedenimi mutfaktan masaya taşıyan bir yürüyüş.
  2. Masadan tek şeyi kaldırmak. Hepsini değil; yalnızca gözüme en çok batan şeyi.
  3. Lambayı açmak. Oda aydınlık olsa bile. Beynim bu hareketin “başlıyorum” demek olduğunu öğrenmiş gibi.
  4. Bugünün tek işini yazmak. Defterin en üstüne tarihi ve işin adını.
  5. Zamanlayıcıyı kurmak. Genelde yirmi dakika. Zamanlayıcı çalışmaya başlayınca, başlamak neredeyse kendiliğinden geliyor.

İlk denediğim versiyon çok daha uzundu: yedi sekiz adım, bir de “mutlaka şu müziği aç” kuralı. Birkaç gün sonra bırakmak zorunda kaldım, çünkü ritüel işten daha ağır olmuştu. Elediğim her adım, ritüeli bir parça daha taşınabilir yaptı. Şimdi geriye yalnızca vazgeçemediklerim kaldı.

Hepsi hep aynı sırada. Sırayı değiştirdiğimde etkisi azalıyor, çünkü işaretin gücü tekrarında. Müzik ya da gün içindeki saat değişebiliyor; yalnızca bu beş hareket sabit.

Bedenle başlamak ve birlikte başlamak

Ritüelimin hareketli kısımlarını bilerek seçtim. Su doldurmak, masadan bir şeyi kaldırmak, lambaya uzanmak: Hepsi küçük de olsa beden hareketi. Zihnim kıpırdamadığında beden üzerinden başlamak, benim için en kolay giriş kapısı. Oturduğum yerden “şimdi çalış” demek çoğu zaman işe yaramıyor; kalkıp bir bardak su doldurmak ise yaradı.

Ritüeli bazen bir başkasıyla birlikte de yapıyorum. Bir arkadaşıma “başlıyorum” diye kısa bir mesaj yazmak, ritüelin son hareketi olabiliyor. Karşıdan “ben de” gelirse hoş bir yoldaşlık, gelmezse de en azından bir yere söylemiş oldum. Söylemek, başlamanın biraz daha gerçek olmasını sağlıyor.

İyi bir ritüelin dört özelliği

Zamanla neyin işe yaradığını ayıklayınca dört özellik çıktı:

  1. Kısa olması. İki üç dakika. Bundan uzun olan her ritüel, işe başlamadan önceki bir iş yüküne dönüşüyor.
  2. Hep aynı sırada olması. Düşünmeden yapabilmeliyim; karar vermem gereken her şey, direnç ekliyor.
  3. Taşınabilir olması. Bir kafede, başka bir odada ya da seyahatte de yapabilmeliyim. Yalnızca özel bir kokuyla çalışan ritüel, o koku yokken çökebiliyor.
  4. Net bir bitişi olması. Son hareketten sonra doğrudan işe geçiyorum. Bu yüzden zamanlayıcıyı kurmak son hareket.

Ritüel erteleme yolu olmasın

Bu ritüellerin bende en sık düştüğü tuzak, ritüelin kendisini büyütmekti. Başta iki dakikalıktı; sonra “bir de şu çayı demleyeyim”, “masayı da silelim”, “bir de bu müziği bulayım” derken yarım saat sürmeye başladı. İş başlamadan yarım saat geçmişti ve ben hâlâ “hazırlanıyordum”.

Şimdi ritüelin bir üst sınırı var: üç dakika. Üç dakika dolduğunda, hangi adımdaysam, zamanlayıcıyı kuruyorum ve işe geçiyorum. Ritüel eksik kalabilir; önemli olan işin başlaması.

Ritüel sıkıldığında

Her şeyde olduğu gibi ritüelde de sıkılıyorum. İlk haftalarda harika çalışıyor, sonra bir gün hiçbir etkisi kalmıyor. Bu normal; yenilik geçince işaretin gücü de azalabiliyor.

O zaman bir iki parçasını değiştiriyorum: Lambayı bırakıp pencereyi açmak, suyun yerine çay almak, tarihi yazmak yerine işin ilk cümlesini not etmek. Tamamen yeni bir ritüel kurmuyorum; sadece biraz tazeliyorum. Bunu aylarca aynı hâlde sürdürmek zorunda değilim.

Ritüelin yapılamadığı günler

Ritüeli yapamadığım günler de oluyor: Başka bir yerdeyim, vaktim çok kısa, ortam karışık. O günlere “mini ritüel” adını verdiğim tek bir hareketim var: Bir derin nefes alıp zamanlayıcıyı kuruyorum. Bu kadar. Eğer ritüelin yapılamaması beni işe başlamaktan alıkoymaya başlıyorsa, ritüel bir engel olmuş demektir ve onu bırakıp doğrudan başlamam gerekir.

Bir de ritüelin işe yaramadığı ama sorunun ritüelde olmadığı günler var. Ritüeli eksiksiz yapıyorum, zamanlayıcı çalışıyor, yine de elim işe gitmiyor. O zaman suçu ritüele atmıyorum; işin üstünde başka bir ağırlık olabileceğini düşünüyorum: korku, belirsizlik ya da basit bir yorgunluk. Ritüel köprü kurabilir ama karşı kıyıdaki işi küçültmek ayrı bir iş. Böyle günlerde işin ilk adımını daha da küçültüyorum.

Kapanış ritüeli: yarına işaret bırakmak

Başlama ritüelinin bir de ikizi var: Bitirme ritüeli. Bir oturumu bitirirken şunları yapıyorum:

  • Sıradaki en küçük adımı bir kâğıda yazıyorum.
  • Gerekli dosyayı açık bırakıyorum ya da masanın üstüne koyuyorum.
  • “Bugünlük bu kadar” diyerek zamanlayıcıyı kapatıyorum.

Bu, ertesi günkü başlama anımı kolaylaştırıyor. Çünkü ritüelin başlangıcında “ne yapacağım?” sorusuyla karşılaşmıyorum; cevap zaten orada, dünkü ben tarafından bırakılmış.

Zili çalmak

Bir ritüel kurmak için büyük bir plan gerekmiyor. Şu an elinin altında olan, iki dakikayı geçmeyen üç küçük hareketi seç ve onları yarın işe başlamadan önce aynı sırayla yap. Hangisi işine yaradı, hangisi gereksizdi, sonra bakarsın. Beynine bir zil sesi vermek, başlamanın kapısını açan sessiz bir anahtar olabilir.

Sık sorulanlar

Başlama ritüeli nedir?

Bir işe başlamadan hemen önce, hep aynı sırayla yapılan kısa ve basit hareketler dizisidir. Amacı beyne “şimdi iş vakti” işareti vermek ve başlamak için gereken geçişi kolaylaştırmaktır.

Ritüel ne kadar sürmeli?

Benim deneyimimde iki ya da üç dakikayı geçmemeli. Uzadığında ritüel kendisi bir erteleme yoluna dönüşebiliyor. Kısa tutmak ve bitince doğrudan işe geçmek önemli.

Ritüel bir süre sonra işe yaramazsa ne yapmalıyım?

Bu normal; yenilik azaldıkça etkisi de azalabilir. Bir iki parçasını değiştirmek, yeni bir koku, müzik ya da sıra denemek yardımcı olabiliyor. Kendine uyan şeyi bulmak için denemeye devam edebilirsin.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir