Görsel hatırlatıcılar: başlamamı hatırlatan nesneler

Başlamak için görsel hatırlatıcılar kullanıyorum: açık defter, kapıdaki çanta, masadaki tek not. Neyin işe yaradığını ve neden eskidiğini anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir gün defterimi açık bırakıp uyudum. Ertesi sabah masaya gittiğimde sayfa beni bekliyordu; ilk cümlenin yarısı yazılmıştı, kalem de yanındaydı. Kimse bana bir şey hatırlatmadı, bir bildirim gelmedi, bir alarm çalmadı. Yine de oturup devam ettim.

O sabahtan sonra şunu fark ettim: Benim için en işe yarayan hatırlatıcılar çoğu zaman söz ya da liste değil, görebileceğim bir nesne. Bu yazıda görsel hatırlatıcıları nasıl kullandığımı, hangilerinin işe yaradığını ve neden bir süre sonra eskidiklerini anlatacağım. Uzman değilim; bunlar kendi denemelerim.

Kısaca: Görsel hatırlatıcılar, başlamayı hatırlamaya değil başlamaya davet eden nesnelerdir: açık bir defter, kapıya bırakılmış bir çanta, masada tek bir not gibi. Az sayıda, net ve işin yanında durmaları gerekir; zamanla görünmez olduklarında yerlerini değiştirmek yeterli.

Görsel hatırlatıcılar neden sözlü olanlardan daha iyi çalışıyor?

Bir şeyi "hatırlamak" aslında iki ayrı iş: önce bilmek, sonra o bilgiyi doğru anda akla getirmek. Benim sorunum çoğunlukla ikincisi. Yapacağım şeyi biliyorum; sadece doğru anda aklımda olmuyor.

Bir de şu var: Listenin çekmecede kalması, telefondaki bir alarmın tek dokunuşla susması gibi şeyler "görünmez" hatırlatıcılar. Bir nesne ise, kapatılamayan bir yerde duruyor. Yolumun üstündeki bir çanta, ona çarpmadan geçemediğim bir engel gibi çalışıyor. Hatırlatmak için bana bir şey söylemesi gerekmiyor; sadece orada olması yetiyor.

Bunu bilimsel bir iddiaya çevirmek istemem; yani "herkeste böyle çalışır" diyemem. Benim deneyimim şu: bildirimleri "hatırlatıcı yorgunluğu" yüzünden görmez hâle geliyorum, ama bir nesne çoğu zaman bir iki hafta boyunca beni yakalıyor.

Başlamayı davet eden nesneler

Zamanla topladığım ve etrafımda da işe yaradığını gördüğüm birkaç örnek şunlar:

  • Açık defter ve kalem. Defteri kapalı bırakmak yerine, bir önceki gün yarım kalan sayfada açık bırakıyorum. Başlamak, boş bir sayfaya değil, devam etmeye dönüşüyor.
  • Masada hazır duran tek malzeme. Yarın çalışacağım konunun kitabını ya da dosyasını, diğerlerinin üstüne çıkarıp ortaya koyuyorum.
  • Kapıya bırakılmış çanta ya da ayakkabı. Dışarıda çalışmaya gideceksem, çantayı akşamdan kapının önüne koyuyorum. Sabah "ne almalıydım?" kararı verilmiş oluyor.
  • Su şişesi masada. Küçük bir şey, ama oturduğumda "ben burada kalmaya hazırım" diyor.
  • Işık. Masa lambasını açık bırakmak ya da akşamdan yakıp bırakmak, odaya girdiğimde "burası çalışma yeri" diye işaret veriyor.
  • Tek bir not, tek bir cümle. "Önce ilk paragraf." ya da "Sadece başlığı yaz." gibi. Uzun bir liste değil.

Bunların hiçbiri tek başına işi yaptırmıyor. Ama başlamak için gereken enerjiyi biraz azaltıyor; bende bunu görüyorum.

İyi bir görsel ipucu nasıl olur?

Çok sayıda not yapıştırıp sonra hiçbirini görmediğim dönemler yaşadım. O deneyimlerden çıkardığım birkaç ayrım:

  1. Eylemin hemen yanında olmalı. Telefon hatırlatıcısı gibi bir şeyi, işi yapacağım yere koymak lazım. Not defterin kapağında, çanta kapıda, bardak lavabonun yanında.
  2. Tek olmalı. Üç hatırlatıcı yan yana durunca gözüm hepsini birden "arka plan" olarak kaydediyor. Aynı yerde bir tane olunca ayırt edebiliyorum.
  3. Somut olmalı. "Çalış" bana bir şey söylemiyor; "Konunun ilk sayfasını aç" söylüyor.
  4. Davet etmeli, emretmemeli. "Hemen başla!" bana baskı gibi geliyor ve bazen tam tersini yaptırıyor. "İstersen sadece bir cümle" gibi yumuşak bir ton daha iyi çalışıyor.

Notun tonu da önemli

Bir dönem notlarımı kendime sert bir sesle yazıyordum: "Bugün bitir." Sonra fark ettim ki o nota her baktığımda suçluluk duyuyordum ve başka yere bakıyordum. Şimdi notları, bana bir arkadaşım yazmış gibi yazıyorum. Aynı iş, daha az ağırlıkla.

Akşamdan hazırlamak: bugünün ipucu dünden gelir

En sağlam ipuçları, o gün bana hiç iş bırakmayanlar. Çünkü sabah oturduğumda "defteri nereye koymuştum?" diye düşünmeye başladığımda, başlama enerjim çoktan harcanmış oluyor. Bu yüzden ipucunu akşamdan hazırlıyorum: bir önceki günün sonunda defteri açıp yarım cümleyi bırakmak, kitabı yerleştirmek, çantayı kapıya koymak.

Bu hazırlık bana gece yorgunken küçük bir yük gibi geliyor; yapmadığım gecelerin sabahı da belli. Yine de yaptığımda ertesi günü karşılayan bir "dünden ben" varmış gibi hissediyorum. Kendime bırakılmış küçük bir davet.

Ekranda da ipucu olur mu?

Her şeyim fiziksel olmuyor. Bilgisayarla çalıştığımda, bir görsel ipucunu ekrana taşıyorum: tarayıcıyı açtığımda doğrudan çalışacağım belgenin açık gelmesi ya da masaüstüne tek bir dosyanın bırakılması gibi. Kilit ekranına kısa bir cümle yazmak da bazı dönemler işe yaradı.

Ekran ipuçlarının zayıf yanı, hızla kaybolmaları: bir pencere açılır, öbürü üstüne biner, ipucu gider. Bu yüzden önemli bir başlangıç için fiziksel bir nesneyi tercih ediyorum; ekranı ise destek olarak kullanıyorum.

İpucu eskiyor: görünmez olunca ne yapıyorum?

Dürüst olmam gereken yer burası: Görsel hatırlatıcılar zamanla görünmez oluyor. Bir iki hafta gözüme çarpan açık defter, bir süre sonra mobilyanın bir parçası olup çıkıyor. Bu, yöntemin işe yaramadığı anlamına gelmiyor; beynin tekrar eden şeyi filtrelemesinin bir sonucu gibi.

Yaptığım şeyler:

  • Nesnenin yerini değiştirmek: Defteri bir kez masanın sağına, bir kez klavyenin üstüne koymak.
  • Rengini ya da biçimini değiştirmek: Farklı renkte bir kâğıt ya da farklı bir not.
  • Birkaç günlüğüne kaldırmak ve sonra geri koymak.
  • Yeni bir nesneyle değiştirmek.

Bu bir bakım gibi; bir kez kurup unutmuyorum, arada bir elden geçiriyorum. Ve kimi zaman, hiçbir ipucu işe yaramıyor. O günlerde kendime kızmamaya çalışıyorum.

Görsel kalabalık: ipucu yerine yük olan şeyler

Her nesne bir hatırlatıcı değil; bazıları tam tersine bir yük. En çok kendimde fark ettiğim şu: Okuyamadığım kitap yığını, açmadığım zarflar, yarım bırakılmış bir proje kutusu... Hepsi gözüme çarptıkça "hâlâ yapmadın" diyor.

Bu yüzden görünür bıraktığım şeyleri seçici tutuyorum. Bugün için işe yarayacak olanı ön plana alıyorum, geri kalanı kutuya ya da rafa kaldırıyorum. Kaldırmak, silmek ya da vazgeçmek değil; sadece bugünün görüş alanını sadeleştirmek. Yarın raf yine orada.

Ayrıca bir yerden sonra çok fazla hatırlatıcı bırakmak, kendi başına bir iş hâline geliyor: Hangi not nerede, güncel mi, hâlâ geçerli mi? O zaman sadeleştirmeye geri dönüyorum.

Kendi görsel hatırlatıcını kurmak: üç adım

İstersen küçük bir deneme yapabilirsin. Benim yaptığım basit bir akış:

  1. Bir başlama anı seç. Örneğin, sabah masaya oturmak ya da akşam çalışmaya başlamak.
  2. O ana en yakın yere tek bir nesne koy. Açık bir defter, hazır bir kitap, kapıda bir çanta.
  3. Bir hafta sonra bak. Fark ediyor musun? Eskidi mi? Yerini değiştirmeye ihtiyaç var mı?

Hiç fark etmediysen de sorun değil; belki başka bir ipucu daha uygun. Uzun süredir başlamakta çok zorlanıyorsan, bunu bir psikiyatriste ya da psikoloğa anlatmak ortam düzenlemesinden bağımsız bir destek olabilir.

Kendime not

Beni harekete geçiren şeyin çoğu zaman irade ya da motivasyon olmadığını, bir nesnenin yerinde durması olduğunu görmek bana hafiflik verdi. Başlamak her zaman benim içimden çıkmak zorunda değil; bazen masada bekleyen açık bir defterden geliyor.

Sık sorulanlar

DEHB'de görsel hatırlatıcılar neden dijital hatırlatıcılardan daha iyi çalışabilir?

Çünkü bildirimler tek dokunuşla kapatılıp unutulabiliyor; bir nesne ise gözünün önünde durmaya devam ediyor. Herkes için geçerli değil, ama birçok kişi fiziksel işaretleri daha kalıcı buluyor.

Hatırlatıcı notlar zamanla neden işe yaramaz hale geliyor?

Aynı şeyi her gün gördüğünde beyin onu arka plana atabiliyor. Notu ya da nesneyi arada bir yer değiştirmek, rengini ya da biçimini değiştirmek yeniden fark edilmesini sağlayabilir.

Çok fazla hatırlatıcı bırakmak sorun olur mu?

Evet, her yerde not varsa hiçbiri öne çıkmaz ve görsel kalabalık yeni bir yük olabilir. Tek bir net ipucuyla başlamak ve işe yaradıkça eklemek daha sağlıklı.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir