Çocukluğuna dönüp bakmak, bazen karanlık bir odaya el yordamıyla girmek gibi. Birkaç sahne net, birkaç ses tanıdık, geri kalanı bulanık. Kendi geçmişime baktığımda ben de çoğu zaman net sahneler yerine bulanık izlenimlerle karşılaştım. Bu yüzden bu yazıda hiçbir anıyı "şöyle olmuştu" diye anlatmayacağım; onun yerine, hatırlamaya çalışırken nelere dikkat edebileceğini konuşmak istiyorum.
DEHB çocukluk belirtileri, yetişkin değerlendirmelerinde sıkça sorulan bir başlık. Bu soru insana ağır gelebiliyor: "Hatırlamıyorsam ne olacak?", "Yanlış hatırlarsam?" gibi. Doktor değilim; tanı koymuyorum. Sadece bu süreci biraz daha hafif geçirmen için birkaç not paylaşıyorum.
Kısaca: Yetişkin DEHB değerlendirmesinde çocukluk sorulur, çünkü DEHB gelişimsel bir durumdur. Hatırlamak zor olabilir; bu normal. Eski belgeler, açık uçlu sorular ve dürüst bir "emin değilim" cevabı, uydurma ayrıntılardan çok daha değerlidir.
DEHB çocukluk belirtileri neden sorulur?
DEHB nörogelişimsel bir durum olarak kabul edilir; yani çocukluktan beri süren bir örüntüden söz ediyoruz. Uzmanlar yetişkin değerlendirmesinde genellikle belirtilerin yalnızca son dönemde mi ortaya çıktığına, yoksa daha önce de bir biçimde var olup olmadığına bakıyor. Bunun nedeni, dikkat ve düzen sorunlarının başka birçok sebepten kaynaklanabilmesi; çocukluk öyküsü ayrım yapmada bir yol gösterici.
Bir de şu var: çocuklukta fark edilmemiş olması, belirtilerin olmadığı anlamına gelmiyor. Bazı çocuklar hareketli olmadığı için, derslerde sessiz kaldığı için ya da yeterince "idare ettiği" için hiç kimsenin dikkatini çekmemiş olabilir. Kendini anlamaya yetişkinlikte başlamak, o yıllara bakmayı gerektiriyor ama o yıllar hakkında kesin cevapların olmasını gerektirmiyor.
Belirtilerin zamanla görünümünü değiştirebildiğini de eklemek gerek. Çocukluktaki bir görünüm, yetişkinlikte farklı bir biçime bürünebiliyor; bazı insanlarda dışarıdan görünen hareketlilik, yaşla birlikte daha çok içeride hissedilen bir huzursuzluğa dönüşebiliyor. Bu yüzden çocukluk ile bugün arasında bire bir benzerlik aramak gerekmiyor; önemli olan genel örüntü.
Hatırlamak neden bu kadar zor?
Birkaç neden var ve hepsi çok insani:
- Hafıza bir kayıt cihazı değil. Çocukluk anıları yıllar içinde değişiyor, sonradan duyduklarımızla, fotoğraflarla, anlatılan hikâyelerle karışıyor. En net hatırladığımız sahne bile tam olarak yaşandığı gibi olmayabilir.
- Bazı dönemler hiç iz bırakmaz. Pek çok insan çocukluğunun büyük bir bölümünü hatırlamaz. Bu çoğu zaman bir sorun değil, hafızanın işleyiş biçimi.
- DEHB, hatırlamayı da etkileyebilir. Dikkat ve çalışma belleği zorlukları, bazı şeylerin zamanında kodlanmasını güçleştirmiş olabilir. Ancak bunu tek başına bir kanıt olarak kullanmamak gerek.
- Duygular anıları renklendirir. Çok yoğun ya da acı verici anılar ya keskin ya da bulanık kalabiliyor.
Bu yüzden "hatırlamıyorum, o halde yoktu" ya da "hatırlıyorum, o halde kesin" mantığı kayıp düşüyor. İkisi de eksik. Hatırladıklarını da hatırlamadıklarını da olduğu gibi söylemek en doğru yol.
Nerelerden ipucu bulabilirsin?
Elinde kesin bir şey olması gerekmiyor. Birkaç yerde küçük ipuçları bulunabiliyor:
- Okul belgeleri. Karneler, öğretmen notları ya da yorumlar, ailelerin sakladığı eski defterler. Hepsi mevcut olmayabilir; ama varsa, çocukken nasıl görüldüğüne dair somut bir pencere açabiliyor.
- Eski fotoğraflar, mektuplar, günlükler. Fotoğraf bir ruh hâlini, bir ortamı hatırlatabilir.
- Aile bireylerinin gözlemleri. Nazik ve açık uçlu sorularla sorulduğunda değerli olabilir.
- Kendi içinden gelen genel izlenimler. Kesin sahneler değil, genel duygular: Bir dönem derste zorlanma, bekleme, eşyaları toplama gibi konularda nasıl hissettiğine dair izlenimler.
Hatırlamaya çalışırken kendini zorlamamak da önemli. Bir sahneyi "olmuş olmalı" diye tamamlamaya çalışmak, farkında olmadan anıyı değiştirebilir. Bu yüzden aklına gelmeyenleri boş bırakmak, gelenleri de "sanırım" ya da "bence" kaydıyla not etmek bence daha sağlıklı. Belli bir dönemi düşünürken çıkmayan yerde bırakmak, sonra tekrar bakmak çoğu zaman daha iyi çalışıyor.
Kendine sorabileceğin birkaç genel soru da var; sorular tanı değil, sadece düşünme için:
- Okulda ders dinlemek, ödev yapmak, sıra beklemek nasıl bir şeydi?
- Eşyalarımı, defterlerimi, çantamı düzenli tutmak ne kadar zordu?
- Hareketsiz oturmak, sessiz kalmak ya da beklemek beni nasıl hissettiriyordu?
- Öğretmenler ve aile benim için ne tür yorumlar yapardı?
- Arkadaşlıklarda, oyunlarda ya da duygularda zorlandığım şeyler var mıydı?
Bu soruların cevabı "evet" çıkıyorsa bu tanı demek değil. Sadece uzmana anlatabileceğin bir başlangıç noktası.
Aileye sorarken nelere dikkat etmeli?
Aile üyelerinin hafızası bilgi kaynağı olabilir ama her zaman kolay bir konuşma olmayabiliyor. Birkaç noktayı hatırlamak işe yarıyor:
Suçlama değil, merak. "Neden fark etmediniz?" yerine "Küçükken ders çalışırken nasıl biriydim, sen ne hatırlıyorsun?" demek konuşmayı açıyor. Aile bireyleri, olanlarla ilgili suçluluk ya da savunmaya geçme eğiliminde olabilir.
Farklı hatırlama normal. Senin hatırladığınla ailenin anlattığı örtüşmeyebilir. Hangisinin doğru olduğunu belirleme işi senin yükün değil. Her iki versiyonu da uzmana aktarmak yeterli.
Bilgi olmayabilir. Bazı insanlar çocukluğunun gözlemcisi olacak birine sahip değil ya da o kişilerle iletişimi zor. Bu da çok geçerli bir durum; konuşmak zorunda değilsin. Güvenli hissetmediğin bir konuşmayı kendine zorlama.
Kalıplara dikkat. "Sen hep enerjiliydin" ya da "çok hayalperesttin" gibi kalıp cümleler bilgi gibi görünse de, zamanla sabitlenmiş yorumlar olabilir. Bu cümleleri not al ama kesin kabul etme.
Çocukluğa bakarken kendine şefkat
Çocukluğa dönmek, bazen duyguları da beraberinde getiriyor. Çocukken duyduğun yargılar, anlaşılmadığın anlar, kendi içinde taşıdığın "bende bir sorun var" hissi yeniden canlanabilir. Bu normal ve bu duygularla tek başına kalman gerekmiyor.
Bu anılar seni fazlasıyla zorluyorsa, bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak çok yerinde olur. Çocukluğa bakmak bir sorgulama değil; kendini daha iyi anlamak için yapılan bir bakış. Küçük sen, o zamanki bilgisiyle elinden geleni yapıyordu. Bugünkü bilginle ona acımasız davranmak zorunda değilsin.
Randevuya nasıl taşırım?
Bence en önemli ilke dürüst olmak: neyi hatırladığını, neyi hatırlamadığını ve neyden emin olmadığını net söylemek. "Bence şöyleydi ama emin değilim" demek, tam bir cümle. Uzman, anlatımını kesin bir bilgi gibi değil, bir ipucu gibi değerlendirecektir.
Hazırlık için bir liste düşünürsen şunlar yeterli olabilir:
- Elinde varsa eski karne ya da okul belgesi (yoksa sorun değil).
- Aile bireylerinden duyduğun iki üç yorum.
- "Emin olduğum", "emin olmadığım" diye ikiye ayırdığın kısa bir not.
- Doktora sormak istediklerin.
Elindeki küçük notları tek bir sayfada toplayabilirsin: bulduğun belgeler, ailenden duyduğun iki üç yorum, kendi izlenimlerin. Hepsi sağlam olmak zorunda değil. Hiçbir şey bulamadıysan da randevuya gitmek tamamen yerinde; uzman birçok sorusunu yöntemiyle kendi sorar.
Kendime not
Çocukluğu hatırlamak, bir kanıt toplama ödevi değil. O yıllara bakarken amaç, bir şeyi ispatlamak değil, anlamak. Bulanık kalan yerler bulanık kalabilir; bu, kendimi anlama çabamın değerini azaltmıyor. Elimdeki birkaç iz ve dürüst bir "emin değilim" cümlesi, başlamak için yeterli.