Evde kimse yok. Telefon sessizde. Tam istediğim an, derken masaya oturuyorum ve iki satır yazmadan buzdolabının uğultusunu duymaya başlıyorum. Sonra saatin tıkırtısı, sonra kendi nefesim, sonra "acaba şu maile mi cevap yazsam" diyen sesim. Tam sessizlikte çalışamıyorum dediğimde bazı insanlar şaşırıyor; "ama sessizlik odaklanmanın temeli değil mi" diyorlar.
Bu yazıda sessizliğin benim için neden zaman zaman zor geldiğini, bu sırada neler fark ettiğimi ve bununla ne yaptığımı anlatmak istiyorum. Bir uzman değilim; yaşadıklarım kendi masamdan, çevremde duyduklarım da DEHB'li insanlarla yaptığım sohbetlerden. Bir hüküm vermiyorum, sadece paylaşıyorum.
Kısaca: Tam sessizlikte çalışamamak bir kusur değil, çok kişide görülen bir deneyim. Sessizlik küçük sesleri büyütebilir ve zihnin kendi düşüncelerine kaymasına alan açabilir. Hafif ve sabit bir arka plan sesi ya da başka birinin yakınlığı bazı insanlara iyi gelir; ama bu kişiden kişiye değişir.
Tam sessizlikte çalışamıyorum: bu bende bir sorun mu?
Bu soruyu kendime çok sordum. Sessizliğin ideal çalışma ortamı olduğu fikriyle büyüyünce, sessizlikte zorlanmak bir eksiklik gibi geliyor. Kütüphane kuralları, "sus ve çalış" cümleleri, ders çalışırken "ses çıkarma" uyarıları... Hepsi bir şekilde sessizliği ideal ortam olarak işaretliyor.
Oysa pek çok insan, DEHB'li olsun olmasın, tam sessizlikte rahat çalışmıyor. Bu bir sorun olarak görülmeyebilir; sadece o kişinin ortam tercihi. Benim için de öyle. Sessizlik zaman zaman çok iyi gelir, zaman zaman beni kendi kafamın içinde hapseder. İkisi de aynı gün içinde olabiliyor.
Bu yazı bir tanı koymuyor; sessizlikte zorlanmak tek başına bir şey kanıtlamaz. Merak ettiğin bir şey varsa bunu bir psikiyatriste ya da psikoloğa götürmek en sağlıklısı.
Sessizlikte neleri duymaya başlıyorum?
Sessizlik, aslında hiç ses olmaması anlamına gelmiyor. Daha çok, ses perdesinin açılması gibi. Normalde fark etmediğim şeyler öne çıkıyor:
- Buzdolabının ya da bir cihazın hafif uğultusu.
- Saatin ya da klimanın tıkırtısı.
- Uzaktan gelen bir kapı, bir adım, bir asansör sesi.
- Kendi nefesim, kalp atışım ya da kalem sesim.
- Kendi zihnimin içinden gelen, kontrolsüz düşünceler.
Bunların hepsi bir gürültü olsaydı belki beynim onlara alışırdı. Ama sessizlikte her biri ayrı ayrı belirgin duyuluyor. Bir şey beni rahatsız etmek için yeterince yüksek olmuyor, ama görmezden gelmem için de yeterince sessiz değil. Bu ara bölgede kalmak beni yoruyor.
Benzer şeyi çevremdeki bazı DEHB'li insanlardan da duydum: Biri "sessizlikte saat sesi beni deli ediyor, ama kafede onlarca ses varken rahatım" demişti. İlk duyduğumda ters gelmişti; sonra kendi masamda da aynısını gördüm. Küçük sesler, tam sessizlikte bazı insanlar için sinir bozucu hâle gelebiliyor.
Sessizlik baskıya dönünce
Sessizliğin bende yarattığı bir de duygusal tarafı var. Ortam sessizken, çalışmamam için hiçbir bahane kalmıyor. Dışarıda gürültü varsa "şartlar uygun değil" diyebiliyorum; ama her şey sessiz ve temizken, başlayamamak bir anda bir kişisel sorgu hâline geliyor. "Şimdi hiçbir engel yok, neden başlamıyorum?" diye sormaya başlıyorum.
Bu soru çoğu zaman yardımcı olmuyor. Daha çok bir baskıya dönüşüyor ve baskı da başlamayı daha zor hâle getiriyor. Boş sayfa ve sessiz oda birlikte olunca, sanki herkes bana bakıyormuş gibi bir his doğuyor, oysa odada kimse yok.
Bu hissi fark etmek bana ilk başta biraz rahatlık verdi. Başlayamamam, ortamın bana yüklediği bir ağırlıktan da gelebiliyor; benim niyetimle ya da karakterimle ilgili bir sorun olmak zorunda değil. Bunu kendime söylediğim günlerde, sessiz odada başlamak biraz daha kolay oluyor.
Boşluk dolmayınca zihin ne yapıyor?
Zihin boşluk bırakılmaya pek tahammül etmiyor. Sessizlikte işimi yaparken kafamın içindeki "yapılacaklar" listesi birdenbire canlanıyor: Faturayı ödedim mi, şu kişiyi aramam gerekiyordu, akşam ne yiyeceğim... Bunların hepsi işe giren değil, işin dışında kalan düşünceler. Ve sessizlikte hepsi daha yüksek sesle konuşuyor.
Bazı günler bunun yoğunluğu şaşırtıcı oluyor. Bir işe girmeye çalışırken beş altı farklı "yapılacak" aynı anda önüme çıkıyor, hangisinin acil olduğuna karar veremeden hiçbirine başlamıyorum. Sessizlik bu düşünce kalabalığını daha da belirgin yapıyor; sanki ses azaldıkça iç sesim yükseliyor.
Bu anlarda iki şey işe yaradı. Birincisi, hızlıca "park notu" tutmak: aklıma gelen şeyi tek satırla bir kâğıda yazıp işe dönmek. İkincisi, ortamı biraz doldurmak. Böylece düşünceler boşlukta yankılanmıyor.
Sessizliği yumuşatmak için denediklerim
Sessizliği tamamen terk etmek zorunda değilsin; sadece biraz yumuşatabilirsin. Benim denediklerim şunlar:
- Düşük ses seviyesinde sabit bir ortam sesi. Yağmur, fan ya da derin bir uğultu gibi. Sesi o kadar kısık tutuyorum ki sadece sessizliğin keskinliği kalkıyor.
- Hafif açık bir pencere. Dışarıdan gelen uzak sokak sesi, çoğu zaman içerideki küçük seslerin önünü alıyor.
- Sözsüz, sakin bir müzik. Çok kısık ve tanıdık olursa işe yarıyor.
- Başka birinin yakınlığı. Aynı odada kimse konuşmasa bile, bir başkasının çalıştığını bilmek sessizliği tamamen farklı bir şeye çeviriyor. Bunu bir arkadaşla ya da evde bir başkasıyla yapmak mümkün; bazen de uzaktan bir çevrim içi ortam bile bu işi görüyor.
- Kısa bloklar. Sessizliğe tahammül edebildiğim süreyi aşmamak. Yirmi dakikalık bloklar, sonra kısa bir ara.
Bunların hiçbiri her gün işe yaramıyor. Bir gün fan sesi harika, ertesi gün sıkıcı. Bu yüzden bir yöntemi kutsamıyorum, menüden seçer gibi deniyorum.
Sessizlik de bir seçenek, ama tek seçenek değil
Tam sessizliğe hiç ihtiyaç duymadığımı söylemiyorum. Bazı işler, mesela dikkatle okuma, yeni bir konuyu anlama ya da düşünerek yazma, sessizlikte daha rahat oluyor. O günlerde sessizliği seviyorum. Mesele sessizliğin iyi ya da kötü olması değil; her zaman aynı etkiyi yapmaması. Bu yüzden kendime artık "sessizlik mi, ses mi" diye sormuyorum. Sorum şu: "Bugün, bu iş için, bu kafayla hangisi?" Cevap sabah bir, öğleden sonra başka olabiliyor; ikisi arasında gidip gelmek de bir beceri sayılır, bir tutarsızlık değil.
Eğer sessizlik seni sadece zorlamıyor, ayrıca kaygılandırıyor, rahatsız edici düşünceler getiriyor ya da yalnızlık hissini ağırlaştırıyorsa, bunu bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmaya değer. Çok ağır bir ruh hâli yaşıyorsan ve kendine zarar verme düşüncen varsa 112'yi aramaktan ya da yakınındaki birinden hemen yardım istemekten çekinme.
Son söz
Tam sessizlikte çalışamamam artık bana bir eksiklik gibi gelmiyor. Daha çok, bilmem gereken bir ayar: Sessizlik bende bazen bir iyilik, bazen bir boşluk. Boşluk olduğu günlerde ortama çok kısık bir ses ekleyip işe başlıyorum.
Sen de sessizlikte zorlanıyorsan, bunu bir kusur gibi taşımak zorunda değilsin. Bir sonraki çalışma bloğunda sesi çok kısık bir seviyeye getir, on dakika dene ve fark yaratıp yaratmadığına bak. Yaratmazsa da kendine kızmana gerek yok.