Body doubling'i ilk duyduğumda aklıma kalabalık, sohbet, hatta biraz da enerji dolu bir ortam geldi. Birlikte çalışmak, birlikte konuşmak gibi bir şeydi sanki. Eğer sen de insanlarla geçirdiğin zamandan sonra bir süre sessiz kalmaya ihtiyaç duyan biriysen, bu tanım seni baştan uzaklaştırmış olabilir.
Oysa body doubling'in özü bunun tam tersi: konuşmadan, kimseye bir şey yetiştirmeden, yalnızca başka birinin yanında kendi işini yapmak. İçe dönükler için body doubling bu yüzden çoğu zaman sanıldığından daha uygun. Gerekli olan şey, seansı senin enerjine göre kurmak.
Kısaca: İçe dönükler için body doubling, konuşma zorunluluğu olmayan sessiz bir eşlik olarak kurulabilir. Kamerayı, süreyi ve sohbet payını kendi enerjine göre ayarlamak, bu yöntemi yorucu bir sosyal etkinlikten rahatlatıcı bir çalışma düzenine çevirir.
İçe dönükler için body doubling neden zor görünüyor?
Bence zorluk, iki farklı şeyin birbirine karışmasından geliyor: eşlik ve etkileşim.
Eşlik, birinin aynı ortamda olması. Etkileşim ise onunla konuşmak, göz teması kurmak, ona karşılık vermek. İçe dönük biri için ikincisi enerji harcatıyor; birincisi ise çoğu zaman harcamıyor, hatta dinlendiriyor. Body doubling'in işe yarayan kısmı eşlik. Etkileşim ise isteğe bağlı bir ek.
Burada küçük bir ayrım yapmak isterim: içe dönüklük, sosyal kaygıyla aynı şey değil. İçe dönüklük bir enerji tercihi; yalnızken şarj olmak, kalabalıkta daha hızlı boşalmak. Sosyal kaygı ise yargılanma korkusuyla gelen, günlük hayatı daraltabilen bir sıkıntı. İkisi birlikte de görülebilir ve ayırt etmek benim işim değil. Bu ayrımı merak ediyorsan ya da sosyal ortamlar seni ciddi biçimde zorluyorsa, bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi bir adım olur.
Sessiz eşlik: konuşmadan nasıl çalışılır?
Benim için sessiz body doubling'in en önemli kuralı, seansın başında beklentileri açıkça belirlemek. Karşımdaki kişiye şöyle bir şey söylüyorum: “Konuşmadan çalışalım, ben mola verince sohbet ederiz.” Bu cümle, sessizliğin kaba bir davranış olmadığını baştan söylüyor.
İşe yarayan birkaç ayar:
- Kamera kapalı ya da yarı açık. Görülmek bazı insanlar için ekstra bir yük. Ekranda başkalarını görmek ama kendini görünmez tutmak, çoğu zaman yeterli eşliği veriyor.
- Mikrofon kapalı. Konuşma ihtimalini ortadan kaldırmak, “şimdi bir şey söylemem gerekir mi?” gerginliğini azaltıyor.
- Kısa seans. Yirmi beş otuz dakika, içe dönük birinin sosyal pilini zorlamadan eşlik almasına yetiyor.
- Tek kişi ya da tanıdık bir grup. Kalabalık bir odada yabancılarla çalışmak herkese uymuyor. Bazılarımız için tek bir güvendiğimiz insanın yanı yeterli.
- Önceden net bitiş. “Bu seans yarım saat” demek, çıkış kapısının yerini bilmek demek. Bu bilgi sessizliği daha rahat hâle getiriyor.
Sohbet açılırsa ne yapıyorum?
İçe dönük bir seansın en çok gerilen anı, birinin beklenmedik bir anda sohbet açması. “Bu arada, bunu gördün mü?” gibi bir cümle, odağı da enerjiyi de bir anda dağıtabiliyor. Üstelik cevap vermemek kabalık gibi geliyor, cevap vermek de seansı bölüyor.
Bu durumda bana en çok yarayan şey, kibar ve kısa bir sınır cümlesi hazırlamak: “Şu an çalışma modundayım, molada konuşalım mı?” Bunu söylemek başta zor geliyor ama çoğu insan hiç alınmıyor; çünkü o da kendi işinde. Cümleyi seansın başında, daha kimse bir şey demeden söylemek ise çok daha rahat. “Sessiz seans” diye baştan tarif edince, sohbet açma ihtimali de azalıyor.
Enerji hesabı: seanstan sonra nasıl hissediyorum?
İçe dönük bir seansı değerlendirirken sadece “işimi yaptım mı?” sorusuna bakmıyorum. Seanstan sonra enerjimin nasıl olduğuna da bakıyorum. Yarım saatlik sessiz bir eşlik sonrası kendimi dolgun hissediyorsam, bu doğru ayar. Yorgun ve gergin hissediyorsam, bir şey fazla geldi.
Fazla gelen şeyler genellikle şunlar oluyor:
- Kameranın açık olması
- Seansın çok uzun sürmesi
- Karşımdaki kişinin ara ara sohbet açması
- Çok sayıda kişinin bulunduğu bir odada olmak
Hangisinin bana ağır geldiğini fark edince, ayarı değiştirmek kolaylaşıyor. Bu, deneme yanılmayla ilerleyen bir süreç; ilk seansta doğru ayarı bulmanı beklemiyorum.
Bir de seans sonrası kendime küçük bir toparlanma payı bırakıyorum. Ellerimi yıkamak, pencereye bakmak, birkaç dakika kimseyle konuşmamak. Bazı günler body doubling'in kendisi değil, ondan sonra konuşmak zorunda kalmam yoruyor.
Karşı tarafa nasıl söylenir?
Sessiz bir seansı teklif etmek çoğu zaman düşündüğümüzden kolay. Birine şunu diyebilirsin:
- “Yarım saat sessizce yan yana çalışalım mı? Konuşmayacağım ama orada olman iyi gelir.”
- “Ben kamera kapalı çalışmayı seviyorum, senin için sorun olur mu?”
- “Seans bitince beş dakika sohbet ederiz, çalışırken sessiz kalalım.”
Bu cümlelerin ortak noktası, sessizliği bir ret olarak değil bir tercih olarak sunması. Çoğu insan bu şekilde anlaşmayı seviyor; çünkü herkesin kendi işine odaklanabileceği net bir çerçeve çiziyor.
MASA'yı geliştirirken de aklımda tam olarak bu vardı: kimseyi konuşmaya ya da görünmeye zorlamadan, sadece birlikte çalışma hissini sunabilen bir masa.
Yabancılarla mı, tanıdıkla mı?
İçe dönük biri için bu soru önemli, ama herkes için cevabı farklı. Tanıdık biriyle çalışmak bazılarımız için daha güvenli: tepkisini tahmin edebiliyorum, sessizliğin kötü anlaşılmayacağını biliyorum. Ama tanıdık biri aynı zamanda sohbet beklentisi de demek. “Bu kadar süre yan yanayız, hiç konuşmayacak mıyız?” düşüncesi, sessizliği garip hissettirebiliyor.
Yabancılarla çalışmak ise tam tersi: kimse benden bir şey beklemiyor. Kimsenin gözünde kalıcı bir izlenim bırakmıyorum, sessizlik zaten kuraldan geliyor. Bazı insanlar için bu ortam çok daha özgürleştirici. Bazı insanlar içinse tanımadıkları kişilerin yanında olmak başka bir tür yük taşıyor.
İkisini de deneyip hangisinin enerjini daha az harcadığına bakmak, bence en dürüst yöntem. Tek bir doğru seçim yok; zaman içinde değişebilir de. Bazı dönemlerde tanıdık biriyle, bazı dönemlerde tanımadığım insanlarla, bazı dönemlerde hiç kimseyle çalıştım ve her biri bana bir şey öğretti.
Yalnız çalışma ile eşlik arasında denge
İçe dönük olmak, her zaman yalnız çalışmak zorunda olmak demek değil. Ama her zaman eşlik istemek de gerekmiyor. Benim için denge günden güne değişiyor. Bazı günler tek başıma çalışmak çok daha rahat, bazı günler de sessiz bir eşlik odağımı toparlıyor.
Şunu yapmak işime yarıyor: günün başında kendime sormak, “Bugün eşlik mi, yalnızlık mı?” Her iki cevap da meşru. Eşliği seçtiğim günlerde, ayarı en sessiz hâle getiriyorum. Yalnızlığı seçtiğim günlerde ise başka araçlara başvuruyorum: zamanlayıcı, yazılı bir plan, kısa bir not.
Son söz
Eğer “body doubling bana göre değil, çünkü insanlarla uğraşmak istemiyorum” diyorsan, bence bir kez daha düşünmeye değer. Çünkü bu yöntemin kalbinde etkileşim değil, eşlik var. Eşlik de her zaman konuşma gerektirmiyor.
Küçük bir deney öneririm: kamerayı kapat, mikrofonu sustur, yarım saatlik tek bir iş seç. Sonra seansın sonunda sadece şunu sor: “Enerjim nasıl?” Cevap, bir sonraki seansın nasıl olacağına dair en iyi rehber olabilir.