Randevu kartı çantanın dibinde bir yerde duruyor. Takvimde bir not var ama telefon sessizdeydi. O gün bir toplantı uzadı, sonra bir iş çıktı, derken saat geçti ve geriye sadece "yine mi" duygusu kaldı. DEHB'li pek çok insan için tedaviyi sürdürmenin zor kısmı, tedavinin kendisi değil, ona gitmeyi akılda tutmak ve yapmak.
Bu yazıda DEHB tedaviye düzenli devam etmenin neden zorlaşabildiğini, hangi engellerin sık karşılaşıldığını ve küçük sistemlerle bunlara nasıl yaklaşılabileceğini anlatmak istiyorum. Doktor değilim; bir tedavi ya da ilaç önermiyorum. Sadece bu süreçte yaşanabilecek zorlukları yargısız biçimde konuşmak istiyorum.
Kısaca: Tedaviye devam etmek, planlama, hatırlama ve rutin gibi DEHB'de zorlanılan becerileri gerektiriyor; bu yüzden aksaması bir irade eksikliği değil. Randevuyu çıkışta almak, hatırlatıcılar kurmak ve bırakmak istediğinde bunu doktorla konuşmak süreci kolaylaştırabilir.
DEHB tedaviye düzenli devam etmek neden zor?
Burada ilginç bir çelişki var: Tedavi, zorlandığımız becerileri istiyor. Randevu almak bir planlama işi, randevuyu hatırlamak çalışma belleği işi, düzenli bir şeyi sürdürmek ise rutin işi. DEHB'de en çok güçlük çıkan alanlar tam da bunlar.
Bu yüzden bir randevuyu kaçırdığında ya da bir adımı aksattığında, bunu bir karakter meselesi olarak görmek yanlış. "Ben zaten kendime bakamıyorum" düşüncesi, mevcut zorluğun üstüne bir de utanç ekliyor. Oysa süreç, bu zorluk gözetilerek kurulursa daha kolay yürüyor.
Randevu, takip ve hatırlatma gibi işlerin başlı başına küçük bir proje gibi yönetilmesi gerektiğini fark ettim: tarihler, hatırlatmalar, küçük hazırlıklar. Bunlar sıkıcı görünüyor ama süreci taşıyan iskelet bunlar.
En sık karşılaşılan engeller
Çevremde ve toplulukta duyduklarıma dayanarak bazı engeller sık ortaya çıkıyor:
- Randevuyu unutmak ya da ertelemek. Özellikle günler arasında kayıp giden bir tarih ya da "şu iş bitsin sonra alırım" düşüncesi.
- İdari yük. Randevu almak için aramak, evrak ya da rapor takibi, yönlendirmelerle uğraşmak. Bu işler başlamak için çok enerji istiyor.
- Rutini sürdürmek. Terapide verilen küçük ödevler, günlük notlar ya da düzenli yapılması gereken şeyler zamanla gözden kayboluyor.
- Hemen sonuç beklemek. Değişim çoğu zaman yavaş geliyor; "hiçbir şey değişmedi" hissi motivasyonu düşürüyor.
- İyi hissettiğin dönemler. "Artık gerek yok" düşüncesi, sürecin kesilmesine neden olabiliyor.
- Utanç ve damga. Bir şeye ihtiyaç duyma fikri, kimi insanda "ben zayıfım" hissi uyandırıyor. Oysa destek almak bir zayıflık değil.
- Maddi ve erişim zorlukları. Randevu bulmak, ulaşım, bekleme süresi ve maliyet herkes için aynı kolaylıkta değil. Bu gerçek bir engel; kişisel kusur değil.
- Memnuniyetsizlik ya da yan etki endişesi. Bir şey beklediği gibi gitmediğinde sessizce bırakmak kolay görünüyor; ama doktora söylemek çok daha faydalı.
Bunların bir ya da birkaçı sende varsa, bu seni bir "tedaviye uyumsuz hasta" yapmıyor. Çoğu insan bunlardan en az birini yaşıyor.
Küçük sistemlerle yolu kolaylaştırmak
Motivasyon dalgalanan bir şey; bazı günler yüksek, bazı günler hiç yok. Bu yüzden sürecin motivasyona bağlı kalmaması, sisteme yaslanması daha sağlam. Hatırlatıcı çaldığında "isteyip istemediğime" bakmadan yapılacak bir adım tanımlamak, çoğu zaman kararı yükten çıkarıyor.
Bana yarayan ya da yarayacağını düşündüğüm birkaç yaklaşım şunlar:
- Bir sonraki randevuyu çıkarken al. Bunu "sonra yaparım"a bırakmak, çoğu zaman hiç yapılmamasına dönüşüyor. Çıkış kapısında, yüz yüze ya da telefonda, tarihi netleştirmek yükü hafifletiyor.
- Takvime yaz, iki hatırlatıcı kur. Biri bir gün önce, biri birkaç saat önce. Hatırlatıcı mesajına "randevu: saat, yer" gibi net bir bilgi koymak ayrıca işe yarıyor.
- Randevuyu bir olay gibi planla. O gün öncesi ve sonrasında boşluk bırak. Yol, bekleme ve toparlanma için zaman ayırmak, telaşı azaltıyor.
- İdari işleri tek bir saate topla. Telefon edecekleri, evrak toplamayı, e-postaları haftada bir kısa bir "idari saat"te yapmak, her gün aklında taşımaktan hafif.
- Sorularını bir yere yaz. Aklına geldiğinde telefona not al; randevuda "ne soracaktım" kaygısını azaltıyor.
- Birine söyle. Güvendiğin bir yakınına "salı günü randevum var" demek, küçük bir hatırlatma ağı oluşturuyor.
Başlaması zor idari işlerde yalnız olmak beni çok zorluyor; o yüzden bu işleri başka biri yanımdayken ya da sessizce birlikte çalışırken yapmak çok daha kolay geliyor. MASA'daki ortak masa da benim için bu tür işleri başlatmakta işe yarayan bir yer oldu; yine de bu herkes için aynı olmayabilir.
İyi hissedince ne olur?
Bu, sık yaşanan ve biraz ince bir durum. Bir dönem işler yolunda gidiyor, hayat daha akıcı; "belki artık gerek yoktur" fikri doğuyor. Burada iki şeyi aklımda tutuyorum.
Birincisi, iyi hissetmek tedavinin işe yaradığının bir işareti de olabilir; bu yüzden "işe yaradı, o halde bıraktım" mantığı bazen yanıltıcı. İkincisi, devam etme, azaltma ya da bırakma kararı kendi başına verilecek bir karar değil. Bunu doktorunla konuşmak, hem güvenli hem de daha az kaygı verici bir yol.
Doktora şunları sorabilirsin: "İyi hissediyorum, bunu birlikte nasıl değerlendirebiliriz?", "Bu süreçte neleri izlemeliyim?", "Ne zaman tekrar görüşmeliyiz?"
Bırakmak ya da ara vermek istediğinde
Bazen süreç gerçekten ağır geliyor. Bıkkınlık, yorgunluk, "bu işe yaramıyor" hissi ya da bir yan etki endişesi... Bu durumda sessizce çekilmek çok kolay. Ama aslında en değerli adım, ne yaşadığını bir uzmanla konuşmak.
Kendine şunu sorabilirsin: Beni zorlayan ne? Yöntemin kendisi mi, ulaşım ya da maliyet mi, yorgunluk mu, yoksa umut kaybı mı? Her birinin farklı bir cevabı olabilir. Bazen yöntem değişir, bazen sıklık, bazen sadece bir kaygı konuşulduğunda hafifler.
Tedaviyi ya da ilacı doktor kontrolü olmadan bırakmak ya da değiştirmek sağlıklı bir yol değil. Bu yüzden böyle bir düşünce geldiğinde ilk adımın doktoruna ulaşmak olsun; bunu söylemek yargılanacağın bir şey değil, sürecin bir parçası.
Aksamalar sürecin parçası
Bir randevuyu kaçırmak, bir haftayı atlamak, bir süre ara vermek, hepsi çok sık yaşanıyor. Önemli olan, tekrar dönmenin kapısını açık tutmak. Yeni bir randevu almak, "ne kadar geç kaldım" diye yargılamadan, tek bir telefonla başlayabilir.
Geri dönüş için kısa bir cümle yeterli. Kliniği ararken ya da mesaj atarken şunu söylemek yeter: "Randevumu kaçırdım, yeni bir tarih alabilir miyim?" Açıklama yapmak, özür dilemek ya da ayrıntıya girmek zorunda değilsin. Karşı taraf bu cümleyi çok sık duyuyor.
Kendimden bildiğim şu: ne kadar çok utanırsam, geri dönmek o kadar zorlaşıyor. Utanç yerine meraklı bir ses tonu kullandığımda ("ne oldu, neyi değiştirebilirim?") yeniden başlamak çok daha kolay.
Kendime not
Tedaviye devam etmek bir sınav değil, uzun süren ve inişli çıkışlı bir yol. Sistem kurmak, hatırlatma eklemek, utanmadan konuşmak ve geri dönmek bu yolun parçaları. Düzenli olamadığım günler, bu yolu terk ettiğim anlamına gelmiyor; sadece yeniden başlama zamanı olduğunu söylüyor.