Bölünmüş ekranla çalışmak: DEHB'de iki pencere, tek odak

Bölünmüş ekranla çalışmak DEHB'de sekmeler arasında kaybolmayı azaltabiliyor. Ne zaman işe yaradığını, ne zaman dikkatimi çaldığını ve kurulumumu anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir pencerede yazdığım metin, diğerinde baktığım kaynak. İki pencere arasında gidip gelirken ikisinden de biraz kopuyorum. Kaynakta bir şey okuyorum, metne dönüyorum ve ne yazacağımı unutuyorum.

Bölünmüş ekranla çalışmak bu kopuşu azaltmak için denediğim şeylerden biri oldu. İki pencereyi yan yana koymak basit bir fikir gibi görünüyor, ama bende bazen büyük fark yarattı, bazen de dikkatimi çalan yeni bir kapı açtı. Bu yazıda hangisinin ne zaman olduğunu ve nasıl bir düzen kurduğumu anlatıyorum.

Kısaca: Bölünmüş ekranla çalışmak, bir kaynağa bakarak üretirken sekmeler arasında kaybolmayı azaltabiliyor. Ancak ikinci pencere dikkat çekici bir şeyse (mesajlaşma, video, akış) tam tersine çalışıyor. Bende işe yarayan: yan pencerede sadece işe hizmet eden bir şey tutmak ve ekranı sade bırakmak.

Bölünmüş ekranla çalışmak ne işe yarıyor?

Bölünmüş ekran, ekranı iki yarıya bölüp her yarıda ayrı bir pencere açmak demek. Çoğu bilgisayar, tablet ve hatta bazı telefonlar bunu destekliyor. Ayarlar cihaza göre değişiyor, o yüzden “pencereleri yan yana yerleştirme” özelliğini cihazının yardım sayfasında aramak yeterli.

Benim için faydası çok basit: Bir şeye bakıp başka bir şey yazarken ikisi de gözümün önünde. Sekme değiştirmeme gerek kalmıyor. Okuduğum cümleyi aklımda tutarak diğer pencereye geçmek zorunda değilim, çünkü o cümle hâlâ ekranda duruyor. Bu, kısa süreli belleğimi yükleyen küçük bir işi ekrana devretmek gibi.

Ayrıca “ne için buradaydım” sorusuyla daha az karşılaşıyorum. Bu soru da bende çoğu zaman bir işin en büyük dağılma anı oluyor.

Pencere geçişleri neden bende bu kadar pahalı?

Bir pencereden diğerine geçmek dışarıdan bir saniye sürüyor ama içeride daha fazlası oluyor. Geçtiğim pencerede başka bir şey dikkatimi çekiyor. Bir bildirim, bir başlık, bir yarım kalmış iş. Birkaç saniye sonra geri döndüğümde, ilk pencerede kaldığım yeri aramam gerekiyor.

Bu geçişlerin her biri küçük bir çıkış kapısı. Tek tek bakınca hiçbirinin zararı yok. Ama bir saatte kırk kez geçiş yaptığımı fark ettiğim günler oldu. O günlerin sonunda çok çalışmış ama az şey bitirmiş hissettim.

Bölünmüş ekran bu kapıların sayısını azaltıyor. Hepsini kapatmıyor, ama gerekli geçişleri gerekirse bir göz kaydırmasına indirgiyor. Bu fark, bende özellikle bir kaynağa dayalı işlerde hissedildi.

Hangi işlerde bölünmüş ekran bana iyi geliyor?

Benim için en işe yarayan durumlar şunlar:

  • Yazarken kaynak okumak: Bir tarafta metin, diğer tarafta okuduğum belge ya da not.
  • Ders videosu ve not: Bir yanda anlatılan şey, diğer yanda yazdığım özet. Videoyu durdurmak için sürekli pencere değiştirmiyorum.
  • Form doldururken belge bakmak: Bir yanda form, diğer yanda bilgilerin olduğu belge. Hatalı bir bilgi girme ihtimalim azalıyor.
  • Karşılaştırma yapmak: İki metni ya da iki tabloyu yan yana görmek, aralarındaki farkı yakalamamı kolaylaştırıyor.
  • Plan ve takvim: Bir tarafta yapılacaklar listesi, diğer tarafta haftanın takvimi.

Bazı günler ekranın dar bir şeridine sessiz bir ortak çalışma masası, yani MASA'yı açıp başkalarının yanında çalışıyormuşum hissini alıyorum. Bu da bölünmüş ekranın hoşuma giden bir kullanımı.

Her iş bölünmüş ekranı hak etmiyor. Derin bir okuma ya da düşünmeyi gerektiren yazma sırasında tek bir pencereyi tam ekran yapmayı tercih ediyorum. İkinci pencerenin varlığı, kullanmasam bile, “bir şeye bakabilirim” ihtimalini canlı tutuyor. Hangisini seçeceğime, işin kaynağa ne kadar ihtiyaç duyduğuna bakarak karar veriyorum.

İkinci pencere dikkat çaldığında

Bu aracın karanlık yüzü şu: İkinci pencere dikkatimi çalmak için çok uygun bir yer. Eğer yan tarafta bir mesajlaşma ya da e-posta açıksa, her yeni mesaj gözümün kenarında bir hareket olarak çalışmama giriyor. “Sadece kenarda duruyor” demek, onu görmediğim anlamına gelmiyor.

Bunun için kendime birkaç kural koydum:

  1. İkinci pencere işe hizmet etsin. Kaynak, not, ders videosu. Mesajlaşma, e-posta, haber akışı olmasın.
  2. Mesajlar için ayrı bir zaman. Onlara bakmak istiyorsam, tam ekranda bakıp bitince kapatıyorum.
  3. Yan pencereyi dar tut. Ana işim geniş tarafta, kaynak dar tarafta. Dar pencerede dikkat çekici bir şey olsa bile görsel ağırlığı az.
  4. Çeken pencereyi kapat. Yan pencereye bakıp “bunu neden açtım” diyorsam, onu kapatıyorum.

Bu kuralları hiç çiğnemiyor muyum? Elbette çiğniyorum. Ama çiğnediğimi fark etmem bile bir kazanç. Çünkü eskiden fark etmeden saatlerce o şekilde çalışırdım.

Ben nasıl düzenliyorum?

Kurulumum çok teknik değil. Şu küçük ayarlar bende fark yarattı:

  • Ana pencereyi biraz daha geniş yapıyorum, kabaca üçte iki, üçte bir oranında.
  • Açık sekmelerin sayısını azaltıyorum. Bir pencerede on sekme varsa, bölünmüş ekranın bir anlamı kalmıyor.
  • Menüleri ve araç çubuklarını mümkün olduğunca kapatıyorum. Gereksiz görsel unsurlar dikkatimi dağıtıyor.
  • Masaüstünü ve görev çubuğunu sade tutuyorum. Gözün kenarında bir sürü simge olmasın.
  • Ekranın bir köşesine ya da bir kâğıda “Şu an: ...” diye tek cümlelik bir not yazıyorum. Başka bir şeye dalarsam geri dönmem kolay oluyor.

Bir de şunu fark ettim: Bölünmüş ekran bir kurulum işi gibi hissettirebiliyor. İlk birkaç gün pencereleri yerleştirmek bile bir hobiye dönebiliyor. Bu yüzden düzeni basit tutuyorum: Her işe başlarken yeniden kurmak yerine aynı iki yerleşimi kullanıyorum.

İş bitince masayı toplamak

Oturumu bitirdiğimde iki pencereyi de kapatıyorum. Açık bırakmak cazip geliyor, çünkü ertesi gün hızlıca devam edeceğimi düşünüyorum. Ama ertesi gün o kalabalıkla karşılaşınca nerede kaldığımı çözmek için enerji harcıyorum. Bunun yerine kapatmadan önce “yarın ilk iş” diye tek cümlelik bir not bırakıyorum. Temiz bir ekran ve bir cümle, bir sonraki başlangıcı bana yeterince kolaylaştırıyor.

Küçük ekran ya da tek pencere olduğunda

Her zaman geniş bir ekranım yok. Küçük bir ekranda iki pencere yan yana koyunca ikisi de sıkışık kalıyor, yazılar küçülüyor ve bu beni yoruyor. Böyle durumlarda başka yollara bakıyorum:

  • Kaynaktan ihtiyacım olan birkaç bilgiyi bir nota ya da kâğıda aktarıp tek pencerede çalışmak.
  • Kaynak uzunsa, onu önce bir kez okuyup altını çizmek, sonra işime dönmek.
  • Gerekirse çıktı almak ve kâğıdı masama koymak. Kâğıt bildirim göndermiyor.

Telefonu ikinci ekran olarak kullanmak ise bende genelde işe yaramadı. Elim ister istemez başka bir yere gidiyor.

Kendime not

Bölünmüş ekran bende bir sihirli yöntem değil; sadece iki pencere arasında gidip gelmenin bedelini biraz azaltan bir düzenleme. Ona ne koyacağım, işin geri kalanını belirliyor.

Bir sonraki iş oturumunda şunu deneyebilirsin: Yan pencerede sadece işine yarayan tek bir şey bırak, geri kalan her şeyi kapat. Beş dakika sonra ne kadar sakin olduğuna bak.

Sık sorulanlar

Bölünmüş ekran DEHB'de odaklanmaya yardım eder mi?

Bende, kaynağa bakarken ana işimi gözden kaybetmemek konusunda yardımcı oldu. Ama ikinci pencere mesajlaşma ya da video gibi dikkat çekici bir şeyse tersine çalışabiliyor. Etkisi kişiden kişiye değişiyor.

Küçük ekranda bölünmüş ekran kullanmak mantıklı mı?

Ekran çok küçükse iki pencere de sıkışık kalıyor ve bu yorucu olabiliyor. Böyle zamanlarda ben kaynak bilgiyi kâğıda ya da kısa bir nota alıp tek pencerede çalışmayı tercih ediyorum.

Bölünmüş ekranda ikinci pencere olarak ne açmalıyım?

İşe doğrudan hizmet eden bir şey: kaynak belge, not ya da ders videosu. Mesajlaşma, e-posta ve akışlı sayfalar benim için ikinci pencerede çok tehlikeli oldu.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir