Kafe sesinin bende bir çalışma sesi gibi işlediği günler var. Fincan sesleri, makine uğultusu, uzaktan gelen kıkırdamalar derken zihnim sakinleşiyor ve iki saat nasıl geçtiğini anlamıyorum. Beni bitiren günler de var: Bir yan masa, tüm sohbetini canlı yayında anlatıyor ve ben her cümlede başımı kaldırıyorum. Kafede çalışmak bende bu yüzden iki yüzlü bir deneyim.
Bu yazıda kafede çalışmanın bende neden bazen iyi, bazen kötü geldiğini; artılarını ve eksilerini dürüstçe anlatmak istiyorum. Bir uzman değilim; yalnızca kendi masamdan ve çevremdeki DEHB'li insanlardan duyduklarımdan konuşuyorum. Senin deneyimin farklı çıkabilir.
Kısaca: Kafe, sabit bir uğultu, başka insanların varlığı ve evden çıkma değişikliği sunduğu için bazı insanlara iyi gelir; ama beklenmedik konuşmalar, kalabalık ve pratik zorluklar başkaları için yorucu olur. Kısa blokla başlayıp saatini, koltuğunu ve işini seçmek deneyimi daha öngörülebilir kılar.
Kafede çalışmak neden bazen iyi geliyor?
Birkaç nedeni var ve hepsi birbirine karışıyor:
- Anlamı seçilmeyen uğultu. Çok kişinin aynı anda konuşmasından çıkan sabit ses, bende bir tür arka plan battaniyesi oluyor. Tek tek cümleleri ayırt edemediğimde beynim onları takip etmeye çalışmıyor.
- Başkalarının varlığı. Etrafımda insanların çalıştığını ya da bir şeyle meşgul olduğunu görmek, ortamda hafif bir "birlikte" hissi veriyor. Bu hissi evde bulmak zor.
- Evden çıkmanın değişikliği. Yeni bir ortam, bazen dikkatimin taze kalmasına yardımcı oluyor. Evdeki yığınlar ve yapılacaklar gözümün önünde değil.
- Ritüel. Bir içecek siparişi, aynı koltuk, aynı saat... Bunlar bir başlama işareti gibi çalışıyor.
- Doğal zaman sınırı. Kafenin kalabalığı, şarjın bitişi ya da bir randevu, bana bir bitiş çizgisi veriyor. Sonsuz bir akşam yerine "bu bloğu bitireceğim" fikri doğuyor.
Bunların hiçbiri her gün işe yaramıyor, ama doğru günde doğru kafede bir araya geldiklerinde gerçekten iyi bir çalışma anı çıkıyor.
Bir de şu var: Bende kafede çalışmanın etkisi, kafenin kendisinden çok oraya "çalışmaya" gitmiş olmamdan geliyor gibi. Yola çıktım, bir içecek aldım, bilgisayarı açtım; bu küçük zincir bana başlamamın zaten yarısını yaptırıyor. Yani kafe bir mekândan çok bir tür başlama merasimi.
Kafede çalışmanın eksileri
Eksileri de aynı açıklıkla söyleyeyim.
Net duyulan konuşmalar. Uğultu bende iyi çalışıyor ama bir yan masadan net, anlaşılır bir konuşma gelirse dikkatim hemen oraya kayıyor. Kime ne olduğunu, ne planladıklarını bilmek istemiyorum ama bilmeye başlıyorum.
Müzik sözleri. Kafe müziği genellikle sözlü ve ben istemeden sözlere kulak veriyorum. Yazı yazarken bu ağır oluyor.
İnsan izlemek. Kapıdan girenler, yan masadan geçenler, bir başkasının ekranı... Gözüm bir hareketi kaçırmıyor. Bazı günler bunun eğlenceli tarafı var, ama çalışmaya zarar veriyor.
Pratik sorunlar. Priz uzakta olabiliyor, internet yavaş olabiliyor, masa küçük olabiliyor, koltuk rahatsız olabiliyor. Bunlar küçük şeyler ama benim zaten kırılgan olan odağımı kolayca bozuyor.
Eşya ve gizlilik. Bir yere kalkmak istediğimde bilgisayarı ve eşyaları bırakmak huzursuz edebiliyor. Ekranı başkalarının gördüğü bir ortamda hassas bilgiyle çalışmak da rahat olmuyor.
Çalışıyormuş gibi yapmak. Kafeye gidip bir saat boyunca ortama bakıp hiçbir şey yapmadan döndüğüm günler de oldu. O günlerde kendime kızmak yerine şunu not ettim: Mekân tek başına iş yaptırmıyor; yanına net bir görev gerekiyor.
Sürpriz faktörü. Aynı kafe bir gün sakin, ertesi gün kalabalık ve gürültülü olabiliyor. Bu öngörülemezlik bazı insanlar için heyecan, benim için bazen yorgunluk.
Kafeyi daha çalışılır yapan küçük seçimler
Zamanla öğrendiğim ayarlar şöyle:
- Saat seçimi. Sabahın erken saatleri ya da öğleden sonra sakin saatler bende daha iyi çalışıyor. Öğle ve akşam yoğunluğu beni yoruyor.
- Koltuk seçimi. Duvara bakan, geçiş yolundan uzak bir yer. Kapıya sırtımı dönmek, insanların girip çıkmasını görmemi azaltıyor.
- Kulaklık. Çok kısık bir ses ya da sadece takılı olması bile konuşma ve müzik sözlerinden beni koruyor.
- Net görev. "Kafeye çalışmaya gidiyorum" yerine "şu e-postaları temizleyeceğim" diyorum. Görev net olduğunda sosyal ortamda kaybolmuyorum.
- Kısa blok. İlk gidişte yirmi beş ya da kırk dakikalık bir blok deniyorum. İyi giderse devam ediyorum.
- Şarj ve hazırlık. Bilgisayarım dolu, kulaklığım yanımda, defterim çantada. Küçük sürprizlerden kaçınıyorum.
Hangi işler kafeye uygun?
Benim için kafe, e-posta temizleme, planlama, taslak yazma, hafif okuma ve düşünme gibi esnek işlerde iyi. Yeni ve zor bir konuyu ilk kez öğrenmem gerektiğinde, uzun ve derin bir yazı yazarken ya da hassas bir belgeyle uğraşırken kafe beni yoruyor. O işleri evde ya da sessiz bir yerde yapıyorum.
Görüşme yapmam gereken günlerde kafeyi hiç düşünmüyorum; hem çevredekiler duyar hem ben çevredekileri duyarım.
Kafe nezaketi ve kendi sınırın
Burada küçük bir dürüstlük payı koymak istiyorum. Yoğun saatlerde tek bir içecekle saatlerce bir masayı kaplamak, hem kafe çalışanlarına hem başka müşterilere haksızlık olabilir. Ben bunu ciddiye alıyorum. Kısa bir blok ise kalabalık saatte yeterli; uzun bir çalışma düşünüyorsam sakin saatleri seçiyor ya da bir sipariş daha veriyorum. Bütçeni ve yerini kendin bilirsin; ben sadece bunun hem nezaket hem huzur meselesi olduğunu düşünüyorum.
Kendi sınırını da bilmek önemli. Kafede iki saat geçirdikten sonra eve dönerken bir yorgunluk hissedersem bunu bir işaret sayıyorum: Bugünün sosyal ortamı bana fazla geldi demek. O zaman bir sonraki sefere süreyi kısaltıyorum, ya da kafe yerine daha sakin bir yeri deniyorum. Kafede çalışmak sosyal bir ortamda olmak demek ve bazı günler bu enerji gerektiriyor. Yorgunluk hissediyorsan evde ya da başka sakin bir yerde çalışmak bir eksiklik sayılmaz.
Kafe sesini evde taklit etmek
Kafeye gidemediğimde ya da gitmek istemediğimde, o uğultuyu evde yeniden yaratıyorum: Düşük sesli bir kafe ortam sesi, arkada sabit bir hareket ve çok kısık bir tonla çalışıyorum. Birebir aynı değil ama anlamı seçilmeyen bir arka planın etkisini kısmen veriyor. Yine de bazı günler hiçbir şey kafede olmanın o gerçek canlılığını vermiyor. Bunu kabul etmek de iyi geliyor; evde taklit ettiğim şey bir kopya, ve kopyanın her zaman aynı çalışması gerekmiyor. Benzer bir hissi bazen bir arkadaşla aynı anda, ama ayrı ayrı çalışarak da buluyorum.
Son söz
Kafede çalışmak benim için ne bir çözüm ne bir sorun. Kendi başına iyi ya da kötü değil; duruma göre davranıyor. Doğru günde, doğru saatte ve doğru işte parlıyor; yanlış günde beni yoruyor.
Bu hafta bir kafede kırk dakikalık bir blok dene. Kulaklığını yanına al, net bir görev seç, sakin bir saat bul. Dönerken şunu sor: "Orada başlamak daha kolay mıydı, işe dönmek mi zordu?" Cevabın bir sonraki adımı belirlesin.