Yirminci sorudasın. Soruyu okudun, bir daha okudun, üçüncüye başladığında aslında kafanda dün akşam izlediğin bir sahnenin döndüğünü fark ettin. Saate bakıyorsun, düşündüğünden fazla zaman geçmiş. Deneme sınavında dikkat böyle sessizce kayboluyor: Ne zaman gittiğini bilmiyorsun, sadece gittiğini fark ediyorsun.
Öğrenciyken denemelerin bende en çok bu hissi bıraktığını hatırlıyorum. Bilgi eksikliğinden çok, kendi dikkatime yetişememekten kaynaklanan bir yorgunluk. Bu yazıda, DEHB'li bir beyinle denemeye girmeyi biraz daha yönetilebilir kılan şeyleri anlatmak istiyorum. Hepsi denediğim, bazıları işe yarayan, bazıları ise bana göre olmadığını fark ettiğim yöntemler.
Kısaca: Deneme sınavında dikkat dağılması DEHB'li öğrencilerde çok sık görülür ve bir bilgi eksikliği değildir. Denemeden önce ortamı sadeleştirmek, sırasında dikkat kayınca geri dönmek için küçük bir rutin kullanmak ve sonrasında dikkat notları tutmak, uzun oturumları daha yönetilebilir kılabilir.
Deneme sınavında dikkat neden bölüm bölüm kayboluyor?
Bir deneme, dikkat için uzun bir koşu. Saatlerce aynı masada, aynı kâğıda bakarak, birbirine benzeyen işleri art arda yapıyorsun. DEHB'li bir beyin için bu, yeniliğin giderek azaldığı bir ortam demek. Yenilik azaldıkça beyin kendine başka uyarıcılar aramaya başlıyor: bir ses, bir düşünce, pencereden geçen bir kuş.
Bir de geçişler var. Bir dersten diğerine, bir soru tipinden diğerine geçerken zihnin yeniden ayar yapması gerekiyor. DEHB'de bu ayar anları en kırılgan noktalar. Matematiğe alışmışken birden fen sorularına geçtiğinde, dikkatin bir süre boşlukta asılı kalabiliyor.
Son olarak da yorgunluk. Denemenin ilk kısmında zorlanmadan çözdüğün soru tiplerini son kısımlarda kaçırmaya başlıyorsan, bu çoğu zaman bilgiyle değil, dikkat kaynaklarının tükenmesiyle ilgili. Bunu bilmek önemli, çünkü “Ben bu konuyu bilmiyorum” diye yanlış bir sonuca varmanı engelliyor.
Denemeye girmeden önce: ortamı ve bedeni hazırlamak
Deneme sırasında yapabileceğin şeyler sınırlı. Ama denemeye girmeden önce yapabileceğin çok şey var ve bunların bazıları ciddi fark yaratıyor.
İlk olarak bedenini hazırla. Aç karnına ya da çok ağır bir yemekten hemen sonra denemeye oturmak dikkati zorluyor. Su şişen yanında olsun. Denemeden önce kısa bir yürüyüş ya da birkaç dakikalık hareket, bedenindeki fazla enerjiyi biraz boşaltabilir.
İkinci olarak, masanı sadeleştir. Önünde sadece kitapçık, optik, kalem ve silgi olsun. Gözünün takılabileceği her ekstra eşya, dikkatin için küçük bir kanca. Telefonun başka bir odada olması, “sadece saate bakacağım” bahanesini de ortadan kaldırıyor. Saat için duvar saati ya da basit bir kol saati kullanabilirsin.
Üçüncü olarak, bir plan yap. Hangi bölüme ne kadar süre ayırmak istediğini kabaca belirle ve bunu kitapçığın köşesine yaz. Bu, zamanın görünmez akışını görünür kılan küçük bir çapa.
Son olarak beklentini ayarla. Her denemeye “Bu sefer hiç dağılmayacağım” diye girmek, ilk dağılmada büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Onun yerine “Dağılacağım ve geri döneceğim” diye girmek daha gerçekçi. Bu cümle seni gevşetiyor ve dağıldığında panik yerine bir plan hatırlatıyor.
Deneme sırasında dikkat dağılınca geri dönmek
Dikkatin dağılacak. Bu bir ihtimal değil, DEHB'li bir beyin için neredeyse kesin olan bir şey. O yüzden amaç dağılmamak değil, dağıldığında daha hızlı geri dönebilmek.
Bende işe yarayan küçük bir geri dönüş rutini şuydu:
- Fark et ve adlandır. İçinden kısaca “Dağıldım” de. Kendini suçlamadan, sadece bir gözlem olarak.
- Kalemini kaldır, bir nefes al. Bu kısa an, kafandaki gürültüyü biraz kesiyor.
- Sorunun köküne dön. Uzun metni baştan okumak yerine, önce ne sorulduğunu oku ve altını çiz.
- Sorun hâlâ bulanıksa işaretle ve geç. Tur sonunda ona taze bir gözle dönersin.
Bu rutinin gücü, otomatikleşebilmesinde. İlk denemelerde yapay gelebilir, ama birkaç denemeden sonra neredeyse kendiliğinden işliyor.
Bir de bölüm geçişlerinde küçük bir mola ver. Bir dersi bitirdiğinde gözlerini birkaç saniye kitapçıktan kaldır, omuzlarını gevşet, sonra yeni bölüme başla. Bu birkaç saniyelik ara, zihninin yeni ayar yapması için alan açıyor.
Takıldığın sorularda inatlaşmamak da önemli. DEHB'li beyin bazen tek bir soruya kilitlenebiliyor ve o soruyu çözmeden ilerleyememe hissi doğuyor. Oysa o soruda geçen her dakika, sonraki sorulara ayıracağın dikkati de eritiyor.
Bedeninle geri dönmek
Bazen dikkati zihinle değil, bedenle toplamak daha kolay. DEHB'li birçok insan, hareket edemediğinde dikkatinin daha çabuk kaçtığını fark ediyor. Sınav salonunda kalkıp yürüyemezsin ama küçük şeyler yapabilirsin: ayak parmaklarını sıkıp gevşetmek, sırtını sandalyeye yaslayıp yeniden dikleşmek, kalemi parmaklarının arasında çevirmek. Bunlar etrafındakileri rahatsız etmeden bedenine “buradayız” mesajı veriyor.
Gözlerini de kullanabilirsin. Okuduğun satırı kalemin ucuyla takip etmek, gözün satırdan satıra kaymasını yavaşlatıyor ve zihnin metne tutunmasına yardım ediyor. Küçük bir şey gibi görünüyor, ama uzun paragraflarda ciddi fark yaratabiliyor.
Evde deneme çözmek ayrı bir zorluk
Denemelerin bir kısmını evde çözüyorsan, bambaşka bir mücadele başlıyor. Evde kimse seni izlemiyor, süre esneyebiliyor, mutfak çağırıyor, telefon hep bir kapı ötede. Gerçek sınav koşullarından çok uzak bir ortamda dikkat sürdürmek daha da zor.
Evde deneme çözerken ortamı biraz daha sınava benzetmek işe yarıyor. Evdekilere ne kadar süre rahatsız edilmemek istediğini söyle. Süreyi görünür bir saatle takip et. Denemenin ortasında kalkıp mutfağa gitme isteği gelirse bunu bir nota yaz ve deneme bitince kendine izin ver.
Yalnızken disiplin sağlamak zor geliyorsa, başkalarıyla aynı anda deneme çözmek de bir seçenek. Bir arkadaşla aynı saatte başlamak, kütüphanede çözmek ya da sanal bir ortamda başkalarıyla aynı anda oturmak bir tür dış yapı sağlıyor. MASA'daki Deneme Salonu'nu da bu yüzden düşündüm: Herkesin kendi denemesini sessizce çözdüğü, ama yalnız olmadığını hissettiğin bir oda.
Denemeden sonra dikkat notu tutmak
Deneme bittiğinde çoğumuz doğrudan netlere bakıyoruz. Ama DEHB'li bir öğrenci için netler kadar önemli bir bilgi daha var: Dikkatin nerede kaydı?
Deneme bittikten sonra, analizinden önce kısa bir dikkat notu yazmayı dene. Şu soruları sorabilirsin:
- Hangi bölümde dikkatim en çok dağıldı?
- Dağıldığında ne düşünüyordum ya da neye bakıyordum?
- Hangi anda geri dönebildim ve ne yardım etti?
- Bir sonraki denemede neyi farklı yapabilirim?
Bu notlar zamanla bir örüntü ortaya çıkarıyor. Belki hep belirli bir bölümün ortasında kayboluyorsun, belki hep aç olduğunda. Örüntüyü gördükçe, bir sonraki denemeye daha hazırlıklı giriyorsun. Kendi dikkatini bir yabancı gibi değil, tanıdık bir arkadaş gibi tanımaya başlıyorsun.
Bu notları yargılayan bir dille değil, merakla yazmak çok önemli. “Yine dağıldım, berbatım” yerine “İkinci bölümün ortasında dağıldım, belki orada kısa bir nefes molasına ihtiyacım var” gibi. Bu küçük dil farkı, bir sonraki denemeye nasıl yaklaştığını değiştiriyor.
Masadan kalkarken
Deneme sınavında dikkat, bir kas gibi zamanla güçlenebilir; ama asla kusursuz olmayacak. Ben hâlâ uzun işlerde dikkatimin sessizce kaydığını fark ediyorum. Değişen şey, fark ettiğim anla geri döndüğüm an arasındaki mesafenin kısalması.
Bir sonraki denemende tek bir şeyi dene: Dikkatin dağıldığında kendini suçlamak yerine sadece “Dağıldım” de ve sorunun köküne dön. Belki ilk seferde çok şey değişmez. Ama birkaç denemede o küçük cümlenin seni ne kadar hızlı geri getirdiğine şaşırabilirsin.