İlişkinin başında hiperodak: heyecan sönünce ne oluyor?

İlişkinin başında hiperodaklanıp sonra durgunlaşmak DEHB'de tanıdık bir döngü. Bu dalgalanmayı kendi gözlemlerimle ve işe yarayan adımlarla anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

İlişkilerin başı bende hep biraz sahne ışığı gibi geçti. Her mesaj önemli, her konuşma bir keşif, her buluşma bir sonrakini bekletiyor. Bir şeye ya da birine bu kadar parlak bakmak çok güzel hissettiriyor. Sorun, ışığın bir noktada başka tarafa dönebilmesinde.

DEHB'li pek çok kişinin benzer bir şey anlattığını duyuyorum: Başlangıçta yoğun bir odak, sonra yavaş bir sönme. Bu yazıda ilişkinin başında hiperodak ile sonrasındaki durgunluğu nasıl yaşadığımı, karşımdakinin bunu nasıl hissedebildiğini ve bu dalgalanmayla nasıl daha yumuşak yaşayabildiğimi anlatıyorum.

Kısaca: DEHB'de bir ilişkinin başındaki yoğun odak, yeniliğin getirdiği heyecandan beslenebilir; yenilik azalınca ilgi de dalgalanabilir. Bu, sevginin bittiği anlamına gelmek zorunda değil ama karşı taraf için soğuma gibi görünebilir. Farkındalık, açık konuşma ve günlük küçük bağlılık adımları bu döngüyü yumuşatır.

İlişkinin başında hiperodak nasıl görünüyor?

Hiperodak, bir şeye tüm dikkatimle gömülmem hali. İlişkinin başında bu odak bir insana yöneliyor. Onun söylediği her şeyi hatırlıyorum, mesajlarına hemen dönüyorum, gün boyu onu düşünüyorum, ilişkiye dair planlar yapıyorum. Yorulduğumu bile fark etmiyorum.

Dışarıdan bakınca bu, harika bir ilgi gibi görünüyor ve gerçekten de içten bir ilgi. Karşımdaki “ne kadar önemseniyorum” diye hissediyor. Çünkü evet, önemseniyor. O an hiperodakla yoğunlaşan dikkat ona akıyor.

Ancak bu yoğunluğun nereden beslendiğini de fark etmeye çalışıyorum. Yenilik benim için güçlü bir yakıt. Yeni bir kişi, yeni bir ses, yeni bir hikâye zihnimi uyandırıyor. Bu, DEHB'li birçok insanın tarif ettiği bir şey: Yeni olan, ilgi çekici olan, zihni daha kolay çekiyor. Bunu bilimsel bir iddia olarak değil, kendi gözlemim ve başkalarından duyduklarım olarak söylüyorum.

Durgunluk geldiğinde içeride ne oluyor?

Zamanla yenilik azalıyor. Tanıdığım şeyler artıyor, sürpriz azalıyor, günlük rutinler öne çıkıyor. Ve bende bir şey değişiyor: Ekranım biraz kararıyor. Mesajlara geç dönüyorum, buluşmaları ertelemek istiyorum, aynı enerji gelmiyor.

İçeride bu durgunluk çoğu zaman kendini “sıkılma” diye değil, “bir şeyler eksik” diye gösteriyor. Hemen ardından şüphe geliyor: “Acaba sevmiyor muyum?” “Yoksa yanlış kişi mi?” Bu sorular çok ürkütücü çünkü aslında bilmiyorum. Parlak başlangıcı yaşayan beynin, sakin günleri nasıl hissedeceğini bilemiyorum.

Karşımdaki ise çok farklı bir şey yaşıyor. İlk haftaların yoğunluğunu gören biri için bu değişim bir soğuma. “Ne yaptım?” diye düşünüyor, belki kendini suçluyor, belki mesafe alıyor. Ben kendi içimde bir dalgalanma yaşarken, onun deneyimi bir reddedilme olabiliyor. Bu iki deneyim arasındaki fark, çoğu kırgınlığın kaynağı.

Durgunluğun ortasında kendime sorduğum birkaç soru var. Cevapları her zaman netleşmiyor ama sormak bile bir mesafe açıyor:

  1. Bu, yalnızca yenilik azaldığı için mi sönüyor, yoksa gerçekten bu insanla birlikte olmak istemediğim için mi?
  2. Bu kişinin yanında rahat ve kendim olabiliyor muyum?
  3. Heyecan olmadan da onunla geçirdiğim zamandan bir şey kalıyor mu?
  4. Yoğun başlangıcı yeniden yaşamak mı istiyorum, yoksa bu insanı mı?

Bu soruların doğru cevabı yok; ama sorular, otomatik bir “bitti herhalde” sonucuna atlamamı engelliyor. Hızlı karar vermek, DEHB'de dürtüsellikle kolayca karışabiliyor ve ilişki gibi önemli bir konuda hemen karar vermemeye çalışıyorum.

Heyecan ile sevgi aynı şey mi?

Bu soruyu kendime çok sordum. Ve henüz kesin bir cevabım yok; ama bazı ayrımlar bana yardımcı oldu.

  • Heyecan yükselip alçalıyor. Yeniliğe, bilinmeyene, ilk anlara bağlı.
  • Bağlılık ise bir seçim ve bir davranış. Heyecan olmadığı günlerde de sürdürülebilen şey.
  • Sevgi ikisinin arasında bir yerde; bazen yüksek sesli, bazen sessiz.

Parlak başlangıcı sevginin ölçüsü olarak görmeye başladığımda, sakin dönemleri “bitiş” sanıyordum. Oysa sakin dönemler çoğu zaman ilişkinin sıradan, gündelik, kök salan kısmı. Heyecan hiç yok demek değil ama ilişkiyi sırf heyecanla ölçmek, yazın ortasında bahar arar gibi bir şey.

Bir yandan da kendime dürüst olmam gerekiyor. DEHB her şeyi açıklamıyor. Bazen ilgim azalıyorsa, gerçekten o ilişkinin bana uymadığı bir durum da olabilir. “Bende hiperodak döngüsü var” demek, her ayrılığı ya da kararsızlığı açıklamıyor. Bu ayrımı tek başıma yapmakta zorlandığımda bir psikologla konuşmanın işe yarayacağını düşünüyorum.

Bu dalgalanmayı yumuşatmak için ne deniyorum?

Farkına varmak

İlk adım, döngünün adını koymak oldu. İlişkinin başında kendime “şu an yenilik konuşuyor” diyorum. Bu, o anki duygularımı küçümsemek değil; sadece onların bir süre sonra değişebileceğini bilerek ilerlemek.

Başta büyük söz vermemek

Başlangıçta aşırı büyük sözler ve planlar vermemeye çalışıyorum, çünkü o anki enerjim her zaman sonraki günlerin enerjisini temsil etmiyor. “Hep böyle olacak” gibi cümleler, heyecan sönünce karşımdakine ağır geliyor. Daha küçük ve gerçekçi şeyler söylemek, hem ona hem bana bir güvenlik alanı bırakıyor.

Rutini canlı tutmak

Yenilik azalınca bilinçli olarak küçük yenilikler ekliyorum. Bir kez de farklı bir yerde buluşmak, birlikte yeni bir şey denemek, yeni bir konuşma konusu açmak. Bu kıpırtı ilişkiyi “suni yenilemek” için değil; ortak bir merak alanını canlı tutmak için.

Durgunlukta konuşmak

Ağırlaştığımı hissettiğimde kaybolmak yerine kısa bir söz ediyorum: “Bu aralar biraz sakinleştim, bu seninle ilgili değil, ben böyle dalgalanabiliyorum. Hâlâ buradayım.” Bu cümle, karşımdaki kişinin kendi içinde “neyi yanlış yaptım” spekülasyonu yapmasını durduruyor.

İlişkinin ilk dönemlerinde ihmal ettiğim başka şeyler de oluyor: uyku, işler, arkadaşlar, kendi küçük rutinlerim. Hiperodak bir yere kilitlenince geri kalanlar arka planda kalıyor. Durgunluk geldiğinde de bu ihmal edilen şeylerin birikmiş olduğunu görüyorum. Bu yüzden başlangıçta bile hayatımın diğer parçalarına küçük de olsa yer bırakmaya çalışıyorum. Bu hem o parlak dönemi daha sürdürülebilir kılıyor hem de ışık sönünce karanlığa düşmemi engelliyor.

Kaçmadan konuşmak

En zor ve en önemli kısım burası. Durgunluk geldiğinde en kolay yol, sessizce çekilmek. Mesajı cevaplamamak, planları ertelemek, sonunda ilişkiyi kendi kendine eritmek. Bunu yaptığımda hem kendime hem karşımdakine haksızlık ettiğimi fark ettim.

Karşımdaki neden kaybolduğumu bilmeden bırakılmaktan çok daha fazla zarar görüyor. Bu yüzden bir ilişkiden çıkmak istiyorsam bunu açık söylemeyi, devam etmek istiyorsam o yönde küçük ve görünür adımlar atmayı hedefliyorum. İkisi de sessiz kayboluştan iyi.

Aynı döngü hayatının farklı ilişkilerinde tekrar tekrar acı veriyorsa, bir psikolog ya da psikiyatristle bunu konuşmak çok anlamlı olabilir. Bu durumda yalnız olmadığını ve tek açıklamanın DEHB olmayabileceğini de hatırlatmak isterim.

Kendime not

İlişkinin parlak başlangıcı bende gerçek bir şey ve bunu küçümsemek istemiyorum. Sönmesi de bir anlamda gerçek. Ama ikisi arasında bir köprü kurabiliyorum: Küçük sözler, küçük yenilikler, dürüst bir cümle. Heyecan gelip gidebilir; seçtiğim bağlılık ise günlük küçük hareketlerle beslenebilir.

Bugün şunu dene: Önemsediğin biri için, heyecanın olmadığı sıradan bir günde küçük bir şey yap. Bir mesaj, bir çay, “seni düşündüm” cümlesi. Sevgiyi heyecan olmadan da gösterebildiğini görmek, döngüyü biraz daha sakin yaşamana yardımcı olabilir.

Sık sorulanlar

DEHB'de ilişkinin başında hiperodaklanmak normal mi?

Birçok DEHB'li yeni ve heyecan verici şeylere yoğun biçimde odaklanabildiğini anlatıyor; bu yeni bir insan için de olabilir. Bu bir tanı ölçütü değil, yaygın bir deneyim. Kafanı kurcalıyorsa bir psikiyatristle konuşabilirsin.

Heyecan azalınca ilgim de azalıyorsa sevgim bitmiş demek midir?

Mutlaka değil. Yenilik heyecanı ile sevgi aynı şey değil; ikincisi daha sakin ve düşük sesli bir duygu olabilir. Yine de bu ayrımı tek başına yapmak zorsa, bir uzmanla ya da güvendiğin biriyle konuşmak netlik getirebilir.

Bu döngüyü partnerime nasıl anlatabilirim?

“Başta çok yoğun oluyorum, zamanla sakinleşebiliyorum; bu senin değerinle ilgili değil, benim dikkatimin çalışma biçimiyle ilgili” gibi yalın bir cümle iyi bir başlangıç. Somut bir bağlılık eylemiyle birlikte söylersen daha anlaşılır olur.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir