Güven çoğu zaman tek bir büyük olayla değil, küçük çatlaklarla kırılıyor. Bir söz verilip tutulmuyor, bir randevu atlanıyor, “yarın hallederim” üç gün sürüyor. Her biri tek başına küçük. Ama üst üste geldiklerinde karşımdaki kişinin gözünde sözümün değeri düşüyor ve güveni yeniden inşa etmek zorlaşıyor.
Bunu kendi ilişkilerimde yaşadım ve en çok canımı yakan şey, niyetimin bu çatlakların hiçbirinde kötü olmamasıydı. Buna rağmen sonuç aynıydı: Karşımdaki bana güvenemiyordu. Bu yazıda DEHB'de güveni yeniden inşa etmenin nasıl bir süreç olduğunu, bende neyin işe yaradığını ve neyin yaramadığını anlatıyorum.
Kısaca: DEHB'de tutulmayan sözler çoğu zaman bilinçli bir ihmal değil, unutkanlık ve plansızlığın sonucu; ama karşı taraf için etkisi aynı. Güveni yeniden inşa etmek büyük özürlerle değil, küçük ve tutulabilir sözlerle, erken söylenen “unuttum”larla ve zamanla gelen tutarlılıkla mümkün oluyor.
Güven nasıl aşınıyor?
Güvenin bir hesap gibi çalıştığını düşünüyorum. Her tutulan söz hesaba küçük bir katkı, her tutulmayan söz küçük bir çekim. DEHB'li biri olarak benim hesabım istemeden sık sık çekim yapıyor. Unutuyorum, geç kalıyorum, yarım bırakıyorum.
Karşımdakinin yaşadığı şey ise genellikle şu: “Ben bu kişiye bir şey emanet edemiyorum.” Bu duygu öfkeden önce bir yorgunluk olarak geliyor. Hatırlatmak zorunda kalmak, her seferinde kontrol etmek, hayal kırıklığına hazırlıklı olmak insanı yoruyor. O yorgunluk bir noktada mesafeye dönüşüyor.
Bunu anlamak benim için önemli oldu çünkü kendi niyetime sığınarak güven kuramıyordum. “Ama ben kötü bir şey yapmak istemedim” cümlesi doğru ama yetersiz. Güven niyetle değil, tekrar eden davranışla kuruluyor.
Önce yaranın var olduğunu kabul etmek
Güveni toparlamaya çalışırken yaptığım ilk hata, hemen çözüme koşmaktı. Yeni bir sistem, yeni bir planlayıcı, yeni bir söz. Oysa karşımdaki henüz acısını duyurmamıştı bile.
Önce dinlemek gerekiyormuş. Karşımdakinin “kendimi önemsiz hissettim” demesine “ama ben unuttum sadece” diye cevap vermek, o cümleyi görmezden gelmek demek. İçimdeki savunmayı bir kenara koyup “bu sana nasıl hissettirdi?” diye sormak ve cevabı düzeltmeden dinlemek zor ama gerekli.
Bunu yaparken kendime acımak ya da ağır bir suçluluk göstermek de yardımcı olmuyor. Karşımdaki kişi beni teselli etmek zorunda kalırsa konu ona dönüyor. Yaranın sahibi o ve onun duygusuna yer açmak benim işim.
Konuşmayı üç soruyla açmak
Zor bir konuşmaya girerken kendime kısa bir yol haritası çiziyorum. Karşıma çıkan şey genellikle şu üç soru oluyor:
- Sana en çok neyin yükü bindi? (Unutulan şeyin kendisi mi, tekrar hatırlatmak zorunda kalman mı?)
- Şu an güvenmeni en çok ne zorlaştırıyor?
- Benden küçük ve yapılabilir hangi şey, bunu biraz olsun hafifletir?
Bu sorular beni savunmadan çıkarıp merak eden birine dönüştürüyor. Cevaplar bazen beklediğimden çok farklı çıkıyor. Ben telefon hatırlatmasının eksikliğini düşünürken, karşımdaki “hiç haber vermemen” yüzünden kırılmış olabiliyor. Neyin kırıldığını bilmeden onarım yapmaya çalışmak, yanlış yeri tamir etmek gibi.
Az söz ver, tuttuğun sözü say
DEHB'li bir zihin heyecanlandığında kolayca “tabii, hallederim” diyor. Söz verirken enerjim yüksek oluyor ama yapacağım zaman o enerji bitmiş olabiliyor. Güveni yeniden kurarken bu açığı kapatmanın en doğrudan yolu, daha az söz vermekti.
Bende işe yarayan birkaç küçük kural şöyle:
- Hemen “evet” deme. “Bakıp sana akşama dönerim” demek, kendime düşünmek için bir alan veriyor.
- Sözü küçült. “Bu hafta halledeceğim” yerine “Salı akşamı yirmi dakika ayırıp bunu yapacağım.”
- Sözü yazıya geçir. Söylediğim şey bir not ya da hatırlatıcıya girmeden bitmiş sayılmıyor.
- Tuttuğum sözü fark et. Hepsi görünmez olmasın diye, tutulan küçük sözleri kendime söylüyorum. Güveni yeniden kuran şey bu birikim.
Burada amaç kusursuz olmak değil. Amaç, söylediğimle yaptığım arasındaki aralığı yavaş yavaş daraltmak.
Küçük bir de not: Söz vermemek ile sorumluluk almamak aynı şey değil. Bazı şeyler gerçekten yapılması gereken işler ve “söz vermeyeyim” diyerek onlardan kaçamam. Burada amaç, yapabileceğimi söylemek ve söylediğimi yapmak. Bunun için bazen “bunu tek başıma yetiştiremem, destek lazım” demek de bir sözdür ve çoğu zaman karşı tarafın en çok takdir ettiği cümle oluyor.
“Unuttum” demenin zamanlaması
Bir şeyi unuttuğumu fark ettiğimde ilk tepkim utanıp susmak oluyordu. Susmak ise durumu kötüleştiriyordu çünkü karşım bunu kendisi keşfediyordu. O an “unutmuş” ile “umursamamış” arasındaki fark siliniyordu.
Şimdi mümkün olduğunca erken söylemeyi deniyorum: “Şunu unuttum, fark ettim, şimdi şöyle telafi edeceğim.” Bu cümle üç şey yapıyor: Durumu kabul ediyor, saklamıyor ve bir sonraki adımı gösteriyor. Erken ve dürüst bir “unuttum”, sessizlikten çok daha az hasar bırakıyor.
Telafide önemli olan, söylediğim şeyin yüksek ihtimalle yapılabilir olması. Aynı gün telafi edemeyeceksem bunu da söylüyorum. Gerçekçi olmayan bir telafi sözü, yeni bir tutulmayan söze dönüşüyor.
Sistemler yardımcı, bahane değil
Alarm, ortak takvim, paylaşılan liste gibi araçlar benim için hayatî. Ama bunları bir “mazeret kutusu” gibi kullanmamaya özen gösteriyorum. “Sistem çalışmadı” demek, karşımdaki için “yine olmadı” demekten pek farklı değil.
Sistemi karşımdakiyle birlikte kurmak ya da en azından ona anlatmak daha anlamlı oluyor. “Böyle bir şey deniyorum, işe yarayıp yaramadığını birlikte görelim” demek, yeniden güven kurmayı bir ortak proje haline getiriyor. Ama sistemin yükünü ona devretmemeye de dikkat ediyorum. Hatırlatma işi ona kalırsa güven değil, bağımlılık kuruyorum.
Güveni yeniden inşa etmek: zaman, sabır ve sınırlar
Güveni hızlandırmaya çalıştığımda genelde olmadı. Karşımdakinin hazır olduğu andan önce “bak ne kadar değiştim” demek, baskıya dönüşüyordu. Güven, onun benim davranışlarımı kendi hızında tekrar tekrar gözlemleyebilmesiyle yeniden kuruluyor.
Karşımdakinin affetmek ya da yeniden güvenmek zorunda olmadığını da kabul etmem gerekti. Elimden gelen, tutarlı davranmak ve alanı ona bırakmak. Sonucu ben belirleyemiyorum.
Güvenin geri geldiğini nasıl anlıyorum? Büyük bir an olmuyor genellikle. Karşımdaki bir gün bana yeniden küçük bir iş emanet ediyor. Ya da hatırlatmayı bırakıyor ve ben unutmuyorum. Bu anlar sessiz geçiyor ama en değerli işaretler onlar. Fark edip içimden teşekkür etmeyi öğrendim.
Ayrıca her güven sorunu DEHB ile açıklanamaz. Unutkanlık, dağınıklık ve plansızlık bir şey; yalan söylemek, bilerek saklamak, sınırı aşmak başka bir şey. DEHB ikincisini açıklamaz ve ona sığınmak güveni daha da zedeler. Güvensizlik ilişkiyi ciddi biçimde yoruyorsa, bir psikolog ya da çift terapisti ile konuşmak her iki taraf için de iyi bir adım olabilir.
Kendime not
Güven bir kere kırıldı diye sonsuza kadar kırık kalmıyor, ama bir günde de onarılmıyor. Küçük bir söz veriyorum, tutuyorum, bir tane daha. Unuttuğumda erkenden söylüyorum. Karşımdakinin acısını küçümsemiyorum ve kendimi de cezalandırmıyorum.
Bugün tek bir şey: Birine vermek üzere olduğun sözün boyutunu bir kademe küçült. Sonra onu tut. Güveni yeniden inşa eden şey çoğu zaman büyük bir jest değil, böyle sıradan ve tekrar eden küçük günler.