Bir akşam saatlerdir masada olduğumu, tam o sırada okuduğum paragrafı üçüncü kez baştan başladığımı fark ettim. Sonra bir şey dikkatimi çekti: ayaklarım buz gibiydi, omuzlarım kulaklarıma doğru çıkmıştı ve odada hafif bir yemek kokusu vardı. Zihnim işe odaklanmaya çalışırken, bedenim arka planda sürekli "burası rahat değil" diye mırıldanıyormuş.
O günden beri çalışma ortamında sıcaklık ve koku gibi "ikinci planda kalan" şeylere daha dikkatli bakıyorum. Bunlar masa düzeni ya da ses kadar konuşulmuyor, ama benim için dikkatin sessiz yükü olabiliyor. Uzman değilim; yazdıklarım kendi gözlemlerim.
Kısaca: Çalışma ortamında sıcaklık ve koku, bedenin rahatını doğrudan etkilediği için dikkati de sessizce etkileyebilir. Tek bir doğru sıcaklık ya da koku yok; bedenine "burada kalabilirim" dedirten ayarı küçük denemelerle bulmak en gerçekçi yol.
Çalışma ortamında sıcaklık ve koku dikkati neden bölüyor?
Dikkati yönetmek zaten bende çaba isteyen bir iş. O çabanın bir kısmı da bedenin gönderdiği sinyalleri bastırmaya gidince, işe kalan pay azalıyor. Üşüyen ya da bunalan bir beden, "bir şey yapmam lazım" diye dikkatimi kendine çağırıyor.
Bir de şu var: Bedensel sinyalleri geç fark etme eğilimim var. Susuzluğu, açlığı, sırt ağrısını, üşümeyi çoğu zaman rahatsızlık büyüyünce anlıyorum. Bu bende sık, çevremde de DEHB'li birçok kişinin anlattığı bir şey; ama herkes için geçerli olduğunu söyleyemem. Sonuç olarak, rahatsızlığı "işin bir parçası" sanıp devam ediyorum ve bir noktada dikkat tamamen dağılıyor.
Bu yüzden bedensel konforu bir lüks gibi değil, bir başlangıç koşulu gibi görmeye başladım. Bedenim dayanabildiği sürece zihnim de işe daha rahat ayrılabiliyor.
Sıcaklık: kendi aralığımı nasıl buldum?
Oda sıcaklığı konusunda kimseye bir rakam veremem; hem ev hem insan hem mevsim farklı. Benim yaptığım şey, kendi "rahat aralığımı" gözlemlemek oldu.
Fark ettiklerim:
- Çok sıcak ortamlarda uykum geliyor ve düşüncelerim yavaşlıyor.
- Çok soğuk ortamlarda dikkatimi sürekli ellerim ve ayaklarım çekiyor.
- Aynı oda gün içinde değişiyor; sabah rahat gelen yer akşam bunaltabiliyor.
Böylece sıcaklığı tek bir ayar olarak değil, katmanlı düşünmeye başladım. Odayı değiştirmeden bedeni değiştirebiliyorum: bir hırka, ince çorap, bir battaniye ya da pencerenin kenarına bir parça hava. Katman çıkarıp giymek, kalkıp kaloriferle uğraşmaktan çok daha az "başlama bedeli" istiyor.
Şunu da eklemeliyim: Bazen sıcaklık hissi, aslında başka bir şeyin işareti. Yorgunluk, açlık ya da sıkıntı da "üşüyorum" ya da "bunaldım" gibi hissettirebiliyor. Bunu ayırt etmeyi hâlâ öğreniyorum.
Mevsim geçişlerinde düzen bozuluyor
Bir şeyi çoğu kez geç fark ediyorum: Kendi "iyi çalışma" ayarımı bir mevsimde bulup diğerinde aynen uygulamaya çalışıyorum. Kışın işe yarayan sıcak köşe yazın bunaltıyor; yazın sevdiğim açık pencere kışın bana soğuk bir gürültü gibi geliyor. Mevsim değişince ortamı da yeniden gözden geçirmek, bende kendiliğinden olmuyor; bu yüzden takvimde mevsim geçişlerine "masaya yeniden bak" diye küçük bir not düşmeyi deniyorum.
Koku: görünmeyen dikkat dağıtıcı
Koku konusunda hassas biriyim. Yemek kokusu, yeni temizlenmiş bir yüzeyin keskin kokusu ya da biraz fazla sıkılmış bir parfüm, düşüncemi bir anda başka bir yere çekebiliyor. Üstelik koku, ses gibi "kapatılabilen" bir şey değil; kalkıp açmak, havalandırmak gerekiyor.
Burada da kendi gözlemlerim şöyle:
- Çalışmaya başlamadan önce havalandırmak çoğu zaman yeterli oluyor. Pencereyi birkaç dakika açmak, bende görünmez bir "temiz sayfa" etkisi yapıyor.
- Yeni bir koku eklemek yerine, olanı azaltmak daha işe yarıyor. Oda spreyi, mum ya da yağ eklediğimde bazen dikkatim kokuya takılıp kalıyor.
- Yemek kokusunu işten ayırmak istiyorum. Mutfağa yakın bir masada çalışırken yemek saatleri dikkatimi fazlasıyla bozuyor.
- Sevdiğim kokular da yorabiliyor. Güzel bir koku, uzun süre maruz kalınca bende baş ağrısına yakın bir yük hissi bırakabiliyor.
Bazı insanlar belirli bir kokuyu çalışma başlangıcının işareti olarak kullanıyor: bir çay, bir mum ya da bir krem. Bende de işe yaradığı günler oldu, ama bunun odağı artırdığına dair kesin bir şey söyleyemem. Bana göre koku, bir "başlama işareti" olabilir; bir tedavi değil.
Kokunun bir başka yönü de hafıza. Bazı kokular beni bir anda geçmişteki bir çalışma ya da sınav dönemine götürebiliyor; o an iş bir kenarda kalıyor ve zihnim eski hislere dalıyor. Bunu bir sorun gibi değil, bir bilgi gibi alıyorum. Hangi koku bende ne çağrıştırıyorsa, o kokuyu çalışma masamdan uzak tutmak çoğu zaman yeterli oluyor.
Koku bazen de başkasından geliyor: evdeki biri yemek yapıyor, ortak ofiste biri parfümünü gün boyu taşıyor. Orada yapabileceğim şey genellikle sınırlı. Küçük bir mola, pencere kenarında birkaç dakika ya da yer değiştirmek yardım edebiliyor. Bu tür durumlarda "ben fazla hassasım" diye kendimi eleştirmemeye çalışıyorum; hassasiyet bir kusur değil, bir veri.
Oturuş, açlık, susuzluk: sessiz beden notları
Sıcaklık ve kokuya ek olarak, bedensel konforun birkaç ayrıntısı daha var. Bunlar da dikkatimi hızla çalıyor.
- Oturuş: Sandalyede bir yana eğilip kaldığımı fark ediyorum. Ayakların zemine değmesi, sırtın bir desteğe yaslanması beni şaşırtıcı biçimde rahatlatıyor.
- Su ve atıştırmalık: Masaya su bırakmadığımda, kalkıp mutfağa gitmek "gizli bir mola"ya dönüşüyor ve yarım saatim gidiyor.
- Tuvalet ve hareket ihtiyacı: Bedenin dediğini ertelemek çoğu zaman dikkat maliyeti çıkarıyor.
- Işık ve ekran: Göz yorgunluğu, bazen yorgun hissetmemin asıl sebebi oluyor.
Bunlar basit gibi görünüyor, ama kendi kendine "ben bunları zaten biliyorum" demek benim için yetmedi. Bilmekle masada fark etmek arasında bir mesafe var.
Başlamadan önce üç dakikalık beden taraması
Bir dönem, çalışmaya oturmadan önce kendime kısa bir soru listesi sormaya başladım. Bu bir ritüelden çok bir kontrol; sadece üç dakika sürüyor:
- Üşüyor ya da bunalıyor muyum? Bir katman ekleyebilir ya da çıkarabilir miyim?
- Odada beni rahatsız eden bir koku var mı? Pencereyi açmak yeter mi?
- Suyum yanımda mı? Aç mıyım?
- Sırtım ve ayaklarım nerede duruyor?
- Tuvalete gitmem gerekiyor mu?
Cevaplar hep "evet" çıkmıyor ve her şeyi düzeltmem gerekmiyor. Ama bu soruları sormak, o güne dair bir fark bırakıyor: "Neden dağıldım?" diye yarım saat kendimi yormak yerine, nedeni daha baştan görebiliyorum.
Her şeyi ayarlayamayabilirsin
Herkesin ortamı üzerinde aynı kontrol yok. Ortak bir ofiste ya da evi paylaştığın kişilerle yaşarken sıcaklığı, kokuyu ya da ışığı istediğin gibi ayarlayamayabilirsin. Böyle durumlarda küçük taşınabilir çözümler yardım edebiliyor: bir hırka, bir termos, kulaklık ya da koltuğunun yerini değiştirmek.
Bazen de ortam elverişsiz olmaya devam ediyor ve o zaman mesele "yeterince denemedim" değil. Kendime bunu hatırlatmak, suçluluğu azaltıyor.
Eğer kokulara, seslere ya da dokulara karşı hassasiyetin günlük hayatını ciddi biçimde zorluyorsa, bunu bir psikiyatriste ya da psikoloğa anlatmak mantıklı. Hassasiyetin nedenini birlikte anlamak, ortamı düzenlemekten ayrı bir destek olabilir.
Son söz
Bedenim dikkatimin rakibi değil; aynı tarafta çalışıyoruz, yalnızca ona kulak vermem gerekiyor. Sıcaklık ve koku gibi küçük şeyler, tek başlarına hiçbir şeyi çözmüyor. Yine de "neden odaklanamıyorum" sorusuna bazen en kolay cevap, ayaklarımın üşüyor olması çıkıyor.