Yeni işe başlamak ve DEHB: ilk haftalara yumuşak bir giriş

Yeni işe başlamak DEHB'li biri için hem heyecan hem yorgunluk. İlk haftalarda bilgi selini, isimleri ve enerjiyi yönetmek için küçük yollarımı paylaşıyorum.

· · 5 dk okuma

İlk gün her şey parlak. Yeni koridorlar, yeni yüzler, yeni bir masa, belki de yeni bir kahve makinesi. Ben bu ilk günlerde genellikle iyi bir enerjiyle başlıyorum. Merak ediyorum, soruyorum, gülümsüyorum. İkinci haftanın sonunda ise ayrı bir şey oluyor: isimler karışıyor, sistemler birbirine geçiyor ve akşam eve gelip koltuğa bıraktığımda hiçbir şey yapacak halim kalmıyor.

Yeni işe başlamak, DEHB'li biri olarak benim için aynı anda hem heyecanlı hem de beklenmedik biçimde yorucu oldu. Bu yazıda ilk haftaları nasıl yumuşattığımı, neleri not ettiğimi ve neleri kendime fazla yüklemediğimi anlatıyorum. Burada kimseye tanı koymuyorum; yalnızca deneyimlerimi paylaşıyorum.

Kısaca: Yeni işin ilk haftaları, DEHB'li biri için bilgi seli, yeni isimler ve yazılı olmayan kurallar demek. Önceden küçük hazırlıklar yapmak, öğrendiklerini tek bir yerde yazıya dökmek, soruları biriktirip sormak ve akşamlara enerji payı bırakmak bu dönemi daha taşınabilir kılıyor.

Yeni işe başlamak ve DEHB: ilk haftalar neden bu kadar yorucu?

Yeni bir işte aynı anda öğrenmem gereken pek çok şey oluyor. Bilgisayar sistemleri, hangi işin kime gittiği, toplantıların ritmi, kimin kim olduğu, kahvenin nerede içildiği. Hepsi küçük, ama toplamda büyük bir yük. Üstelik çoğu zaman bana bu bilgilerin hiçbiri yazıyla verilmiyor; sözlü anlatılıyor ve bir daha tekrar edilmiyor.

DEHB'li bir zihin için bu, çalışma belleğine fazla yüklenmek demek. Dinlerken not almaya çalışıyorum, aynı anda kibar görünmek istiyorum, aynı anda anladığımı göstermek istiyorum. Üç iş birden. Gün sonunda başımın neden ağırlaştığını bu yüzden daha iyi anlıyorum.

İlk günlerdeki heyecanın da bir yanı var. Yenilik bende ilgiyi yükseltiyor ve bir süre her şey kolay geliyor. Ama yenilik eskidiğinde, yani ikinci ya da üçüncü hafta, ilgi düşebiliyor ve geriye öğrenilecek ayrıntılar kalıyor. Bu geçişi bilmek, kendimi “yeterince ilgili değilim” diye yargılamamama yardım ediyor. Bu normal bir dalga.

İlk günden önce: küçük hazırlıklar

İlk günden önceki hazırlığım gösterişsiz ama işe yarıyor:

  1. Yolu ve zamanı önceden denemek. Eve dönüş ve gidiş yolunu bir kez gözümde canlandırıyor, mümkünse önceden bir kez gidip bakıyorum. İlk gün kaybolmak, gerginliği büyütüyor.
  2. Kıyafeti ve çantayı akşamdan hazırlamak. Sabah karar yükünü azaltıyor.
  3. Uyku saatini korumak. İlk günler yorucu. Bir gece önceden de uykusuz olmak, işi daha da zorlaştırıyor.
  4. Küçük bir defter almak. Her şeyi tek yere yazacağım bir defter ya da dosya. Bunun nedenini aşağıda anlatıyorum.
  5. Öğle yemeğini planlamak. Ne yiyeceğime ilk gün karar vermek zorunda kalmamak, bir küçük yük daha hafifletiyor.

Bunların hiçbiri büyük şeyler değil. Ama ilk gün küçük sürtünmelerin sayısı ne kadar azsa, yeni olan şeylere o kadar enerji kalıyor.

Bilgi seliyle baş etmek: yazılı bir hafıza kurmak

İlk haftalarda duyduğum her şeyi aklımda tutabileceğimi varsaymamayı öğrendim. Onun yerine tek bir yerde, hem anlatılanları hem de soruları yazdığım bir “ilk haftalar defteri” tutuyorum. Defterin iki bölümü var:

  • Öğrendiklerim. Süreçler, kullanıcı adları, kimin neyle ilgilendiği, hangi toplantı ne zaman.
  • Sorularım. Henüz cevabını bilmediğim, ama unutmamam gereken şeyler.

Her gün çıkmadan önce beş dakika kadar defterime bakıyorum. Yazılanları bir cümleyle toparlıyorum ve sorular bölümünden bir tanesini ertesi gün sormak üzere işaretliyorum. Bu küçük gözden geçirme, bilgiyi tamamen silinmeden önce yakalıyor.

Tekrar eden süreçleri ise adım adım yazıyorum. “Bir şey nasıl yapılır?” sorusunun cevabı bir kez yazıldığında, ikinci kez sormama gerek kalmıyor. Yeni birine bir şey anlatılırken çoğu zaman yalnızca bir kez anlatılıyor; bu yüzden yazıya geçirmek, benim ikinci şansım.

Biriken bu notların toparlanması ise çoğu zaman bir iş yükü haline geliyor. Defterimi temize çekme işini yalnız başıma yapmakta zorlandığımda, yanımda birinin çalıştığı bir ortam, örneğin MASA gibi sanal bir ortak çalışma masası, işi başlatmayı kolaylaştırıyor.

İsimler, yüzler ve söylenmeyen kurallar

İsimleri aklımda tutmak benim için ayrı bir zorluk. Birine tanıtıldığımda ismini duyup birkaç saniye sonra unutuyorum. Bu yüzden isimleri de deftere yazıyorum: kim, neyle ilgileniyor, bir kelimelik not. Çok sayıda insanla tanışıyorsam akşam bu listeye bakıyorum.

Bir isim unutulduğunda “özür dilerim, ismin aklımdan çıktı” demek, saklamaya çalışmaktan çok daha rahat. Çoğu insan bunu bir kusur olarak değil, dürüstlük olarak görüyor.

Yazılı olmayan kurallar daha da zor. Kim e-posta ile, kim yüz yüze iletişim istiyor? Öğle yemeği birlikte mi yeniyor? Toplantıya ne kadar önce gidilir? Bunları tahmin etmeye çalışmak yerine, ilk haftalarda gözlemliyorum ve güvendiğim bir kişiye soruyorum. “Burada işler genelde nasıl yürüyor?” sorusu iyi bir başlangıç. Karşı taraf bunu genellikle meraklı bir soru olarak karşılıyor.

Cuma günü beş dakikalık bir bakış

Her haftanın sonunda defterime beş dakikalık bir bakış atıyorum. Üç soru soruyorum: Bu hafta ne öğrendim? Cevapsız kalan sorularım neler? Gelecek hafta benden ne bekleniyor? Üçüncü sorunun cevabını bilmiyorsam, bunu pazartesi sabahı netleştirmek üzere deftere ekliyorum. Böylece hafta sonu boyunca “acaba ne yapmam gerekiyor?” kaygısıyla dolaşmıyorum.

Yeni bir yerde “ilk ay için en önemli iki şey nedir?” sorusu da bana çok yardımcı oldu. Cevap bir iki cümle olsa bile, yüzlerce küçük ayrıntının arasından neyin gerçekten önemli olduğunu gösteriyor. DEHB'li zihin her şeye aynı anda yetişmeye çalışınca bunalıyor; önceliği dışarıdan duymak, yükü ciddi biçimde hafifletiyor.

Soru sormak: “aptal görünürüm” korkusu

Bir dönem yeni bir yerde soru sormaktan çekinirdim; yetersiz görünmek istemiyordum. Bunun bedeli, yanlış anladığım şeyi günlerce yanlış yapmak oldu. Şimdi şöyle yapıyorum:

  • Soruları biriktiriyorum. Gün içinde yazıyorum, uygun bir an gelince topluca soruyorum.
  • Doğru kişiyi seçiyorum. Her soruyu herkese sormuyorum; en uygun kişiyi buluyorum.
  • Cevabı yazıyorum. Aynı şeyi iki kez sormamak, hem benim hem karşı tarafın zamanına saygı.
  • İlk haftaları bir ayrıcalık olarak görüyorum. Bu dönemde soru sormak beklenen bir şey; sonrasında bu hak daralıyor.

Soru sormak yetersizlik işareti değil, işi doğru yapmaya verilen önemin işareti. Bu cümleyi kendime birkaç kez tekrar etmem gerekti.

Enerjiyi korumak: ilk haftalar bir maraton değil

İlk haftalarda akşamlarımı bilerek boş bırakıyorum. Yeni bir yerde sosyal ve zihinsel enerji çok hızlı tükeniyor. Bu yüzden o dönemde başka büyük planlar yapmamaya çalışıyorum. Yürüyüş, sakin bir yemek, erken uyku. Kendime “ilk üç dört hafta yoğun geçecek” demek, beklentimi gerçekçi tutuyor.

Eğer yeni işin başlangıcı sürekli yoğun bir kaygıya, uykusuzluğa ya da bitkinliğe dönüşüyorsa, bir psikiyatriste ya da psikoloğa danışmak iyi bir adım olabilir. DEHB'yi işte paylaşıp paylaşmamak ise kişisel bir karar; acele etmek gerekmiyor.

Kendime not

Yeni bir işin ilk haftaları, benim değerimi değil, benim uyum süremi ölçüyor. Her şeyi hemen bilmek zorunda değilim. Yazılı bir hafıza, soru listesi ve boş bir akşam, bu dönemi daha hafif hale getiriyor. Biraz zaman tanıdığımda, yeni yer yavaş yavaş tanıdık bir yere dönüşüyor.

Sık sorulanlar

DEHB'li biri yeni işe başlarken neden zorlanabilir?

Yeni bir iş, aynı anda çok sayıda yeni bilgi, isim, sistem ve yazılı olmayan kural demek. Bu yoğun yük, DEHB'li birinin çalışma belleğini ve enerjisini daha hızlı tüketebiliyor. Bu, o işe uygun olmadığın anlamına gelmiyor.

İlk haftalarda öğrendiklerimi nasıl unutmadan tutabilirim?

Tek bir defter ya da dosyada hem anlatılanları hem de sorularını biriktirmek, gün sonunda kısaca gözden geçirmek ve tekrar eden süreçleri adım adım yazmak işe yarayabilir.

Yeni işte soru sormaktan çekiniyorum, ne yapmalıyım?

Soruları biriktirip belirli bir kişiye, uygun bir zamanda sormak ve cevabı yazıya geçirmek, hem çekingenliği azaltıyor hem de aynı soruyu tekrar sormanı önlüyor. İlk haftalarda soru sormak beklenen bir şeydir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir