Kütüphanede çalışmak: DEHB'li biri için artıları ve eksileri

Kütüphanede çalışmak odaklanmayı kolaylaştırabilir ama herkese uymaz. Ortak sessizliğin, yolun ve sosyal gözün artılarını ve eksilerini anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Kütüphanenin kapısından girdiğim an bir şey değişiyor: Sesim alçalıyor, adımlarım yavaşlıyor, omuzlarım biraz iniyor. Kimse bana bir şey söylemedi, bir kural yazmadı ama herkesin ortak bir anlaşması var ve ben de bu anlaşmanın içine giriyorum. Kütüphanede çalışmak benim için bu yüzden evdeki çalışmadan farklı bir deneyim.

Bu yazıda kütüphanenin bende neden işe yaradığını, nerede yorduğunu ve DEHB'li biri olarak onu nasıl daha rahat kullanabildiğimi anlatıyorum. Bir uzman değilim; sadece kendi gözlemlerimi ve çevremdeki insanlardan duyduklarımı paylaşıyorum. Kütüphane herkes için bir cennet değil, bunu baştan söyleyeyim. Kimi insan orada nefes alıyor, kimi insan orada nefesini tutuyor; ikisi de mümkün.

Kısaca: Kütüphane, ortak bir sessizlik, çalışan başka insanlar ve tek amaçlı bir mekân sunduğu için başlamayı kolaylaştırabilir. Öte yandan tam sessizlik, kıpırdama kısıtı, yol ve sosyal göz gibi zorlukları da var. Hangisinin ağır bastığı kişiden kişiye değişir; kendi tepkini gözlemleyerek karar vermek en iyisi.

Kütüphanede çalışmak bende neden işe yarıyor?

Bunun kesin bir açıklamasını bilmiyorum, ama gözlemlediklerim var:

  • Ortak sessizlik. Sessizliği tek başıma yaratmak zorunda değilim; orada herkes bunu birlikte kuruyor. Bu bana kolay geliyor çünkü kural benden değil, ortamdan geliyor.
  • Başkaları çalışıyor. Etrafımda çalışan insanlar görmek, benim de çalışmam gerektiğini hatırlatan yumuşak bir ortam yaratıyor. Kimse bana bakmıyor ama herkes çalıştığı için ben de çalışıyorum.
  • Tek amaçlı mekân. Kütüphane çalışmak için var. Yatak, kanepe ya da buzdolabı yok. Orada ne yapacağım konusunda kafa karışıklığı yaşamıyorum.
  • Yola çıkmak bir taahhüt. Evden çıkmak için hazırlanmak, çantayı toplamak, yürümek... Bu eforu gösterdiğim için orada oturunca "şimdi çalışmalıyım" hissi daha güçlü.
  • Evdeki işaretlerden uzak olmak. Bulaşık, çamaşır, dağınık bir köşe gözümün önünde değil.

Bunların hiçbiri bir sihir değil; sadece birkaç küçük etkenin üst üste gelmesi. Ama benim için yeterli bir toplam.

Kütüphanede çalışmanın eksileri

Yine de her şeyi güzel göstermek istemiyorum. Kütüphane bazı günler beni zorluyor.

Sessizliğin kendisi. Tam sessizlikte çalışamadığım günlerde kütüphane de bana ağır geliyor. Bir öksürük, sayfa çevirme, bir telefon titremesi bile fazla belirgin duyuluyor. Tam sessizlik benim için bazen yoğunlaştırıcı, bazen rahatsız edici.

Kıpırdama kısıtı. Bacağımı sallamak, kalemi çevirmek, ayağa kalkıp yürümek istiyorum. Kütüphanede bunları yaparken başkalarını rahatsız etmekten çekiniyorum. Bu çekinme, bedenimi tutarken zihnimi de yoruyor.

Sosyal göz hissi. Kimse beni izlemiyor olsa bile "herkes çalışıyor, ben neden başlayamıyorum" düşüncesi bazen devreye giriyor. Bu karşılaştırma hissi, ortak sessizliğin gölgesi.

Yol ve eşik. Kütüphaneye gitmek bir enerji gerektiriyor. Zorlu günlerde "gidemem" diyorum ve gitmediğim gün zaten çalışmadığım gün oluyor. Yani kütüphane bir çözüm gibi dururken bazen yeni bir başlama engeline dönüşebiliyor.

Saatler ve yer. Kapanış saati, dolu masalar, prizin uzak olması gibi pratik sorunlar da var. Planım "tam şu saatte kütüphanede" üzerine kuruluysa ve yer yoksa sinirlenebiliyorum.

Unutulan şeyler. Şarj aleti, kulaklık, defter... Bir şeyi unuttuysam bütün gidişim boşa gidebiliyor. Bu yüzden hazır bir çantam var.

DEHB ile kütüphaneyi daha rahat kullanmak için denediklerim

Zamanla kendime küçük ayarlar buldum:

  1. Yer seçimi. Geçiş yolundan uzak, duvara yakın ya da köşede bir yer. Arkamdan insan geçmediğinde dikkatim daha az kayıyor.
  2. Kulaklık ya da kulak tıkacı. Kütüphane sessiz diye ses yok anlamına gelmiyor; küçük sesleri azaltmak için çok kısık bir ses ya da sadece tıkaç kullanabiliyorum.
  3. Hazır çanta. Defter, kalem, şarj aleti, kulaklık, bir şişe su aynı çantada hep hazır duruyor.
  4. Net bir görev. Oraya "çalışmaya" gitmiyorum, "şu bölümü okumaya" gidiyorum. Görev ne kadar net olursa oturunca ne yapacağımı düşünmek zorunda kalmıyorum.
  5. Kısa bloklar ve koridor molaları. Yirmi beş dakika çalışıp beş dakika ayağa kalkıp yürümek, kıpırdama ihtiyacını sessizce karşılıyor.
  6. Sessiz fidget. Cebimde yumuşak ve ses çıkarmayan küçük bir nesne bulunması, parmaklarımı meşgul ediyor ve kimseyi rahatsız etmiyor.

Hangi iş kütüphaneye uygun?

Her iş kütüphane için uygun değil. Benim için iyi çalışanlar: okuma, ders çalışma, uzun bir yazının taslağı, kayıt tutma gibi sessiz ve derin işler. Telefon görüşmesi gerektiren, sesli bir toplantıya girmem gereken ya da sürekli konuşarak düşünmem gereken işleri başka bir yere bırakıyorum.

Bir de ruh hâli meselesi var. Çok gergin olduğum günlerde sessiz salon bana baskı gibi gelebiliyor; o günler daha hareketli, hafif sesli bir ortam seçiyorum. Kütüphane güvenilir bir seçenek ama her günün cevabı değil.

Bugün kütüphane mi, ev mi? Karar verirken sorduklarım

Bazı sabahlar "kütüphaneye gideyim mi" sorusu kendi başına bir erteleme kapısına dönüşüyor. Bu yüzden kendime birkaç kısa soru hazırladım:

  • Bugünkü işim sessiz, derin ve ekran ağırlıklı mı? Evet ise kütüphane iyi bir aday.
  • Yola çıkmak bugün bana enerji mi verir, enerji mi alır? Zaten tükenmiş hissediyorsam evde kısa bir blok daha gerçekçi olabilir.
  • Gitmek için hazırlık gerekiyor mu? Çantam hazırsa karar kolay.
  • Gidemezsem planım ne? Bir "B planı" olması, "gidemedim, o zaman hiç" tuzağından koruyor.

Bu soruların cevabı net değilse, en küçük olanı seçiyorum: Yirmi beş dakikalık bir ziyaret ya da evde bir köşe. Büyük planlar yapıp hiç başlamamaktansa küçük bir planı gerçekten yapmayı yeğliyorum.

Kütüphaneye gidemediğim günler

Kütüphane etkisini evde tamamen yaratmak mümkün değil, ama bir kısmını taklit edebiliyorum. Ortak sessizliği sağlamak için kısık bir ortam sesi açıyorum. Başkalarının çalıştığı hissi için bir arkadaşla sessizce aynı zamanda çalışıyoruz. Kütüphaneye gidemediğim günlerde, başkalarının da sessizce çalıştığı sanal bir masa bu hissin bir kısmını veriyor; MASA da bu fikre dayanıyor. Bunların hiçbiri birebir aynı değil ama başlama eşiğini yine de düşürüyor.

Bir de ev içinde sabit bir köşe belirleyip orayı kütüphane gibi kullanıyorum: aynı yer, aynı ışık, aynı ses. Beynim zamanla burayı "kütüphane köşesi" olarak tanımaya başlıyor.

Kendime not

Kütüphane benim için bir mekân olmaktan çok bir ortak anlaşma. Herkes sessiz, herkes çalışıyor ve ben o anlaşmanın içine girince başlamak biraz kolaylaşıyor. Bazen de hiç uymuyor ve o zaman başka bir yeri deniyorum.

Bu hafta yakınlarda bir kütüphaneye bir kez, kısa bir blok için gitmeyi dene. Yirmi beş dakika yeter. Çıkarken kendine şunu sor: "Orada başlamak daha mı kolaydı?" Cevap evetse bir sonraki sefer için bir saat belirle; hayırsa sorun yok, bu yerlerden biri senin yerin değildi.

Sık sorulanlar

Kütüphanede çalışmak DEHB'li biri için iyi midir?

Bazı kişiler için çok iyi olabilir; ortak sessizlik, başkalarının çalışıyor olması ve evden uzak olmak başlamayı kolaylaştırabilir. Ama sessizlikte zorlananlar ya da sürekli kıpırdanma ihtiyacı duyanlar için rahatsız edici de olabilir.

Kütüphanede dikkatim yine de dağılırsa ne yapmalıyım?

Oturma yerini değiştirmek, kulak tıkacı ya da kulaklık kullanmak, kısa bloklarla çalışıp koridorda kısa bir mola vermek denenebilir. Dağılmak olağandır; asıl beceri, fark edip geri dönmektir.

Kütüphaneye gidemiyorsam evde aynı etkiyi nasıl yaratabilirim?

Başkalarının da çalıştığı bir ortam hissini sanal bir ortak çalışma masasıyla, bir arkadaşla ya da evde sabit bir köşeyle yaratmayı deneyebilirsin. Birebir aynı olmasa da başlama kolaylığının bir kısmını verebilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir