Toplantıda odaklanamıyorum: DEHB ile toplantıda var olmak

Toplantıda odaklanamıyorum diyorsan yalnız değilsin. DEHB ile toplantılarda dinlemek, söz kesmemek ve not almak için denediğim yolları anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

“Peki sen ne düşünüyorsun?” Bu soru bana yöneltildiğinde, toplantının hangi noktasında olduğumuzu bilmediğim çok an oldu. Bedenim oradaydı, başım sallanıyordu, gözlerim konuşanı izliyordu. Ama zihnim üç konu önce sorulan bir sorunun cevabını tartıyor ya da pencereden görünen bir bulutun şeklini çözmeye çalışıyordu.

“Toplantıda odaklanamıyorum” cümlesini uzun süre kimseye söyleyemedim. Çünkü toplantı herkesin oturup dinlediği, en basit iş gibi görünüyordu. Bu yazıda DEHB ile toplantılarda nasıl kaybolduğumu ve kendimi oraya geri getirmek için denediğim küçük şeyleri anlatıyorum.

Kısaca: DEHB ile toplantıda dikkatin kaymasının sebebi çoğu zaman ilgisizlik değil, uzun pasif dinlemenin dikkate yeterince uyaran vermemesi. Toplantıdan önce gündemi kendine çevirmek, sırasında elini not alarak meşgul tutmak, aklına geleni hemen söylemek yerine yazmak ve sonrasında beş dakikalık bir kapanış yapmak işini kolaylaştırabilir.

Toplantıda odaklanamıyorum: aslında ne oluyor?

Toplantılar, DEHB'li bir zihin için ilginç bir zorluk barındırıyor. Bir yandan sosyal bir ortam, yani dikkatli görünmen bekleniyor. Öte yandan çoğu zaman pasif bir dinleme hâli var; konuşmanın ritmini sen belirlemiyorsun, konu sana dokunmadığı anlarda bile oturmaya devam ediyorsun.

Benim dikkatim uyaran arıyor. Konuşma yavaşladığında, tekrar ettiğinde ya da benimle ilgisiz bir konuya kaydığında, zihnim kendine başka bir uyaran buluyor. Bunu seçerek yapmıyorum; bir bakıyorum, çoktan gitmişim.

Bir de tersi var. Bazen konu o kadar ilgimi çekiyor ki aklımdan fikirler fışkırıyor ve onları söylemeden duramıyorum. Biri cümlesini bitirmeden araya giriyorum, sonra da utanıyorum. Yani toplantıda iki uçta da zorlanıyorum: ya çok uzaktayım ya da fazla yakındayım.

Bu iki ucun arasında durmaya çalışmanın da bir bedeli var. Odada kalmak için harcadığım çaba dışarıdan görünmüyor ama toplantı bittiğinde kendimi bir koşudan çıkmış gibi hissediyorum. Arka arkaya üç toplantının olduğu günlerde, akşam olduğunda neden hiçbir şeye gücüm kalmadığını uzun süre anlayamamıştım. Şimdi biliyorum: Dinliyor görünmek ile gerçekten dinlemek arasındaki boşluğu kapatmak için sürekli kürek çekiyordum.

Toplantıdan önce: gündemi kendime çevirmek

Benim için toplantıyı kolaylaştıran şeylerin çoğu, toplantı başlamadan oluyor. Gündemi bilmeden girdiğim toplantılar, haritasız bir yürüyüş gibi; nerede olduğumu, ne kadar kaldığını, neyi kaçırdığımı anlayamıyorum.

Bu yüzden toplantıdan önce birkaç dakikamı ayırıp şu üç soruyu yanıtlamaya çalışıyorum:

  1. Bu toplantıda benimle ilgili hangi karar ya da konu var?
  2. Benden bir şey söylemem bekleniyor mu?
  3. Toplantıdan çıktığımda neyi bilmiş olmam gerekiyor?

Bu soruların cevabını not defterime yazınca, toplantı soyut bir zaman diliminden somut bir göreve dönüşüyor. Gündem yoksa, toplantıyı düzenleyen kişiye kısaca sormak da işe yarıyor. Çoğu zaman bu soru, sadece bana değil herkese yardım ediyor.

Toplantıdan hemen önceki birkaç dakikayı da korumaya çalışıyorum. Bir işin tam ortasındayken toplantıya koşmak, zihnimin yarısını o işte bırakmam demek. Kısa bir “kaldığım yer” notu yazıp öyle kalkmak, toplantıda o işi düşünme ihtiyacımı azaltıyor.

Toplantı sırasında: elimi meşgul, zihnimi çapada tutmak

Not almak, toplantıdaki en güçlü çapam. Ama kelimesi kelimesine not almıyorum; o zaman da dinlemek yerine yazmaya odaklanıyorum. Sayfayı dörde bölüyorum ve sadece şu başlıklara yazıyorum:

  • Kararlar: Toplantıda gerçekten neye karar verildi?
  • Bana düşenler: Benim yapmam gereken ne var, ne zamana kadar?
  • Sorularım: Aklıma gelen ama henüz sormadığım şeyler.
  • Park alanı: Konuyla ilgisiz ama aklıma gelen her şey.

Bu dört kutu, zihnime bir görev veriyor. Dinlerken “bu bir karar mı, bana mı düşüyor?” diye ayıklamak, pasif dinlemeyi aktif bir işe çeviriyor. Dikkatim kaydığında da sayfaya bakıp nerede olduğumu hatırlayabiliyorum.

Bazı toplantılarda elimin hareket etmesi de yardımcı oluyor. Kenarlara küçük şekiller çizmek, bir kalemi çevirmek gibi sessiz hareketler, bazı insanlara dikkatsizlik gibi görünebilir ama benim için tam tersi; bedenim biraz meşgul olunca zihnim daha uzun süre odada kalıyor.

Söz kesme dürtüsü ve park alanı

Aklıma bir fikir geldiğinde onu hemen söylemezsem kaybedeceğimden korkuyorum. Bu korku, söz kesme dürtüsünün arkasındaki asıl motor. Fikrim gerçekten de bazen birkaç saniyede uçup gidiyor; bu korku boşuna değil.

Park alanı tam da bu yüzden işe yarıyor. Fikri yazdığımda kaybolmayacağını biliyorum ve konuşan kişinin sözünü bitirmesini beklemek kolaylaşıyor. Sıra bana geldiğinde nota bakıp söylüyorum. Bazen de yazdıktan sonra fikrin o kadar da acil olmadığını fark ediyorum.

Yine de araya girdiğim anlar oluyor. O zaman kendimi yerden yere vurmak yerine kısa bir “pardon, sözünü kestim, devam et” diyorum. Bu cümle hem durumu toparlıyor hem de toplantıdan sonra saatlerce kafamda dönen o utanç döngüsünü kısaltıyor.

Online toplantılarda kaybolmamak

Online toplantılar benim için ayrı bir sınav. Diğer pencereler, yarım kalmış bir e-posta, bir tık uzaktaki her şey göz ucumda bekliyor. “Sadece bir saniye bakayım” dediğim anda toplantının ipini kaçırıyorum.

Online toplantılarda birkaç kuralım var. Toplantıya girmeden önce gereksiz pencereleri kapatıyorum, mümkünse kamerayı açık tutuyorum ve not defterini bilgisayarın yanına değil önüne koyuyorum. Kamera açıkken başkalarının beni görmesi, benim için hafif bir yan yana çalışma etkisi yaratıyor.

Uzun online toplantılarda bir de kısa ayağa kalkma molası istemekten çekinmiyorum. Bir saati aşan toplantılarda birkaç dakikalık ara, sadece bana değil, ekrana bakan herkese iyi geliyor.

Arka arkaya dizilmiş online toplantılar da ayrı bir tuzak. Bir pencereden çıkıp hemen ötekine girdiğimde, önceki toplantının kararları ile yenisinin gündemi zihnimde birbirine karışıyor. Mümkün olduğunda toplantılar arasına beş on dakikalık boşluk bırakmaya çalışıyorum; bu boşluk hem önceki toplantıyı kapatmama hem de yenisine hazırlanmama yetiyor.

Toplantıdan sonra: beş dakikalık kapanış

Toplantı bittiğinde hemen bir sonraki işe atlarsam, “bana düşenler” kutusundaki her şey birkaç saat içinde buharlaşıyor. Bu yüzden toplantıdan sonra beş dakikamı kapanışa ayırıyorum.

Bu beş dakikada bana düşen işleri görev listeme taşıyorum, tarihleri takvime yazıyorum ve emin olmadığım bir şey varsa hemen soruyorum. Park alanındaki notları da ya ilgili yere aktarıyorum ya da gönül rahatlığıyla siliyorum. Kapanışı yapmadan çıktığım toplantılar, sonradan “bunu kim yapacaktı?” sorusuyla geri dönüyor.

Bu kapanışı bazen toplantının kendisine taşımak da mümkün. Son iki dakikada “ben şunları not aldım, doğru mu?” diye sormak, herkesin aynı şeyi anladığından emin olmanın kısa bir yolu.

Kapatırken

Toplantıda odaklanamıyorum demek, toplantıyı umursamıyorum demek değil. Çoğu zaman tam tersine, umursadığım için bu kadar yoruluyorum. Dikkatin kendiliğinden kalmadığı yerlerde ona tutunacak bir şey vermek, kendimi suçlamaktan çok daha işe yarıyor.

Bir sonraki toplantına sadece dört kutulu bir sayfayla girmeyi dene. Hepsini doldurmak zorunda değilsin. Sadece bir kararı ve sana düşen bir işi yakalaman bile, o toplantıda gerçekten var olduğunun işareti.

Sık sorulanlar

Toplantılarda neden aklım dağılıyor?

Uzun süre pasif dinlemek, konunun sana doğrudan dokunmadığı anlar ve belirsiz gündemler DEHB'li biri için dikkatin kaymasını kolaylaştırabiliyor. Bu çoğu zaman saygısızlık değil, dikkatin uyarana ihtiyaç duymasıyla ilgili.

Toplantıda söz kesmemek için ne yapabilirim?

Aklına geleni hemen söylemek yerine kısa bir not olarak yazmak işe yarayabilir. Fikrin kaybolmayacağını bilmek, araya girme dürtüsünü belirgin biçimde yumuşatıyor.

Online toplantılarda odaklanmak daha mı zor?

Bazıları için evet, çünkü diğer pencereler hep bir tık uzakta. Kamerayı açık tutmak, gereksiz pencereleri kapatmak ve not almak bu kaymayı azaltabiliyor.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir