Bir fikir “bu sana iyi gelebilir” diye karşıma çıktığında, içimdeki tarafın ilk tepkisi genelde şüphe oluyor. Body doubling için de öyleydi. Birinin yanında sessizce oturmak, bir işe başlamamı nasıl kolaylaştıracaktı ki? Beklentim düşüktü; belki de bu yüzden ortaya çıkan küçük fark dikkatimi çekti.
Bu yazıda ilk denemelerimin genel havasını anlatacağım. Tarih, yer ya da kişi vermeyeceğim; çünkü bende kalan şey olayların ayrıntısı değil, hissin kendisi. Senin body doubling deneyimin benimkine benzemek zorunda değil. Ama “başkalarında ilk seferde neler oluyor?” diye merak ediyorsan, bir fikir verebilir.
Kısaca: Benim body doubling deneyimim büyük bir dönüşüm değil, küçük ve gerçek bir kolaylıktı. İlk denemelerde tuhaflık, şüphe ve hafif bir ürkeklik de vardı. Beklentiyi düşük tutmak ve birkaç kez denemek, ilk seansın sonucundan çok daha öğretici oldu.
Body doubling deneyimi ilk başta nasıl hissettirdi?
İlk hissim tuhaflıktı. Yanımda biri var ama konuşmuyoruz; ikimiz de kendi işimize bakıyoruz. Günlük hayatımda pek karşılaşmadığım bir durum. Normalde birinin yanındaysam ya konuşuyorum ya da sessizliği doldurmak için bir şeyler yapıyorum. Burada sessizlik amaçtı.
Bu yüzden ilk dakikalar biraz zor geçti. Ne zaman öksüreceğimi, ne zaman su içeceğimi, ekrana ne kadar bakmam gerektiğini ölçüp biçiyordum. Sanki bir sınavdaydım ve kimse bana kuralları söylememişti. Bu his tanıdıktı aslında: yeni bir ortama girince önce “nasıl davranmalıyım?” sorusu geliyor, işi ikinci plana atıyor.
“Bir iş için neden birine ihtiyacım olsun?” sesi
İkinci hissim, içimden gelen küçük bir itirazdı: “Yetişkin bir insanım, bunu tek başıma yapabilmeliyim.” Bu cümle seansın tam ortasında bile geri geliyordu. Birinin varlığına ihtiyaç duymak, bana bir yetersizliği itiraf etmek gibi geliyordu.
Bu sesi sonradan daha iyi anladım. Uzun süre “biraz daha gayret et” cümlesini duymuş bir zihin, destek almayı kolay kabul etmiyor. Gözlük takan biri gözlüğünü bir eksiklik saymıyor; ama dikkat konusunda destek almak çoğumuz için hâlâ ek bir duygusal ağırlık taşıyor. Bunu fark etmek, ilk denemelerimin belki de en değerli kısmıydı.
İlk fark: küçük ama gerçek bir kolaylık
Şüphelerime rağmen bir şey oldu: işe başlamak biraz daha kolaylaştı. Hiçbir şey bir anda değişmedi. Odaklanmam bir anda kusursuz olmadı, gözüm hâlâ başka yerlere kaydı. Ama “başlamak” denen o ağır kapı, o gün biraz daha aralık duruyordu.
Bunu şöyle tarif edebilirim: tek başıma çalışırken arada bir “şimdi ne yapıyordum?” sorusuyla kendime dönüyorum. Yanımda biri çalışırken bu soru daha sessizdi. Kimse bana bir şey söylemiyordu, ama onun orada olması ekranın başında kalmamı kolaylaştırıyordu. Bu daha çok “yalnız olmadığım” bir histi, “izlendiğim” bir his değil.
Burada abartmak istemiyorum. Body doubling bir tedavi ya da çözüm değil; sadece bazı zorlukları biraz yumuşatan bir ortam. Kimi insanda belirgin, kimi insanda hafif etki gösteriyor. Bende çoğunlukla hafifti ama işime yaradı.
Beklemediğim duygular
İlk denemelerde kendimi tuhaflığa ve şüpheye hazırlamıştım. Ama beklemediğim birkaç duygu da çıktı karşıma:
- Hafif bir rahatlama. Tek başıma çalışırken sürekli “yine dağılıyorum” diyen iç sesim, yanımdaki sessiz varlıkla biraz yumuşadı. Dağılmak da, geri dönmek de olağan şeylermiş gibi geldi.
- Sıkılma. Bazı seanslarda gerçekten sıkıldım. Birinin yanında olmak işin sıkıcılığını ortadan kaldırmıyor. Bu beni şaşırttı; çünkü bir yerde “yanımda biri varsa her şey akıcı olur” beklentisine kapılmışım.
- Utanma. Denemelerden birinde işe başlayamadan uzun dakikalar geçirdim ve karşımdaki kişinin bunu fark ettiğini düşündüm. Utandım. Sonra anladım ki herkes kendi ekranına bakıyordu.
- Küçük bir gurur. Seans bittiğinde, büyük bir şey yapmamış olsam bile “bir şey yaptım” hissi vardı. Bu his günün geri kalanına hafifçe yayıldı.
Seanstan sonra kalan his
İlk denemelerin bir başka yanı da seans bittikten sonra olanlardı. Seansın sonunda ne kadar iş çıkardığımdan çok, “yine de oturdum, yine de başladım” cümlesi aklımda kaldı. Normalde başlayamadığım bir günün sonunda taşıdığım ağır utanç, o günlerde biraz daha hafifti.
Bir de şunu fark ettim: seanstan sonra kendime karşı biraz daha yumuşaktım. Her şeyi bitirmesem de gün içinde bir yerde “durup bir şey denedim” diyebiliyordum. Bu cümle, akşam saatlerinde gelen o sert iç sesin karşısında küçük ama işe yarar bir denge kurdu. Elbette her akşam böyle olmadı; ama olduğu akşamlar, hangi şeyin bana iyi geldiğini hatırlamama yardım etti.
Ertesi gün tekrar denemek de ilk seansa göre daha kolaydı. Çünkü artık neyle karşılaşacağımı biliyordum: sessizlik, hafif tuhaflık, sonra yavaşça yerleşen bir ritim. Bilinmeyen şeyin yarattığı gerginlik azalınca, enerjim işe daha çok kaldı.
Her deneme aynı değildi
Dürüst olmam gerekirse, her seans aynı kolaylığı vermedi. Bazı denemelerde fark neredeyse hiç yoktu. Yorgun olduğum, görev fazla belirsiz olduğu ya da zihnimin başka bir yerde olduğu günlerde yanımda birinin olması yetmedi. İlk başta bunu “ben yine yapamadım” diye yorumladım.
Sonra yavaş yavaş şunu gördüm: body doubling sabit bir sonuç değil, değişken bir ortam. Seans süresi, işin türü, karşımdaki kişi, günün enerjisi, hepsi bir şekilde etkiliyor. Bu yüzden ilk denemenin sonucuna bakıp fikir oluşturmak yerine, birkaç farklı biçimde denemek benim için daha adil bir yol oldu.
İlk kez deneyecek biri için küçük notlar
Kendi deneyimimden çıkardığım, sana dayatmak istemediğim birkaç şey var:
- Beklentiyi küçük tut. “Bugün çok iş çıkaracağım” yerine “bugün başlamayı deneyeceğim” demek daha rahat bir başlangıç.
- Seansı kısa seç. Yirmi, otuz dakika. Uzun bir ilk seans, tuhaflık hissinin yanına yorgunluk da ekleyebiliyor.
- Tek iş seç. Seansın ortasında “şimdi ne yapsam?” diye düşünmek tuhaflığı büyütüyor.
- Kamera ve konuşma kararını önceden ver. Seansın içinde bu kararlarla uğraşmak enerjiyi tüketiyor.
- İlk seansın sonunda yargı verme. Sadece fark et: “Başlamak nasıldı? Ne kadar kaldım?” Değerlendirmeyi birkaç denemeden sonra yap.
Bu notlar bir reçete değil. Senin zihnin benimkinden farklı çalışıyor olabilir; bu da gayet normal.
Son söz
İlk denemelerimden aklımda kalan şey büyük bir dönüşüm değil. Daha çok “şu an biri yanımda ve ben yine de işime dönebiliyorum” hissi. Bazen bu yetiyor, bazen yetmiyor. Önemli olan, bunu kendi eksikliğimi kapatma çabası olarak değil, hayatımı biraz daha uygun hâle getiren birkaç araçtan biri olarak görmekti.
Eğer sen de ilk kez deneyeceksen ve tuhaflık hissi sana tanıdık gelirse şaşırma. Bu, seansın yanlış gittiği anlamına gelmiyor; yeni bir şeye alışmak her zaman biraz tuhaf. Bir iki seans sonra aynı şeye bakışın biraz daha sade olabilir.