“Sonra izle” listemde ömrümün yetmeyeceği kadar video var. Kaydettiğim yazıların, açıp bırakmadığım podcast bölümlerinin sayısını ise hiç saymak istemiyorum. Hepsini kaydederken kendime bir söz veriyorum: bir gün hepsine bakacağım.
İçerik tüketmek, bende bir kütüphanede yaşama hissi verirken çoğu zaman üretmeyi geride bırakıyor. Yazmak, çizmek, bir şey yapmak, hatta bir mesaja gerçek bir cevap vermek: Hepsi izlemekten daha zor geliyor. Bu yazıda bu dengesizliği nasıl fark ettiğimi ve onu ahlak dersi vermeden nasıl dengelemeye çalıştığımı anlatıyorum.
Kısaca: İçerik tüketmek başlangıç eforu istemediği için DEHB'de kolayca üretimin önüne geçebiliyor. Tüketmek kötü değil; sorun, izlerken ilerliyormuşum hissi yaşayıp bir şey yapmamak. Bende işe yarayan, üretimi küçültmek ve her tüketimin ardına küçücük bir “yapma” adımı eklemek oldu.
İçerik tüketmek neden bu kadar kolay, üretmek neden zor?
Bir videoya basmak için hiçbir şey bilmem gerekmiyor. Karar yok, boş sayfa yok, yanlış yapma ihtimali yok. Hazır geliyor ve çoğu zaman bir sonraki içeriği de bir tıkla önüme koyuyor. Başlamak için ne kadar az efor gerekiyorsa, bende o kadar çabuk başlıyorum.
Üretmek ise tam tersi. Önce ne yapacağıma karar vermem gerekiyor. Sonra boş bir sayfayla ya da boş bir ekranla karşılaşıyorum. Sonra kendi işimi yargılamaya başlıyorum: Yeterince iyi mi, kime göre, ne işe yarayacak? Bu adımların her biri, DEHB'de zaten zorlanan başlama ve sürdürme işlerine dokunuyor.
Bu yüzden elimin tüketmeye gitmesini bir karakter sorunu olarak görmüyorum. Efor dağılımı farklı: Biri neredeyse sıfır enerji istiyor, diğeri çok fazla. Beynim, doğal olarak daha kolay olana kayıyor.
“Araştırma yapıyorum” hissi
Tüketmenin en ince tuzağı, çalışma gibi hissettirebilmesi. Bir konu hakkında video izlerken, yazı okurken kendime “şu an öğreniyorum, bu hazırlık” diyorum. Çoğu zaman bu doğru. Ama bir noktadan sonra hazırlık, başlamanın yerine geçiyor.
Bunu şöyle fark ediyorum: Üçüncü videoyu izlerken yeni bir şey öğrenmediğimi, aynı bilgiyi başka bir sesten dinlediğimi anlıyorum. O noktada durup kendime şunu soruyorum: Bu konuda artık küçük bir şeyi deneyebilir miyim?
Bir şey daha var: Başkalarının işlerini izlerken, benim işim ve başkalarının işi arasındaki farkı büyük görüyorum. Yıllarını vermiş birinin son halini izleyip kendi ilk taslağımla kıyaslıyorum. Bu da yapmaya başlamayı daha da zorlaştırıyor.
Kaydetmek yapmak değildir
Bir de “kaydet” düğmesi var. Bir yazıyı ya da videoyu kaydettiğimde, onu hâlâ yapmış gibi hissediyorum. İşte o küçük rahatlama, kaydetmenin yarattığı yanılsama. Kaydedilmiş şey ne okunuyor ne de uygulanıyor, sadece birikiyor.
Bu yüzden bir şeyi kaydediyorsam, yanına neden kaydettiğimi bir kelimeyle yazıyorum. “Tarif”, “iş”, “merak”. Kelimeyi yazamıyorsam, muhtemelen kaydetmem gerekmiyor. Haftada bir de listeyi gözden geçirip açmadıklarımı topluca temizliyorum. İçlerinde gerçekten değerli olan varsa, zaten aklıma geliyor.
Tüketmek kötü bir şey mi? Hayır
Bu yazı “izlemeyi bırak” demiyor. İçerik tüketmek dinlenmek, öğrenmek, eğlenmek, birine yakın hissetmek için güzel bir yol. Bir akşam yorgunsam ve bir dizi izlemek istiyorsam bunda yanlış bir şey görmüyorum.
Benim için asıl mesele, tüketirken niyetimi bilmek. İki farklı durumu ayırt etmeye çalışıyorum:
- Seçilmiş tüketim: Ne için açtığımı biliyorum. Dinlenmek, öğrenmek, eğlenmek. Bittiğinde kendimi iyi ya da en azından nötr hissediyorum.
- Otomatik tüketim: Ne için açtığımı unutmuşum. Biri bitince bir sonrakine geçiyorum. Bittiğinde boş, biraz da suçlu hissediyorum.
Aralarındaki fark içeriğin türü değil, bende bıraktığı his. Bittiğinde kendime “şimdi nasıl hissediyorum?” diye sormak, ikisini ayırmamda işe yaradı. Cevap “boş” ise bir dahaki sefere o içeriği daha dikkatli seçiyorum.
Üretmeyi küçültmek
Üretim kelimesi bana büyük bir şey çağrıştırıyor: bir yazı, bir proje, bir ürün. Büyük olunca başlamak zor. Bu yüzden üretimi küçültmek bende bir fark yarattı. Aşağıdaki küçük üretim basamaklarını kendime izin verilmiş sayıyorum:
- Tek cümlelik not: İzlediğim ya da okuduğum şeyden aklımda kalan tek şey.
- Ses kaydı: Yazmak zor geldiğinde, düşüncemi telefona konuşmak.
- Kimsenin görmeyeceği taslak: Kötü olmasına izin verilmiş, sadece benim için bir sayfa.
- Bir kişiye mesaj: Bir arkadaşıma izlediğim şeyin bende ne bıraktığını anlatmak.
- Küçük bir deneme: Öğrendiğim bir şeyi on dakikalığına uygulamak.
Bu liste kimseyi etkilemek için değil. Amaç, “yapma” kasını yok olmaktan korumak. Bir şey üretmek, onu iyi üretmek anlamına gelmiyor. Çoğu zaman sadece bir iz bırakmak, boş sayfayı biraz doldurmak yetiyor.
Enerjiye göre ayarlamak da işime yarıyor. Yorgun ve dağınık günlerde yalnızca tüketmeme izin veriyorum, çünkü bazı günler dinlenmenin kendisi bir iş. Enerjim biraz daha yerindeyse, ilk iki basamaktan birine uzanıyorum. Her gün aynı miktarda üretmek zorunda değilim; önemli olan üretimin tamamen ortadan kaybolmaması.
Bir izledim, bir yaptım: tüketimle üretimi eşleştirmek
Kendime koyduğum en basit kural şu: Her tüketim için bir küçük yapma. Bir video izlediysem ardından tek cümle yazıyorum. Bir yazıyı okuduysam, işime yarayacak bir şeyi nota aktarıyorum. Bir podcast dinlediysem yürürken dinleyip sonra aklımda kalan bir fikri kaydediyorum.
Bunun yanında “sonra izle” listesine de sınır koydum. En fazla on öğe. Yenisini eklemek istiyorsam eskilerden birini silmek zorundayım. Bu kural bana bir şeyi anlattı: Listedeki şeylerin çoğunu zaten izlemeyecektim. Silmek, bende küçük bir rahatlama oldu.
Bazen bir şey izlemek veya okumak için bilinçli bir zaman ayırıyorum. Tam bir akşam ya da öğleden sonrası. O zaman başka şey yapmıyorum, telefonu bir kenara koyup tek bir şeye bakıyorum. Tüketimi görünür bir zamana koymak, onu hem daha keyifli hem de günün geri kalanına daha az taşan bir şey haline getirdi.
Paylaşmaktan korkmak ve mükemmellik
Üretmenin en zor tarafı, onu başkalarının görecek olması düşüncesi. Bir şey yazıp paylaşmak, bende yargılanma korkusunu uyandırıyor. Bu korku yüzünden bazı şeyleri hiç yazmadım bile.
Bunu hafifletmek için basamakları ayırdım. Önce sadece kendim için yazıyorum. Sonra bir kişiye gösteriyorum. Belki bir gün daha fazla kişiye. Her şeyin paylaşılması gerekmiyor, her şey paylaşmaya değer olmak zorunda da değil. Bir şeyi yapmış olmak, onu göstermiş olmaktan bağımsız bir değer taşıyor.
Bunu bir kenara yazıyorum çünkü sık unutuyorum: İlk halin kötü olmasına izin ver. İlk halin kötü olmak zorunda, çünkü iyisi ancak ondan çıkabiliyor.
Kendime not
Tüketmekle üretmek birbirinin rakibi değil. İzlediğim şeyler bazen fikir veriyor, bazen sadece dinlendiriyor. Beni ilgilendiren, bu ikisinin arasında bir köprü kurabilmek: küçük, çabasız, utandırmayan.
Bu akşam bir şey izlersen, bittikten sonra tek bir cümle yaz. Neye benzediğini önemseme. O cümle senin; kimse onu notlandırmayacak.