İşyerinde DEHB'den bahsetmek: söylemeli miyim, nasıl?

İşyerinde DEHB'den bahsetmek kolay bir karar değil. Söylemenin olası faydalarını, risklerini ve kime nasıl anlatılabileceğini kendi gözümden ele alıyorum.

· · 5 dk okuma

Söylesem mi, söylemesem mi? Bu soru çalıştığım dönemlerde aklımın bir köşesinde hep vardı. Bir teslim tarihini kaçırdığımda, bir toplantıda dalıp gittiğimde, aynı soruyu ikinci kez sorduğumda o soru biraz daha yüksek sesle geri geliyordu. Söylesem anlaşılır mıydım? Yoksa bundan sonra her hatam o kelimenin gölgesinde mi okunacaktı?

İşyerinde DEHB'den bahsetmek, çok kişisel ve çok bağlama bağlı bir karar. Bu yazıda sana ne yapman gerektiğini söylemeyeceğim; çünkü bunu bilemem. Ama bu kararı düşünürken kendime sorduğum soruları, gördüğüm olası faydaları ve kaygıları paylaşabilirim.

Kısaca: İşyerinde DEHB'den bahsetmenin herkes için doğru tek bir cevabı yok. Söylemek anlayış ve destek getirebilir ama önyargı riski de taşıyabilir. Çoğu durumda tanıyı açıklamadan da ihtiyaçlarını somut biçimde anlatmak mümkün. Haklarınla ilgili soruların için bir iş hukuku uzmanına danışmak en sağlıklısı.

İşyerinde DEHB'den bahsetmek neden bu kadar zor bir karar?

DEHB hâlâ yanlış anlaşılan bir durum. Bazı insanlar onu çocuklukla sınırlı sanıyor, bazıları “herkeste biraz var” diyerek geçiştiriyor, bazıları da bir mazeret gibi algılayabiliyor. Bu yanlış anlamalar, işyerinde konuşmayı ister istemez ağırlaştırıyor.

Bir de güç ilişkisi var. İşyerinde konuştuğun insanlar aynı zamanda senin işini değerlendiren, terfini ya da projeni etkileyebilen insanlar olabiliyor. Bir arkadaşa anlatmakla bir yöneticiye anlatmak arasında bu yüzden büyük bir fark var.

Ekip arkadaşlarına anlatmak da kendi içinde farklı bir deneyim. Bazı insanlarla iş dışında da yakınlık kurmuş olabiliyorsun ve onlara anlatmak daha doğal geliyor. Ama yakın hissettiğin biriyle paylaştığın bir bilginin, ortamda nasıl dolaşacağını her zaman öngöremiyorsun. Ben bu yüzden “kime anlatırsam rahat ederim” sorusunun yanına “bu bilgi o kişide nasıl kalır” sorusunu da koymayı öğrendim.

Benim için zorluğun bir kısmı da kendimle ilgiliydi. Söylemek, bir bakıma kendime de “evet, bu benim gerçeğim” demekti. Bazı günler buna hazır hissediyordum, bazı günler hiç hissetmiyordum. Kararın bu iniş çıkışlarla birlikte değişebileceğini kabul etmek bana iyi geldi.

Söylemenin olası faydaları

Söylemenin bazı insanlar için gerçek faydaları olabiliyor. Bunları romantize etmeden, ama küçümsemeden de görmek istiyorum.

Birincisi, saklamanın yükünden kurtulmak. Bazı davranışlarımı sürekli açıklamaya ya da gizlemeye çalışmak, fark etmeden çok enerji yiyordu. Bunu bilen birinin yanında daha rahat nefes alabildiğimi fark ettim.

İkincisi, destek isteyebilmek. Bir yönetici ya da ekip arkadaşı durumu bildiğinde, küçük düzenlemeleri konuşmak kolaylaşabiliyor: daha net yazılı talimatlar, ara teslim tarihleri, belirli saatlerde daha az bölünmek gibi. Bunlar çoğu zaman herkesin işine yarayan şeyler.

Üçüncüsü, yanlış yorumların önüne geçmek. Söylemediğimde bazı davranışlarım ilgisizlik ya da özensizlik olarak okunabiliyordu. Doğru bağlamla anlatıldığında aynı davranış, birlikte çözülebilecek bir çalışma biçimi farkına dönüşebiliyor.

Dördüncüsü de belki en beklenmediği: başkalarına alan açmak. Bir ortamda biri DEHB'den sakin ve doğal bir dille bahsettiğinde, aynı şeyi sessizce yaşayan başka birinin de nefes alabildiğini duydum. Herkesin böyle bir rol üstlenmesi gerekmiyor, kimse de bunu üstlenmek zorunda değil. Ama bazıları için paylaşmanın anlamı, sadece kendi rahatlamalarından ibaret olmuyor.

Riskler ve gerçekçi kaygılar

Faydalar kadar kaygılar da gerçek. Her işyeri aynı değil ve her insan bu bilgiye aynı açıklıkla yaklaşmıyor. Söyledikten sonra yaşanabilecek bazı durumları önceden düşünmek, sürpriz yaşamamak için önemli.

Bazı insanlar bu bilgiyi duyduktan sonra seni farklı görebiliyor. Bir hatanı “zaten DEHB'si var” diye açıklayabiliyor ya da sana daha az sorumluluk vermeyi “iyilik” sanabiliyor. Bilginin kontrolünü kaybetmek de bir risk; bir kişiye anlattığın şeyin başka kişilere ulaşması mümkün.

Bu kaygıları düşünmek, söylememen gerektiği anlamına gelmiyor. Sadece kararını gözlerin açık vermeni sağlıyor. Gizlilik, sağlık bilgisi ya da işyerindeki haklarınla ilgili soruların varsa, genel bilgilere dayanmak yerine bir iş hukuku uzmanına ya da avukata danışmanı öneririm. Bu konular senin durumuna, sözleşmene ve koşullarına göre değişebiliyor.

Kendime sorduğum sorular

Bu kararı her düşündüğümde, aynı birkaç soruya geri dönüyorum. Bu sorular kesin bir cevap vermiyor ama kararımı netleştiriyor:

  1. Söylersem tam olarak neyin değişmesini istiyorum?
  2. Aynı şeyi tanıdan bahsetmeden, sadece ihtiyacımı anlatarak isteyebilir miyim?
  3. Bu kişiye ve bu işyerinin kültürüne ne kadar güveniyorum?
  4. Bu bilginin kimde ve nasıl kalacağını biliyor muyum?
  5. Söyledikten sonra işler beklediğim gibi gitmezse ne yapacağım?
  6. Bu kararı şimdi mi vermem gerekiyor, yoksa biraz daha bekleyebilir miyim?

Son soru bana en çok rahatlık veren soru oldu. Bu kararı bugün vermek zorunda değilsin. İşi, ekibi, yöneticini biraz daha tanıdıktan sonra da verebilirsin. Hatta hiç vermemek de bir karar.

Tanıyı söylemeden ihtiyacını anlatmak

Fark ettiğim önemli bir şey, çoğu durumda istediğim desteği almak için tanıdan bahsetmek zorunda olmadığımdı. İhtiyacımı somut ve iş odaklı bir dille anlattığımda, karşımdaki kişi çoğu zaman bunu doğal bir çalışma tercihi olarak karşılıyordu.

Bu tür cümleler bana yardımcı oldu:

  • “Talimatları yazılı aldığımda daha az hata yapıyorum, toplantıdan sonra kısa bir özet paylaşabilir miyiz?”
  • “Büyük projeleri ara teslim tarihlerine böldüğümüzde daha iyi ilerliyorum.”
  • “Sabahları derin iş için daha verimliyim, toplantıları öğleden sonraya alabilir miyiz?”
  • “Önceliklerin net olduğu haftalarda çok daha hızlı çalışıyorum.”

Bu cümleler bir etiket taşımıyor ama ihtiyacı çok net anlatıyor. Bazen tanıyı söylemek yerine önce bunları denemek, ortamı tanımamı ve güven kurmamı sağladı. Sonrasında söyleyip söylememeye daha sağlam bir zeminde karar verebildim.

Söylemeye karar verirsen: kime, ne zaman, nasıl?

Söylemeye karar verdiysen, nasıl söylediğin de en az ne söylediğin kadar önemli. Benim aklımda tuttuğum birkaç şey var.

Önce kime söyleyeceğine karar ver. Bir yönetici, insan kaynakları birimi ya da güvendiğin bir ekip arkadaşı; her birinin rolü ve bu bilgiyle ne yapabileceği farklı. Kime, neden söylediğini netleştirmek, konuşmanın yönünü de belirliyor.

Zamanlama da önemli. Bir krizin ortasında, bir hatanın hemen ardından ya da duygusal olarak zor bir anda söylemek, konuşmanın bir savunma gibi algılanmasına yol açabiliyor. Sakin bir anda, önceden ayarlanmış kısa bir görüşme çoğu zaman daha iyi bir zemin.

Konuşmayı ise tanının ayrıntılarından çok, işe yansımalarına odaklamak işe yarıyor. Nerede zorlandığını, neyin işine yaradığını ve karşı taraftan ne beklediğini kısa ve net anlatmak, konuşmayı somut bir iş birliğine çeviriyor. Sağlık geçmişini ya da kişisel ayrıntıları paylaşmak zorunda değilsin.

Karar senin

İşyerinde DEHB'den bahsetmek bir cesaret testi değil. Söyleyenler daha cesur, söylemeyenler daha korkak değil. Herkes kendi koşullarına, kendi işyerine ve kendi ihtiyaçlarına göre en sağlıklı kararı vermeye çalışıyor.

Bugün bir karar vermek zorunda değilsin. Sadece yukarıdaki sorulardan birini seçip kendine sor ve cevabını bir yere yaz. Kararın, o cevaplar biriktikçe kendiliğinden şekillenecek.

Sık sorulanlar

DEHB olduğumu işyerinde söylemek zorunda mıyım?

Bu konuda kendi durumuna uygun bilgiyi almak için bir iş hukuku uzmanına danışmak en doğrusu, çünkü koşullar kişiden kişiye değişebiliyor. Pek çok kişi paylaşıp paylaşmamayı kendi işyerinin kültürüne ve ihtiyaçlarına göre değerlendiriyor.

İşyerinde DEHB'den nasıl bahsedebilirim?

Tanıyı uzun uzun anlatmak yerine nasıl çalıştığını ve neyin işine yaradığını somut örneklerle anlatmak çoğu zaman daha anlaşılır oluyor. Örneğin yazılı talimatların ya da net önceliklerin sana nasıl yardımcı olduğunu söyleyebilirsin.

Söyledikten sonra pişman olursam ne yapabilirim?

Paylaştığın bilgiyi geri alamasan da konuşmanın yönünü belirleyebilirsin. Kendi ihtiyaçlarına odaklanmaya devam etmek ve sınırlarını netleştirmek işe yarayabilir; kendini zor bir durumda hissediyorsan bir uzmandan destek almak iyi gelebilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir