Sürekli eşya kaybetmek: anahtar, cüzdan ve telefon turu

Anahtar nerede, telefon nerede? Sürekli eşya kaybetmek DEHB'de neden bu kadar yaygın, bende hangi küçük sistemler işe yaradı? Kendi deneyimimle anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Kapının önünde ceplerimi yoklamak bende neredeyse bir ritüel. Sağ cep: telefon. Sol cep: boş. Çanta: cüzdan var, anahtar yok. Ayakkabılarımı çıkarıp evin içine geri dönüyorum. Masa, kanepe, mutfak tezgâhı, banyo. Sonunda anahtar, dün akşam giydiğim montun cebinden çıkıyor. Bu arada beş dakika geç kalmış oluyorum.

Sürekli eşya kaybetmek, DEHB ile yaşayan pek çok insanın gündelik hayatının bir parçası. Anahtar, cüzdan, telefon, gözlük, kulaklık… Bunlar küçük ve sürekli hareket eden eşyalar. Bu yazıda neden bu kadar sık kaybolduklarını ve bende hangi küçük sistemlerin işe yaradığını anlatıyorum.

Kısaca: Sürekli eşya kaybetmek çoğu zaman eşyayı otomatik pilotta bırakmaktan ve nereye koyduğunu fark etmemekten kaynaklanır. Kapının yanında tek bir varış noktası belirlemek, çıkarken kısa bir kontrol cümlesi kullanmak, yedek bulundurmak ve gerekirse eşya bulucu cihazlardan yardım almak kaybetmeyi belirgin biçimde azaltabilir.

Sürekli eşya kaybetmek neden bu kadar tanıdık?

Bir eşyayı kaybetmek aslında onu bıraktığım anda başlıyor. Eve girdiğimde aklım başka bir yerde oluyor: Bir mesaja cevap vermek, tuvalete gitmek, ocağı açmak. Elimdeki anahtarı bırakıyorum ama nereye bıraktığımı fark etmiyorum. Hareket otomatik. Beynim o anı kaydetmiyor.

Sonra anahtarı aradığımda, hafızamda o anın bir izi yok. “Nereye koydum?” sorusuna cevap verecek bir anı yok, çünkü o anı hiç yaşamamış gibiyim. Dikkatim başka yerdeydi.

DEHB'de dikkatin bir işten diğerine hızlı kayması, bu tür otomatik bırakmaları daha sık hâle getirebiliyor. Bu bir özensizlik değil. Bir eşyayı her seferinde aynı özenle bırakmak, dikkatin sürekli o eşyada olmasını gerektiriyor. Benim dikkatim ise genellikle bir sonraki şeyde oluyor.

Bir de eşyaların sayısı ve hareketliliği var. Telefonu gün içinde onlarca kez elime alıp bırakıyorum. Her bırakış, bir kaybetme ihtimali. Anahtar daha az hareket ediyor ama bu sefer de nereye koyduğumu hatırlamak için daha az fırsat oluyor.

Eşyalar en çok nerede kayboluyor?

Bir dönem, eşyalarımı en çok nerede kaybettiğimi gözlemledim. Ortak nokta şaşırtıcı biçimde netti: geçiş anları.

  • Eve giriş. Ellerim dolu, kafam başka yerde. Anahtar ilk boş yüzeye iniyor.
  • Evden çıkış. Acele, son dakika kontrolleri. Bir şeyi elime alıp bir başka şey için bırakıyorum.
  • Çanta ya da mont değişimi. Dünkü çantada kalan cüzdan, geçen haftaki montta kalan anahtar.
  • Misafirlik ve dışarıda geçen zaman. Bir kafede masaya bırakılan telefon, bir arkadaşın evinde koltuğa düşen kulaklık.

Bu gözlem bana şunu öğretti: Bütün evi düzenlememe gerek yok. Sadece geçiş anlarına bir sistem koymam yeterli. Eşyalar evin ortasında değil, kapıda kayboluyor.

Varış noktası: kapının yanında tek bir yer

Benim için en çok işe yarayan şey, kapının hemen yanına bir varış noktası koymak oldu. Küçük bir tepsi ve duvarda bir kanca. Eve girdiğimde anahtar kancaya, cüzdan ve kulaklık tepsiye gidiyor. Başka hiçbir yere değil.

Bunun işe yaraması için birkaç şey önemliydi:

  • Kapıya çok yakın olması. Kapıdan birkaç adım uzaktaki bir yer, bende işlemiyor. Elimdeki anahtarı bırakmam gereken yer, kapıyı kapattığım anda elimin ulaşabileceği yer olmalı.
  • Tek bir yer olması. “Ya burası ya şurası” işe yaramıyor. Tek yer, tek alışkanlık.
  • Görünür olması. Kapaklı bir kutu değil, açık bir tepsi. Çıkarken bir bakışta neyin olup neyin olmadığını görebiliyorum.
  • Telefon için şarj. Varış noktasının yanında bir şarj kablosu da var. Telefonu oraya bırakmak için bir sebep daha.

Her gün işliyor mu? Hayır. Bazı günler yine anahtarı mutfak tezgâhında buluyorum. Ama çoğu gün işliyor ve aramaya harcadığım süre gözle görülür biçimde azaldı.

Çıkış kontrolü: kapıda kısa bir cümle

Evden çıkarken kullandığım kısa bir cümle var: “Telefon, anahtar, cüzdan, kulaklık.” Kapıyı açmadan önce bunu içimden ya da sesli söylüyorum ve her birine dokunuyorum. Komik görünebilir ama bende gerçekten fark yaratıyor.

Bu kontrolü kolaylaştırmak için birkaç şey ekledim:

  1. Kapının içine küçük bir not. Göz hizasında, aynı dört kelime. Çıkarken gözüme çarpıyor.
  2. Her gün aynı çanta. Çanta değiştirdiğimde eşyalar eski çantada kalıyor. Mümkün olduğunca tek bir çanta kullanıyorum. Değiştirmem gerekirse, içindekileri tek seferde, bir torbayla aktarıyorum.
  3. Özel günler için ek satır. O gün yanıma almam gereken ekstra bir şey varsa, onu bir gece önceden kapının önüne, ayakkabılarımın üstüne koyuyorum. Ayakkabıyı giymeden kapıdan çıkamam; o eşyayı da unutamam.

Teknolojiden yardım almak

Bazı eşyalar için teknolojiden yardım almak da bir seçenek. Telefonların çoğunda kaybolan cihazı bulma özelliği var. Bunu etkinleştirmek, bir gün işe yarayacak küçük bir hazırlık.

Anahtar ve cüzdan için küçük eşya bulucu cihazlar da kullanılabiliyor. Telefondan bir tuşa basınca ses çıkaran ya da haritada konumunu gösteren küçük takılar. Ben bunu anahtarım için denedim. Her şeyi çözmüyor ama arama süresini kısaltıyor, en önemlisi de o arama paniğini azaltıyor.

Teknoloji konusunda bir uyarıyı da kendime not ettim: Cihazın pilinin bittiğini fark etmemek de bir tür kaybetme. Bu yüzden pil değiştirme zamanını takvimime küçük bir hatırlatma olarak ekledim. Bir de, bulma özelliğinin ayarlarını eşyayı kaybetmeden önce, sakin bir anda kontrol etmek gerekiyor; kriz anında ayar yapmaya çalışmak hiç kolay değil.

Bir de eski usul bir yöntem var: yedek. Yedek bir ev anahtarını güvendiğin birinde ya da evin içinde, bilinen bir yerde tutmak. Kaybetmeyi engellemiyor ama kaybettiğinde yaşadığın krizi küçültüyor.

Kaybettiğinde: aramanın sakin hâli

Bir şeyi kaybettiğimde ilk tepkim genellikle panik oluyor. Panikle evin içinde koşturuyorum, aynı yerlere üçüncü kez bakıyorum, bir yandan da kendime kızıyorum. Bu hâlde bulmak daha da zorlaşıyor.

Şimdi şöyle bir sıra izlemeye çalışıyorum:

  1. Bir nefes. Durup bir kez derin nefes almak. Panik, düşünmeyi zorlaştırıyor.
  2. Son kullanım anını düşünmek. Eşyayı en son ne zaman kullandım? O an ne yapıyordum?
  3. Varış noktasından başlamak. Önce olması gereken yere bakmak.
  4. Geçiş noktalarına bakmak. Dünkü montun cebi, çantanın iç gözü, kapının yanındaki raf.
  5. Garip yerleri de kontrol etmek. Buzdolabı, banyo dolabı, çamaşır sepeti. Kulağa saçma geliyor ama otomatik pilotta bırakılan eşyalar bazen en tuhaf yerlerden çıkıyor.

Bu sıra beni her zaman hemen sonuca götürmüyor. Ama aynı yere tekrar tekrar bakmamı engelliyor ve aramayı biraz daha sakin hâle getiriyor.

Kendine nazik bir hatırlatma

Eşya kaybetmek bende hiçbir zaman tamamen bitmedi. Muhtemelen bitmeyecek de. Ama artık her kaybedişte kendime “Ne kadar dağınıksın” demek yerine “Bu eşyanın bir varış noktası var mı?” diye soruyorum. İlk cümle beni küçültüyordu. İkincisi ise bir şeyi değiştirebileceğim bir yer gösteriyor.

Belki bugün kapının yanına bir kase koyabilirsin. Sadece bir kase. Anahtarların için. Yarın sabah onu orada bulmak, küçük ama gerçek bir rahatlama olabilir.

Sık sorulanlar

Sürekli eşya kaybetmek DEHB belirtisi mi?

Eşyaları sık kaybetmek DEHB'de sık anlatılan zorluklardan biridir, ama tek başına bir tanı göstergesi değildir. Yorgunluk, stres ve başka pek çok durum da benzer unutkanlığa yol açabilir. Değerlendirme için bir psikiyatriste başvurmak en doğrusu.

Anahtarımı kaybetmemek için ne yapabilirim?

Kapının yanında anahtar için tek ve sabit bir yer belirlemek, eve girer girmez anahtarı oraya bırakmak ve bir yedek anahtar bulundurmak işe yarayabilir. Anahtara bir eşya bulucu takmak da arama süresini kısaltabilir.

Kaybolan bir eşyayı ararken nereden başlamalıyım?

Önce sakinleşmek ve eşyayı en son nerede kullandığını düşünmek iyi bir başlangıç. Sonra en olası yerleri sırayla, aynı yere tekrar tekrar bakmadan kontrol etmek aramayı kısaltır.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir